İki seansı hiç unutmuyorum. Birinde yanımdaki kişiyle yalnızca “başlıyorum” dedik, kırk dakika boyunca tek kelime etmedik ve sonunda ikimiz de işimizin yarısını bitirmiştik. Diğerinde “bir dakika dertleşelim” diye başladık, iki saat sonra çaylarımız soğumuş, işlerimiz yerinde duruyordu.
İkisi de body doubling'di. Ama sessiz body doubling ile sohbetli eşlik, bende birbirinden çok farklı sonuç verdi. Zamanla fark ettim ki bu fark, yöntemin iyi ya da kötü olmasından çok, o gün neye ihtiyacım olduğuyla ilgiliydi.
Kısaca: Sessiz body doubling'de iki kişi konuşmadan yan yana çalışır; sohbetli eşlikte konuşma da işin içindedir. İkisi de başlamayı kolaylaştırabilir, ikisinin de tuzağı var. Çoğu insan için en rahat yol, başta ve sonda kısa konuşup aradaki zamanı sessiz geçirmek; ama bunu denemeden bilemezsin.
Sessiz body doubling nedir, kime iyi gelebilir?
Sessiz body doubling'de seans boyunca konuşmuyorsun. Belki başta bir cümleyle ne yapacağını söylüyorsun, sonra herkes kendi işine eğiliyor. Ortada sadece birinin orada olduğu bilgisi var.
Bende bu biçim en çok, zihnimin zaten gürültülü olduğu günlerde işe yarıyor. Konuşmak ek bir iş gibi geliyor: cümle kurmak, karşıdakinin tepkisini okumak, uygun zamanda susmak. Sessiz eşlikte bunların hiçbiri yok. Sadece oturuyorum ve çalışıyorum.
Sessiz eşliğin bana iyi gelmesinin birkaç nedeni olabilir:
- Dikkatimi bölen bir şey yok. Karşımdaki konuşmuyorsa, sohbetin akışını takip etmek zorunda değilim.
- Sosyal enerji harcamıyorum. Sosyal yorgunluğun çabuk bastığı günlerde bu büyük bir fark.
- Beklenti net. Herkes ne yapılması gerektiğini biliyor: çalışmak.
Sessizliğin zor tarafı da var. Bazı günler sessizlik beni daha da kaygılandırıyor; ses çıkaran tek şey kendi iç sesim oluyor. Bir de sessiz seans, takılınca konuşabileceğin biri olmadığı hissini verebiliyor.
Böyle günlerde sessizliği tamamen kaldırmıyorum, sadece yumuşatıyorum. Karşımdaki kişinin klavye sesi ya da sayfa çevirmesi bile, odada bir hayat olduğunu hatırlatmaya yetiyor. Bu da yetmezse kulaklıktan kısık, sözsüz bir fon sesi açıyorum. Sessiz seans “hiç ses yok” demek değil, “konuşma yok” demek.
Sohbetli eşlik ne zaman işe yarar?
Sohbetli body doubling, çalışırken ya da aralarda konuşulan eşlik. Burada konuşma, işin dışında bir şey değil; işe giden yolun bir parçası olabiliyor.
Bana en çok şu durumlarda iyi geliyor:
- İşe girmeden önce zihnimi ısıtmam gerektiğinde. Beş dakikalık bir sohbet, “ben şimdi ne yapacaktım” sisini dağıtabiliyor.
- Sıkıcı, tekdüze bir iş yaparken. Fatura girmek, dosya adlandırmak gibi işlerde arada bir konuşmak, işi daha az çekilmez kılıyor.
- Yalnızlık hissi ağır bastığında. Bazen ihtiyacım olan şey aslında odada bir insan sesi.
Ama sohbetli eşliğin ana tuzağı çok bilinen bir şey: sohbet işin yerini alıyor. İki kişi birbirini severse ve konu ilginçse, “çalışma seansı” ilk yarım saatte bir arkadaş buluşmasına dönüşebiliyor. Bu da kötü bir şey değil, ama amacın başka olduğu günlerde sonunda bir suçluluk bırakıyor.
Arada bir üçüncü yol var
Zamanla ikisinin ortasında bir biçim buldum ve çoğu zaman onu kullanıyorum. Başta ve sonda konuşuyoruz, ortada susuyoruz.
Şöyle işliyor:
- Açılış, iki ya da üç dakika. Ne üzerinde çalışacağımı ve seansın ne kadar süreceğini söylüyorum.
- Sessiz blok. Belirlediğimiz süre boyunca konuşmuyoruz. Takılırsam yazıyla ya da el işaretiyle haber veriyorum.
- Kapanış, iki ya da üç dakika. Ne yaptığımı anlatıyorum, karşı taraf da kendininkini.
Bu düzenin bana iyi gelmesinin sebebi, sosyal temasın da başlangıçta ve bitişte yerini bulması. Ortadaki sessizlik ise işin kendisine alan bırakıyor. Başta konuşmak, “şimdi çalışma zamanı” sinyalini veriyor; sonda konuşmak da seansı küçük bir tamamlanma hissiyle kapatıyor.
Hangisi sana uygun? Kendine sorabileceğin sorular
Kim hangi biçimde daha rahat eder, dışarıdan bilmek mümkün değil. Benim kendime sorduğum birkaç soru var, belki işine yarar:
- Bugün enerjim nasıl? Düşükse sessiz, bol yalnızlık varsa sohbetli ya da hibrit biçimi tercih ediyorum.
- İş ne kadar tekdüze? Ne kadar sıkıcıysa, arada insan sesine o kadar ihtiyaç duyuyorum.
- Karşımdaki kişi kim? Çok sevdiğim bir arkadaşla sessiz kalmak bazen garip geliyor; tanımadığım biriyle ise sessizlik çok rahat.
- İş düşünmeyi mi gerektiriyor, yoksa yapmayı mı? Yazı yazmak ya da problem çözmek gibi düşünme gerektiren işlerde sessizlik daha uygun. Eşya ayırmak, mutfak toplamak gibi el işlerinde sohbet bile bazen ritim veriyor.
- Seans sonunda nasıl hissetmek istiyorum? Verimli mi, yoksa sadece yalnız olmadığımı mı?
Bu soruların bir doğru cevabı yok. Ama sorarak hangi biçimin o gün bana daha uygun olduğunu çoğunlukla bulabiliyorum.
Küçük bir ipucu daha: İlk üç ya da dört dakikayı gözlemlemek de bilgi veriyor. Seans başlayınca omuzlarım gevşiyorsa o biçim doğru yolda. Daha çok gerildiğimi, sürekli saate baktığımı fark edersem, seansın ortasında bile “biraz sohbet payı ekleyelim mi” ya da “şimdi biraz sessiz kalalım mı” diye ayar yapabiliyorum.
Aynı kişiyle bile biçim değişebilir
Bir şeyi geç fark ettim: Aynı arkadaşla, aynı odada bile biçim günden güne değişebiliyor. Bir gün ikimiz de sessiz çalışmak istiyoruz, ertesi gün biri “bugün biraz konuşarak başlayalım” diyor.
Bunu ilk başta tutarsızlık sanıp kendimi sıkmıştım. Şimdi tam tersi: seansa girerken “bugün sessiz mi, sohbetli mi, ara yol mu?” diye bir cümleyle sorarak başlamak, sonradan oluşabilecek hoşnutsuzluğu önlüyor.
Eşliğin biçimini baştan konuşmak, bir de karşı tarafa rahatlık veriyor. Biri sessiz kalmak istiyorsa ve bunu söylemekte zorlanıyorsa, sorunun kendisi ona izin veriyor. Biri konuşmayı özlemişse, sessiz bir seansta sıkılıp kendini kötü hissetmesi gerekmiyor.
Hiçbiri işe yaramadığında
Bazı günler hangi biçimi denersem deneyeyim, dağınık kalıyorum. Sessizlikte kaygılanıyorum, sohbette oyalanıyorum, ara yolda ise iki kez saate bakıp bırakıyorum. Bu günlerde aslında yöntemin değil, yorgunluğun, uykusuzluğun ya da o günün yükünün konuştuğunu düşünüyorum.
Böyle bir günde zorla “doğru biçimi” bulmaya çalışmak yerine seansı daha kısa tutuyorum, işi daha küçük seçiyorum ya da seansı iptal edip dinleniyorum. Body doubling bir araç; araç o gün tutmuyorsa kendimi suçlamıyorum.
Dikkat ve odak sorunların süreklilik kazanıp günlük işleyişini ciddi biçimde zorluyorsa, yöntem denemekten ayrı olarak bir psikiyatriste ya da psikoloğa danışmak da değerli bir adım.
Kendime not
Sessiz ya da sohbetli olmak bir karakter testi değil. İkisinden biri “gerçek” body doubling sayılmıyor, biri de “kaçamak” değil. Bugünün enerjisine, işin türüne ve karşımdaki kişiye göre bir ayar yapıyorum. Çoğu zaman da yanılıyorum, yanıldığımda bir sonraki seansta başka bir ayar deniyorum.
Bir sonraki seansın için küçük bir deneme öneririm: Aynı kişiyle ya da aynı odayla, biri sessiz biri ara yol olmak üzere iki seans yap. Sonra iki seansı karşılaştırırken sadece ne kadar iş çıkardığına değil, kendini nasıl hissettiğine de bak.