Partnere DEHB'yi anlatmak: zor konuşmayı kolaylaştırmak

Partnere DEHB'yi anlatmak neden bu kadar zor geliyor? Doğru anı seçmekten somut örneklere, konuşmayı savunmadan paylaşmaya taşıyan adımları anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Kafamda o konuşmayı defalarca prova ettim. Duşta, otobüste, uykuya dalmadan önce. Her provada cümleler pürüzsüz akıyordu, karşımdaki başını sallıyor, her şey yerli yerine oturuyordu. Gerçek hayatta ise ilk cümlede takıldım, ikinci cümlede savunmaya geçtim, üçüncüde konuyu başka yere çektim.

Partnere DEHB'yi anlatmak kâğıt üzerinde basit görünüyor: Otur, açıkla, bitti. Ama işin içine utanç, eski kırgınlıklar ve “ya bahane sanarsa” korkusu girince basit bir açıklama ağır bir yüke dönüşüyor. Bu yazıda yakın ilişkilerde bu konuşmayı açarken fark ettiklerimi, işe yarayanları ve yaramayanları paylaşıyorum.

Kısaca: Partnere DEHB'yi anlatırken sakin bir an seçmek, soyut tanımlar yerine somut örnekler vermek ve küçük, uygulanabilir ricalarla bitirmek konuşmayı kolaylaştırır. Bu tek seferlik bir itiraf değil, zamana yayılan bir süreç. Karşı tarafın sorularına ve duygularına da yer açmak gerekir.

Partnere DEHB'yi anlatmak neden bu kadar zor?

Bana kalırsa zorluk bilginin kendisinde değil, bilginin taşıdığı anlamda. DEHB'yi anlatmak, çoğu zaman yıllardır saklamaya çalıştığın bir yanını gün ışığına çıkarmak demek. Unutkanlığını, dağınıklığını, yarım kalan işlerini “işte bu benim” diyerek masaya koymak.

Benim gözlemlediğim birkaç korku var:

  • Bahane gibi duyulma korkusu. “Şimdi her şeyi DEHB'ye mi bağlayacaksın?” sorusunu duymaktan çekinmek.
  • Etiketlenme korkusu. Karşımdakinin beni artık sadece bu çerçeveden görmeye başlaması.
  • Kendini tam bilememek. DEHB'nin bende nasıl çalıştığını ben de yeni yeni çözerken başkasına anlatmaya çalışmak.
  • Geçmiş tartışmaların gölgesi. Daha önce yaşanmış kırgınlıklar varsa, açıklama bir savunma gibi algılanabiliyor.

Bu korkuları tanımak bile bir şey değiştiriyor. En azından konuşmaya girerken neyin beni gerdiğini biliyorum.

Konuşmadan önce: kendi haritanı çıkar

Konuşmaya hazırlıksız girdiğimde genelde ya çok genel kaldım ya da çok dağıldım. Sonradan anladım ki önce kendime birkaç soru sormam gerekiyormuş. Bir kâğıda ya da telefonun not uygulamasına şunları yazmak işime yaradı:

  1. DEHB ilişkimizi en çok hangi anlarda etkiliyor? Unutkanlık mı, dinlerken dalmak mı, son dakika iptaller mi?
  2. Bu anlarda içimde ne oluyor? Karşımdakinin görmediği tarafı nasıl tarif edebilirim?
  3. Şu an zaten neler deniyorum? Alarmlar, notlar, takvim gibi.
  4. Ondan ne rica etmek istiyorum? Küçük ve uygulanabilir bir şey.

Bu listeyi konuşmada okumak zorunda değilsin. Ama yazmak, düşünceleri toparlıyor. Dağınık bir zihinle dağınık bir konuşma yapmak yerine, elinde kabaca bir rota oluyor.

Konuşmanın kendisi: nasıl başlamalı?

Zamanlama bence işin yarısı. Bir tartışmanın ortasında ya da hemen ardından açılan DEHB konusu, ne kadar doğru olursa olsun savunma gibi duyuluyor. İkinizin de yorgun olmadığı, acelenin olmadığı bir an seçmek çok fark ediyor. Yürüyüş gibi yan yana olunan anlar, karşılıklı oturmaktan daha rahat geçebiliyor.

Başlangıç cümlesi için uzun bir giriş gerekmiyor. Mesela şöyle bir şey: “Bir süredir kafamda olan bir şeyi seninle paylaşmak istiyorum. Bazı davranışlarımın nereden geldiğini anlamana yardımcı olabilir.” Bu cümle konuşmanın amacını baştan söylüyor ve suçlama içermiyor.

Sonra soyut tanımlardan çok somut örneklere geçmek işe yarıyor. “Dikkat eksikliğim var” demek havada kalıyor. Bunun yerine şöyle anlatmayı denedim: “Sen bir şey anlatırken bazen bir kelimeye takılıp kafamda bambaşka bir yere gidiyorum. Geri döndüğümde cümlenin yarısını kaçırmış oluyorum. Bu seni dinlemek istemediğim için olmuyor.”

Ve konuşmayı bir ricayla bağlamak. Sadece “Ben böyleyim” deyip bırakmak, karşı tarafı ne yapacağını bilemez hâlde bırakıyor. “Önemli bir şey söyleyeceğin zaman önce adımı söyleyip gözüme bakar mısın?” gibi küçük bir rica, konuşmayı somut bir yere taşıyor.

Konuşmada kaçınmaya çalıştığım şeyler

Zamanla bazı alışkanlıkların konuşmayı zorlaştırdığını gördüm. Hepsini her seferinde başaramıyorum ama aklımın bir köşesinde tutuyorum:

  • Ders anlatır gibi konuşmak. Belirtileri madde madde sıralamak bilgi veriyor ama yakınlık kurmuyor. Bir anı ya da bir his, on tanımdan daha çok şey anlatıyor.
  • Özür yağmuru. Her cümleye “kusura bakma” eklemek, konuşmayı bir itirafa çeviriyor. Karşımdaki beni teselli etmekle meşgul olunca asıl konu kayboluyor.
  • Her şeyi tek kaba koymak. Bütün sorunları DEHB'ye bağlamak, anlattığım şeyin inandırıcılığını azaltıyor. Bazı şeyler sadece yorgunluk, bazıları sadece kötü bir gün.
  • Karşı tarafı da teşhis etmeye çalışmak. “Sen de bazen unutuyorsun ama” cümlesi konuşmayı bir yarışa çeviriyor.

Bunları bilmek, konuşmanın sakin kalmasına ciddi biçimde yardım ediyor. Bir şey ters gittiğinde de “Galiba savunmaya geçtim, baştan alayım mı?” diyebilmek her şeyi kurtarabiliyor.

Karşı tarafın tepkisine yer açmak

Kafamdaki provalarda karşımdaki hep anlayışla dinliyordu. Gerçekte tepkiler çok daha karışık olabiliyor ve bu da normal. Karşılaşabileceğin bazı tepkiler:

  • Rahatlama: “Demek o yüzden...” Bazen karşı taraf da yıllardır bir şeylere anlam vermeye çalışıyordur.
  • Şüphe: “Ama herkes unutur ki.” Bu cümle can yakabiliyor ama çoğu zaman bilgisizlikten geliyor, kötü niyetten değil.
  • Endişe: “O zaman hep böyle mi olacak?” Bu soru aslında geleceğe dair bir kaygı ve dürüstçe cevaplanmayı hak ediyor.
  • Aşırı yardım: Karşı tarafın her şeyi senin yerine üstlenmeye çalışması. Kibar ama uzun vadede ikinizi de yoran bir tavır.

Benim en çok zorlandığım an, karşımdakinin hemen anlamadığı anlardı. Sonradan fark ettim ki benim bu konuyu sindirmem zaman almıştı; onun da zamana ihtiyacı olması çok doğaldı. Soru sormasına izin vermek, “Bilmiyorum, ben de öğreniyorum” diyebilmek konuşmayı rahatlattı.

Bir de karşı tarafın kendi duygularını söylemesine yer açmak önemli. DEHB'yi anlatmak, onun yaşadığı yorgunluğu yok saymak anlamına gelmemeli. “Bu konuda senin neler hissettiğini de merak ediyorum” demek, konuşmayı tek yönlü bir açıklamadan karşılıklı bir sohbete çeviriyor.

Tek konuşma değil, bir süreç

İlk konuşmadan sonra her şeyin çözüleceğini düşünmek çok cazip. Ama DEHB tek oturuşta anlatılacak bir konu değil. Benim deneyimimde asıl değişim, ilk konuşmadan sonraki küçük konuşmalarda oldu.

Mesela bir şey unuttuğumda “İşte bahsettiğim şey buydu, şimdi şunu yapıyorum” demek. Ya da iyi giden bir haftanın ardından “Senin o hatırlatman çok işime yaradı” diye teşekkür etmek. Bu küçük anlar, ilk konuşmada söylenenleri gerçek hayata bağlıyor.

Zamanla DEHB'nin ne olmadığını konuşmak da işe yarıyor. Sevgisizlik değil, ilgisizlik değil, kasıt değil. Ama aynı zamanda her davranışın sorumluluğunu ortadan kaldıran bir muafiyet kartı da değil. Bu iki cümleyi birlikte söyleyebildiğimde karşımdaki hem rahatlıyor hem de bana güvenmeye devam edebiliyor.

Eğer konuşmalar hep aynı yere takılıyorsa ya da iki taraf da çok yorulmuşsa, DEHB'yi tanıyan bir psikologla ya da çift terapisi alanında çalışan bir uzmanla görüşmek iyi bir seçenek olabilir. Dışarıdan bir göz, iki tarafın da söylemekte zorlandığı şeyleri daha güvenli bir şekilde dile getirmeye yardım edebiliyor. Henüz bir değerlendirme yapılmadıysa, önce bir psikiyatristle görüşmek de konuşmaların zeminini netleştirir.

Kendime not

Mükemmel bir konuşma diye bir şey yok. Kekeleyerek, yarım cümlelerle, belki biraz ağlayarak da anlatılabiliyor. Önemli olan konuşmanın sonunda iki kişinin birbirine biraz daha yakın durması.

Eğer bu konuşmayı bir süredir erteliyorsan, bugün tamamını anlatmak zorunda değilsin. Tek bir örnekle başlayabilirsin. Bir kapıyı aralamak bazen bütün odayı aydınlatmaya yetiyor.

Sık sorulanlar

Partnerime DEHB'mi ne zaman söylemeliyim?

Tek bir doğru zaman yok. Sakin, acelesiz ve bir tartışmanın hemen ardından olmayan bir anı seçmek, konuşmanın savunma gibi duyulmasını önleyebilir. Yeni bir ilişkide ne kadarını, ne zaman paylaşacağına sen karar verirsin.

Partnerim DEHB'yi bahane olarak görürse ne yapmalıyım?

Bu kaygıyı ciddiye almak ve DEHB'nin davranışı açıkladığını ama sorumluluğu kaldırmadığını söylemek işe yarayabilir. Somut bir telafi ya da düzen önerisi paylaşmak, açıklamanın bahane olmadığını gösterir.

DEHB'yi partnerime anlatırken bir uzmandan destek alabilir miyim?

Evet. DEHB'yi tanıyan bir psikolog ya da çift terapisi alanında çalışan bir uzman, iki tarafın da sorularını rahatça konuşabileceği güvenli bir alan sağlayabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir