Sıkıcı işleri oyunlaştırmak: DEHB'li zihin için küçük oyunlar

Sıkıcı işleri oyunlaştırmak başlamayı kolaylaştırabilir mi? DEHB'li biri olarak denediğim küçük oyunları, sınırlarını ve sürdürme yollarını anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Mutfakta bir zamanlayıcı tıkırdıyor ve ben bulaşık makinesini boşaltırken kendimle yarışıyorum. Dört dakika on iki saniye. Geçen sefer beş dakikaydı. Dışarıdan bakan biri biraz tuhaf bulabilir, ama bu küçük yarış olmasa o makine muhtemelen akşama kadar dolu kalacaktı.

Sıkıcı işleri oyunlaştırmak, benim gibi ilgiyle çalışan bir dikkat için en sevdiğim yollardan biri. Her zaman işe yaramıyor, bazen tamamen çöküyor. Ama çoğu zaman bir işe başlamakla başlamamak arasındaki farkı yaratıyor. Bu yazıda denediğim oyunları, onların sınırlarını ve oyunu sürdürülebilir kılmak için öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Kısaca: Sıkıcı işleri oyunlaştırmak, işe yenilik, meydan okuma ya da zaman sınırı ekleyerek ilgiyle çalışan dikkati harekete geçirmeye yardımcı olabilir. Zamanlayıcıyla yarış, kura ile görev seçme ya da şarkı süresince çalışma gibi küçük oyunlar başlamayı kolaylaştırır. Ama oyunların etkisi zamanla azalır; onları değiştirmek normaldir.

Sıkıcı işleri oyunlaştırmak neden işe yarayabilir?

DEHB'li pek çok insan gibi benim dikkatim de bir işin önemli olmasından çok ilgi çekici olmasıyla açılıyor. Yenilik, meydan okuma, aciliyet, oyun… Bunlar dikkatimi kendiliğinden toplayan şeyler. Sıkıcı bir işte ise bunların hiçbiri yok.

Oyunlaştırma, sıkıcı bir işe bu eksik parçalardan birini eklemeye çalışmak. İş değişmiyor; bulaşık hâlâ bulaşık. Ama işin etrafına küçük bir çerçeve, bir kural ya da bir yarış koyduğunda, zihnim ona farklı bakıyor. “Bulaşık yıkamam gerekiyor” cümlesi ağır bir yük gibi gelirken, “bulaşığı bir şarkı bitmeden yıkayabilir miyim?” cümlesi küçük bir meydan okumaya dönüşüyor.

Burada amaç işi eğlenceli yapmak değil. Bazı işler hiçbir zaman eğlenceli olmayacak. Amaç, başlamak için gereken o ilk kıvılcımı bulmak.

Bir dönem bu oyunları biraz utanarak oynadım. Yetişkin biri neden bulaşıkla yarışır ki? Sonra şunu düşündüm: herkes sıkıcı işleri bir şekilde katlanılır kılıyor. Kimisi müzik açıyor, kimisi bir arkadaşını arıyor, kimisi işi bitirince kendine kahve ısmarlıyor. Benim oyunlarım da bunun biraz daha belirgin bir hâli. Çocukça görünmesi, işe yaramadığı anlamına gelmiyor.

Bende işe yarayan küçük oyunlar

Bunlar zaman içinde denediğim, bazılarını hâlâ kullandığım oyunlar. Hepsi basit, hepsi ucuz ve hiçbiri özel bir uygulama gerektirmiyor.

  1. Zamanlayıcıyla yarış. Bir işin ne kadar sürdüğünü ölçüp bir sonraki sefer o süreyi geçmeye çalışmak. En sevdiğim oyun.
  2. Şarkı süresi. Bir şarkı açıp, şarkı bitene kadar bir işe odaklanmak. Bazen üç şarkılık bir liste yapıyorum ve liste bitince duruyorum.
  3. Görev piyangosu. Küçük işleri kâğıtlara yazıp bir kavanoza koyuyorum. Canım hiçbir şey yapmak istemediğinde bir tane çekiyorum. Seçme yükü ortadan kalkıyor.
  4. Bingo kartı. Haftanın küçük işlerini bir tabloya yazıp bitirdikçe işaretliyorum. Bir satırı tamamlamak küçük bir ödül hissi veriyor.
  5. Belgesel anlatıcısı. Bir işi yaparken kafamda kendimi bir belgeselin karakteri gibi anlatıyorum. Saçma, biliyorum. Ama çamaşır katlamayı garip bir şekilde daha katlanılır yapıyor.
  6. Zar atmak. Zarın gösterdiği sayı kadar dakika ya da o kadar eşya. Şans faktörü, işi biraz daha oyun gibi hissettiriyor.
  7. Ödül eşleştirmesi. Sıkıcı bir işi sevdiğim bir şeyle eşleştiriyorum: sadece ütü yaparken dinlediğim bir podcast gibi.
  8. Gizli görev. Bir odaya girdiğimde “bu odadan çıkmadan üç eşyayı yerine koy” gibi küçük, gizli bir görev veriyorum kendime.

Görev piyangosu neden bu kadar işime yarıyor?

Bu oyunu ayrıca anlatmak istiyorum çünkü bende en uzun süre işe yarayanlardan biri oldu. Benim için sıkıcı işlerin en zor kısmı çoğu zaman işin kendisi değil, hangisinden başlayacağıma karar vermek. Önümde on tane küçük iş olduğunda, hepsine birden bakıp hiçbirini yapamıyorum.

Piyango bu kararı benden alıyor. Kâğıdı çekiyorum, ne çıkarsa onu yapıyorum. Karar verme yükü ortadan kalkınca, başlamak çok daha kolay oluyor. Bir de küçük bir sürpriz etkisi var: hangi işin çıkacağını bilmemek, en sıkıcı işe bile bir parça merak katıyor.

Oyunlaştırmanın sınırları

Bu oyunların hepsinin bir raf ömrü var. Benim deneyimimde yeni bir oyun ilk birkaç hafta çok iyi çalışıyor, sonra yavaş yavaş etkisini yitiriyor. Çünkü oyunun kendisi de zamanla sıkıcı hâle geliyor. Yenilik, ilgimi çeken anahtarlardan biriydi ve yenilik geçince anahtar da paslanıyor.

Bir de oyunun işin yerini alması riski var. Bir dönem en güzel bingo kartını tasarlamak için saatler harcadım ve kartın üzerindeki işlerin hiçbirini yapmadım. Oyunu kurmak, oyunu oynamaktan daha çekici hâle gelebiliyor.

Ayrıca bazı uygulamalardaki aşırı oyunlaştırma bende tam tersi bir etki yaratıyor. Art arda günleri sayan, kaçırdığında bir şeyler kaybettiren sistemler, bir gün kaçırdığımda beni tamamen bırakma noktasına getiriyor. Oyun, ceza vermeye başladığında artık oyun olmaktan çıkıyor.

Oyunu sürdürülebilir kılmak için

Bu sınırları bildikten sonra, oyunları daha uzun süre kullanabilmek için bazı küçük kurallar koydum:

  • Oyunları döndürmek. Tek bir oyuna bağlı kalmak yerine birkaç oyunu sırayla kullanıyorum. Biri sıkıcılaşınca bir süre ona ara veriyorum.
  • Basit tutmak. Kurulumu beş dakikadan uzun süren oyunlardan uzak duruyorum.
  • Ceza yok. Oyunu oynamadığım bir gün, kaybettiğim bir şey olmuyor. Ertesi gün kaldığım yerden devam ediyorum.
  • Sıkılınca suçluluk duymamak. Bir oyunun etkisini yitirmesi benim başarısızlığım değil, yeniliğin doğası.
  • Bazen birlikte oynamak. Biriyle yan yana çalışmak, kendi başına bir oyun gibi işliyor. Hafif bir ortam sesiyle ya da sanal bir ortak çalışma masasında, örneğin MASA'da çalışmak da bende benzer bir etki yaratıyor.

Hiçbir oyunun işe yaramadığı günler

Dürüst olmam gerekirse, bazı günler hiçbir oyun işe yaramıyor. Enerjim çok düşük, zihnim çok dağınık ya da duygusal olarak çok yorgunum. O günlerde zamanlayıcı kurmak bile fazla geliyor.

Bu günlerde kendimi zorlamak yerine minimum bir hedef koyuyorum: sadece bir tabak yıkamak, sadece bir eşyayı yerine koymak. Bazen bu bir adım bir sonrakini getiriyor. Bazen getirmiyor ve bu da tamam.

Eğer günlük işlere başlamakta sürekli ve ciddi biçimde zorlanıyorsan, bu durum uzun süredir devam ediyorsa ve hayatını etkiliyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi bir adım olabilir. Oyunlar küçük yardımcılar; ama destek ihtiyacının yerini tutmuyor.

Oyun bitti mi?

O zamanlayıcı hâlâ mutfakta duruyor. Bazı günler onunla yarışıyorum, bazı günler ona hiç dokunmuyorum. Ama orada olduğunu bilmek, sıkıcı işlerin tamamen kaçınılmaz bir yük olmadığını hatırlatıyor.

Bugün seni bekleyen sıkıcı bir iş varsa, ona küçük bir oyun eklemeyi dene. Bir şarkı aç, bir zamanlayıcı kur, bir kâğıt çek. İş değişmeyecek, ama ona bakışın biraz değişebilir. Ve bazen, başlamak için gereken tek şey bu.

Sık sorulanlar

Oyunlaştırma DEHB'li biri için gerçekten işe yarar mı?

Bazı DEHB'li kişiler için sıkıcı işlere yenilik, meydan okuma ya da zaman sınırı eklemek başlamayı kolaylaştırır. Ancak her yöntem herkese uymaz ve yeni bir oyun bir süre sonra etkisini yitirebilir.

Ev işlerini nasıl daha az sıkıcı hâle getirebilirim?

Zamanlayıcıyla kendinle yarışmak, bir şarkı süresince çalışmak, görevleri kurayla seçmek ya da biriyle yan yana yapmak birçok kişiye yardımcı olur. Önemli olan küçük başlamak ve oyunları değiştirmekten çekinmemek.

Oyunlaştırdığım yöntem bir süre sonra işe yaramıyor, neden?

Yeniliğin çekimi zamanla azalabilir. Bu yüzden birkaç farklı oyunu sırayla kullanmak ve sıkıldığında suçluluk duymadan değiştirmek daha sürdürülebilir bir yol olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir