Sıkıcı işlere başlamak: ilgi gelmeyince ne yapıyorum?

Sıkıcı işlere başlamak DEHB'de neden bu kadar zor? İlgi gelmeyen işlerde başlamanın yolunu açmak için denediklerimi ve yaramayanları paylaşıyorum.

· · 5 dk okuma

Sıkıcı işlerin ortak bir yanı var: Hepsi önemli, hiçbiri heyecan verici değil. Bir form, bir tablo, bir belge düzenleme, bir fatura kontrolü. Yapılmaları gerektiğini çok iyi biliyorum. Yine de her biri, başlamaya çalıştığımda bende görünmez bir direnç yaratıyor.

Bu yazıyı bir çözüm vaadiyle değil, bir gözlem olarak yazıyorum. Sıkıcı işleri sevmeyi öğrenmedim ve öğreneceğimi de sanmıyorum. Ama onlara başlamanın biraz daha az acı veren yollarını buldum.

Kısaca: DEHB'de sıkıcı işlere başlamak çoğu zaman bir irade değil, bir uyarılma meselesi: İlgi, yenilik ve aciliyet yoksa beyin işe geçmekte zorlanıyor. Sıkıcılığı yok etmek yerine katlanılır kılmak, yani süreyi sınırlamak, işi küçük partilere ayırmak, yanında biriyle çalışmak ve bitiş ödülünü önceden belirlemek bende işe yaradı.

Sıkıcı iş aslında ne demek?

Bir işin sıkıcı olması, çoğu zaman o işin kendisinden çok bende ne uyandırdığıyla ilgili. Aynı belge düzenleme işi bir gün sıkıcı gelirken, başka bir gün iyi bir müziğin eşliğinde keyifli bile olabiliyor. Demek ki iş sabit, benim durumum değişken.

Kendi gözlemimde sıkıcı sayılan işlerde dört şey eksik oluyor: ilgi çekicilik, yenilik, meydan okuma ve aciliyet. Hiçbirini taşımayan işler zihnimde “gri” bir yer tutuyor. Orada hiçbir şey beni çekmiyor, bu yüzden başlamak için kendi kendime bir çekim kuvveti yaratmak zorundayım. Bu da yorucu.

Sıkıntının bedende hissedilen bir yanı da var. Sıkıcı bir işin başında oturunca huzursuzlaşıyorum, bacaklarım kıpırdıyor, bir şey içmek ya da bir şeye bakmak istiyorum. Bu, “sıkılıyorum” cümlesinin ötesinde, neredeyse fiziksel bir rahatsızlık. Bunun neden böyle olduğunu tam bilmiyorum; yalnızca benim gibi pek çok kişinin aynı şeyi anlattığını duydum.

Sıkıcılığı yok etmeye çalışmayı bıraktım

Bir dönem sıkıcı işi ilginç hâle getirmeye çabaladım. Ona oyun gibi bakmaya, kendimi heyecanlandırmaya çalıştım. Bazen işe yaradı ama çoğu zaman işi yapmak için ayrıca bir performans sergilemem gerekiyordu. Yani hem sıkıcı işi hem sıkıcı işi sevmeye çalışma işini yapıyordum.

Sonra hedefi değiştirdim: İşi sevdirmek değil, katlanılır kılmak. Bu küçük gibi görünen kayma çok şey değiştirdi. Sıkıcı işi sıkıcı olarak kabul edebiliyorum ve yine de yapabiliyorum. “Bu sıkıcı, ama bitecek” cümlesi “bu çok sıkıcı, nasıl eğlenceli hâle getiririm” cümlesinden çok daha hafif.

Sıkıcı işlere başlamak için bende işe yarayan küçük şeyler

Aşağıdakilerin hiçbiri her gün işe yaramıyor ama hep birlikte bir araç kutusu oluşturuyorlar:

  1. Süreyi sınırlamak. “Bu işi bitireceğim” yerine “yirmi dakika boyunca bunu yapacağım”. Sonu belli bir sıkıntıya katlanmak, sonsuz bir sıkıntıdan çok daha kolay.
  2. İşi küçük partilere ayırmak. Elli satırlık bir tabloyu on satırlık beş partiye bölmek. Her parti bittiğinde küçük bir tamamlama hissi alıyorum.
  3. Yanına hafif bir uyaran koymak. Bazı işlerde müzik ya da arka planda bir podcast, ellerimin işi yaparken zihnimin boş kalmasını engelliyor. Ama bu kişisel; bazı işlerde aynı şey dikkatimi tamamen dağıtıyor. Bu yüzden işi tanıyıp ona göre seçiyorum.
  4. Yer değiştirmek. Bilgisayar başında sıkılıyorsam, aynı işi mutfak masasında ya da kafede yapmayı deniyorum. Mekânın değişmesi başlamayı kolaylaştırabiliyor.
  5. Yanında biri olmak. Sessizce çalışan bir başkasının yanında sıkıcı işi yapmak, tek başıma yapmaktan çok daha az ağır geliyor. Bunun için bazen arkadaşımla çevrim içi oturuyorum, bazen de geliştirdiğim sanal ortak çalışma masası MASA'ya giriyorum.
  6. Bitince ne yapacağımı önceden belirlemek. “Bu bitince on dakika dışarı çıkacağım.” Ödülün somut olması önemli; belirsiz “sonra dinlenirim” işe yaramıyor.
  7. Önce küçük bir bölümünü yapmak. Bütün işi değil, ilk beş dakikasını. İşin içine girdikten sonra devam etmek çoğu zaman daha kolay oluyor.

Bu listenin dışında, işin başındaki sürtünmeyi azaltmak da çok fark yaratıyor. Sıkıcı işin zaten sıkıcı olan kısımlarından biri de hazırlığı: Belgeyi aramak, şifreyi hatırlamak, gerekli kâğıdı bulmak. Bunları işi yapacağım oturumdan önce, ayrı küçük bir adım olarak halletmeye çalışıyorum. Önceki akşam gerekli dosyayı masanın üstüne koymak ya da sayfayı tarayıcıda açık bırakmak gibi. Ertesi gün oturduğumda ilk dirençle karşılaşmıyorum çünkü işin kapısı zaten aralık.

Bir de sıkıcı işi bitirdiğimde fark ettiğim duyguyu kendime anlatıyorum: Rahatlama. Başlarken bu rahatlamayı hatırlamak, işin ağırlığını biraz hafifletiyor. “Şu an zor ama yarım saat sonra bu iş artık kafamda olmayacak.” Bu cümle bir motivasyon konuşması değil, daha çok bir hatırlatma.

Küçük bir ilgi cebi bulmak

Sıkıcı bir işin içinde bile bazen küçük bir ilgi cebi bulmak mümkün. Mesela bir tabloda “bu veriler arasında beni şaşırtan bir şey var mı?” diye bakmak. Ya da bir temizlik işinde en hızlı yolu aramak. İşin kendisi ilginç olmasa da, ona dair bir soru ilginç olabiliyor.

Bu yöntem her işte tutmuyor; bazı işlerin içinde gerçekten bulunacak hiçbir şey yok. Ama tuttuğunda sıkıntıyı küçük bir merakla dengelediğimi hissediyorum. Bunu bir zorunluluk olarak değil, bir deneme olarak görüyorum. Bulamazsam sorun değil.

Gri işleri gün içinde nereye koyuyorum?

Sıkıcı işlerin günün neresine yerleştiği de önemli. Bende şu sıralama işe yarıyor:

  • Enerjimin en yüksek olduğu saatleri sıkıcı işe harcamıyorum ama sıkıcı işi enerjimin tamamen bittiği saate de bırakmıyorum. Genelde ikisinin arasında bir yer işe yarıyor.
  • Aynı türdeki sıkıcı işleri bir araya getiriyorum: tüm mailler, tüm formlar, tüm ödemeler bir oturumda. Her seferinde yeniden başlamanın yükü azalıyor.
  • Günün sonuna sıkıcı iş bırakmamaya çalışıyorum. O saatlerde enerjim yoksa hiç başlamıyorum.

Bunlar benim ritmim; senin ritmin farklı olabilir. En kritik şey, kendi enerji akışına bakıp işi ona göre yerleştirmek.

Hiçbir şeyin işe yaramadığı günler

Bazı günler hiçbir yöntem tutmuyor. Beynim “hayır” diyor ve ben de yöntemlerin listesine bakıp bir yere varamıyorum. O günlerde kendime üç soru soruyorum:

  • Bu işin bugün yapılması gerçekten gerekli mi? Bazen cevap “hayır”dır ve bu rahatlatıcıdır.
  • Bu işi başka biri yapabilir mi, ya da kısmen devredebilir miyim?
  • Yarın daha uygun bir ruh hâliyle yapabilir miyim? Bunun bir erteleme ya da gerçek bir yeniden planlama olup olmadığını dürüstçe ayırt etmeye çalışıyorum.

Bunları sorarken kendime kızmıyorum. Sıkıcı işlerin bir kısmı gerçekten silinebilir, bir kısmı devredilebilir, bir kısmı da yarına kalabilir. Sürekli erteleniyor ve hayatını zorluyorsa, dikkat ve başlatma güçlükleri konusunda bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak yardımcı olabilir.

Sevmek zorunda değilim

Sıkıcı işleri sevmek zorunda değilim; sadece onları yapabilecek kadar kendime kolaylık sağlamam gerekiyor. Listedeki en gri işe yirmi dakikalık bir zamanlayıcı kuracağım. Zamanlayıcı bittiğinde durmak hakkım.

Sık sorulanlar

DEHB'de sıkıcı işler neden bu kadar zor geliyor?

DEHB'li pek çok kişi ilgi, yenilik ve aciliyet olmadan başlamanın çok zorlaştığını anlatıyor. Bu yüzden önemli ama ilgi çekmeyen işler, bir irade eksikliğinden çok bir uyarılma meselesi gibi yaşanabiliyor.

Sıkıcı bir işi nasıl daha katlanılır yaparım?

Süreyi sınırlamak, işi parçalara ayırmak, yanında biriyle çalışmak ve bitince ne yapacağını önceden belirlemek yardımcı olabilir. Her işte aynı yöntem işe yaramayabilir; kendine uyanı deneyerek bulmak gerekiyor.

Müzik ya da arka plan sesi sıkıcı işte yardımcı olur mu?

Bazı insanlarda olur, bazılarında dikkati dağıtır. Bu kişisel bir tercih; denemek ve işe yaradığı günleri not almak en doğrusu. Hiçbir sesin DEHB'yi tedavi ettiği söylenemez.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir