Bir işi ya mükemmel yapacaktım ya hiç yapmayacaktım. Ortası yoktu. Bu cümleyi kendime hiç söylemedim ama davranışım her seferinde bunu söylüyordu: Mükemmel yapabileceğime ikna olmadığım iş, günlerce başlanmadan duruyordu.
Epey zaman sonra fark ettim ki bana mükemmeliyetçilik gibi görünen şey, çoğu zaman erteleme için çok sağlam bir gerekçeydi. “Daha iyi hazırlanayım”, “biraz daha araştırayım”, “doğru anı bekleyeyim” cümlelerinin hepsi hoş bir kılıfın içinde duran aynı korkuydu: kötü yapmak.
Kısaca: Mükemmeliyetçilik ve erteleme bir döngü kuruyor: Kusursuz olamayacağını düşündüğün işe başlamıyorsun, başlamadıkça baskı artıyor, baskı arttıkça standart yükseliyor. Çıkış yolu standardı düşürmek değil, ilk adımı kötü olabilir diye önceden kabul etmek ve “yeterince iyi”nin ne olduğunu baştan tanımlamak.
Mükemmeliyetçilik ve erteleme döngüsü nasıl kuruluyor?
Benim deneyimimde döngü genellikle şu sırayla işliyor:
- Bir iş geliyor ve onu iyi yapmak istiyorum, hem de çok iyi.
- İyi yapabilmek için gerekli koşulları düşünmeye başlıyorum: yeterli zaman, doğru ruh hâli, tüm bilgiler.
- Bu koşulların hiçbiri o an tam olarak yerinde değil, o yüzden başlamıyorum.
- Başlamadıkça iş zihnimde büyüyor, “bu artık çok önemli bir şey” hâline geliyor.
- İşin önemi büyüdükçe standardım da yükseliyor ve başlamak daha da zorlaşıyor.
- Son tarih yaklaşınca aceleyle bir şey çıkarıyorum; bu da zaten beklediğim “yeterince iyi olmayan” sonuç oluyor.
- Bu sonuç, bir sonraki sefere “ben bunu iyi yapamıyorum” hikâyesini doğruluyor.
Son adım en tehlikelisi. Başlamadığım için kötü sonuç aldığım hâlde, kötü sonucu “yeteneksizliğime” yazıyorum. Oysa kötü sonucun nedeni yeteneğim değil, sürece hiç dokunamamış olmam. Ama döngünün içindeyken bunu görmek çok zor.
DEHB'de bu birliktelik neden sık olabiliyor?
Burada bir genelleme yapmak istemiyorum, çünkü herkes aynı değil. Kendi gözlemimi söyleyeyim: Çok sık dikkatsizlik hatası yapan, bir şeyleri unutan ya da geç bırakan biri, zamanla hata yapma ihtimaline karşı aşırı tetikte olabiliyor. “Bu sefer hatasız yapacağım” demek, daha önceki hataların bıraktığı izi telafi etme çabası gibi.
Ben de bir dönem bu yüzden küçük işleri bile gereğinden fazla ciddiye alıyordum. Bir mail taslağını beş kez okuyup göndermemek gibi. Bu özen değil, tetikte bekleme hâliydi. İşin sonunda hem yorgunum hem hâlâ emin değilim.
Bir de DEHB'de başlamak zaten zor olduğu için, işin başlama anına yüklenen anlam büyüyor olabilir. “Eğer bu kadar zorlanarak başlayacaksam, en azından iyi olsun” gibi. Böylece zorluğun bedeli, standardı yukarı çekiyor.
Mükemmeliyetçilik bazen başka bir korkunun kılıfı
Kendimde fark ettiğim bir şey de şu: Çoğu zaman “mükemmel olsun” dediğimde aslında “eleştirilmeyeyim” demek istiyordum. Mükemmeliyetçilik, utanılma ya da yetersiz görülme korkusuna karşı bir zırh gibi çalışıyordu.
Bu fark önemli, çünkü zırhı sıkılaştırmak sorunu çözmüyor. Standardı yükselttikçe korku azalmıyor; sadece kendini daha haklı gösteriyor. Asıl olan, korkuyu adlandırmak: “Bu iş kötü çıkarsa kimin ne düşünmesinden çekiniyorum?” Cevap bazen şaşırtıcı şekilde küçük çıkıyor. Bazen de hiç kimse olmuyor, sadece kendi sesim.
Kötü ilk taslak hakkı
Bende en çok işe yarayan şey, kendime açıkça kötü bir ilk adım hakkı tanımak oldu. Bunu şöyle uyguluyorum:
- İşin başına “çirkin versiyon” diye not yazıyorum. Örneğin belgenin adı “Rapor, çirkin versiyon”.
- Bu versiyonu kimseye göstermeyeceğime söz veriyorum.
- Yirmi dakika zamanlayıcı kuruyorum ve bu sürede düzeltme yapmıyorum, sadece yazıyorum.
- Bittiğinde yeniden okumuyorum, kapatıyorum.
“Çirkin versiyon” kelimesi sihirli bir şey değil ama beynime bir izin veriyor. Kusurlu olmak serbest. Bu izin, boş sayfa önündeki felcin yarısını çözüyor. Çünkü ikinci gün elimde bir şey oluyor: Kötü, dağınık, yarım ama gerçek bir malzeme. Düzeltmek sıfırdan yazmaktan çok daha kolay.
Hazırlık tuzağı: araştırmak da bir erteleme biçimi
Mükemmeliyetçiliğin en sevdiğim kılığı “önce hazırlanayım” oluyor. Bir konuya başlamadan önce ona dair her şeyi okumak, en iyi aracı seçmek, ideal planı kurmak. Hepsi çalışmak gibi görünüyor ama çoğu zaman başlamamak için yapılıyor.
Kendime sorduğum soru şu: “Bu hazırlık işe yarayan bir bilgi mi arıyor, yoksa korkumu mu oyalıyor?” İkincisi olduğunu anladığımda kendime bir sınır koyuyorum. Hazırlığa yarım saat ayırıyorum, süre dolunca zamanlayıcıyı kapatıp ilk adıma geçiyorum. Eksik kalan bilgiyi iş sırasında öğrenmek, hazırlıkta mükemmel bilgiye ulaşmaya çalışmaktan daha kolay oluyor.
Her işin standardı aynı olmak zorunda değil
Mükemmeliyetçilikle başa çıkarken işe yarayan başka bir adım, her işe aynı standardı uygulamamaktı. Kendime üç kutu yaptım:
- Mükemmel gereken işler. Gerçekten dikkat isteyen, hata yapmanın ciddi sonucu olan işler. Çok az.
- İyi yeter işler. Düzgün, anlaşılır, işe yarar olması yeterli. Çoğu iş bu kutuda.
- Bitmiş olsun yeter işler. Önemli olan sadece yapılmış olması: bir form, bir mesaj, bir toplama işi.
Çoğu işi yanlış kutuya koyuyordum. “Bitmiş olsun yeter” kutusundaki bir işe “mükemmel gerek” standardı uygulayınca, o iş haftalarca bekliyordu. Kutuyu doğru seçmek, standardı da yükü de doğru boyuta getiriyor.
“Yeterince iyi”yi baştan tanımlamak
Başlamadan önce bir cümle yazıyorum: “Bu iş şu olunca bitmiş sayılır.” Örneğin “üç paragraf, bir örnek, bir sonuç cümlesi.” Bu cümle bir tür çıkış kapısı. İş ona ulaştığında “daha iyi olabilir” sesine karşı elimde bir cevabım var: “Bitirme tanımına ulaştım.”
Bu tanım bazen bir gün sonra değişiyor ve sorun değil. Önemli olan, sonsuza uzayan bir hedef yerine bir bitiş çizgisi olması. Çizgiyi geçince kendime bir şey söylüyorum: “Bu kadarı yeterliydi.” İlk başta yapay geliyor, ama tekrar ettikçe “yeterince iyi” cümlesi biraz daha inandırıcı oluyor ve bir sonraki işin başında beni daha az sıkıyor.
Bir de başkasının gözüyle bakmayı deniyorum: Aynı işi bir arkadaşım yapsa, onu nasıl değerlendirirdim? Çoğu zaman “harika olmuş, bir de bitirmiş” derdim. Kendime uyguladığım standardı bir başkasına uygulamak aklıma bile gelmezdi.
Takıldığım zamanlar
Bu yöntemlerin hepsini uyguladığım hâlde yine donduğum günler oluyor. Özellikle gözle görülür biçimde değerlendirileceğim ya da başkalarının önüne çıkacağım işlerde. O zaman kendime nazik davranmaya çalışıyorum: Tamam, bu iş benim için ağır, şu an başlayamıyorum. Yarım saat sonra tekrar bakacağım.
Mükemmeliyetçilik seni gerçekten bunaltıyorsa, günlük hayatını ya da ilişkilerini etkiliyorsa, bir psikoloğa ya da psikiyatriste bundan söz etmek iyi olabilir. Bu tür düşünce kalıpları üzerinde çalışmak mümkün ve bu konuda yardım istemek bir zayıflık değil.
Kendime not
Kötü başlamak, hiç başlamamaktan çok daha iyi bir yer. Kötü yapılmış bir işin düzeltilmeye açık bir yanı var; hiç yapılmamış işin üzerinde çalışılacak hiçbir yanı yok. Sıradaki işimin adının yanına küçük bir not düşeceğim: çirkin versiyon.