Bir akşam bir arkadaşıma “Yarın öğleye kadar yazıyı bitirip sana haber vereceğim” diye mesaj gönderdim. Mesajı attıktan sonra içimde garip bir şey oldu: heyecan, baskı ve hafif bir korku. Ertesi sabah yazıya başlamak yerine mesajı yeniden okuyup kendimi hesaba çekmeye başladım.
Başka bir gün aynı arkadaşla sadece yan yana oturup çalıştık. Kimse kimseye bir şey söz vermedi. Bu ikinci biçim bana çok daha hafif geldi ve çoğu zaman işe daha kolay başlamamı sağladı. İkisi de “biri benimle” demek, ama aralarında önemli bir fark var. Bu yazıda body doubling ile hesap verebilirlik ortaklığının farkını ve hangisinin ne zaman işime yaradığını anlatıyorum.
Kısaca: Hesap verebilirlik ortaklığı, hedefini birine bildirip sonradan o kişiye durumu anlatmaktır; body doubling ise işi yaparken birinin yanında olmaktır. Biri takip ve söz üzerine kuruludur, diğeri varlık üzerine. İkisi de DEHB'de işe yarayabilir, ama utanca açık kapı bırakmamak için kurallarını baştan konuşmak gerekir.
Hesap verebilirlik ortaklığı nedir?
Hesap verebilirlik ortaklığı, iki kişinin birbirine hedeflerini söylediği ve belli aralıklarla ilerlemeyi kontrol ettiği bir düzen. Örneğin pazar akşamı “bu hafta şu üç işi yapacağım” diyorsun, perşembe günü karşındaki “nasıl gidiyor?” diye soruyor, cuma günü sonuç konuşuluyor.
Bu düzenin ana gücü, söz vermenin ve bir sonraki kontrol anının varlığı. Hedef yalnızca kafamda değil, başka birinin de bildiği bir şey olunca bir ağırlık kazanıyor.
Önemli olan ayrıntı şu: Hesap verebilirlik ortaklığında aynı odada olmak ya da aynı anda çalışmak gerekmiyor. Mesajla, kısa bir aramayla, haftada bir görüşmeyle de yürüyebiliyor. Odak, işin yapıldığı an değil, işin öncesi ve sonrası.
Body doubling'den farkı ne?
Body doubling'de ise iş yapılırken birinin yanında olursun. Karşındaki kişi sana hedef sormaz, yaptığını denetlemez; sadece oradadır. Seansın merkezinde iş yapma anı var.
İkisini ayıran şeyleri şöyle sıralıyorum:
- Zamanlama. Body doubling, işin yapıldığı sırada gerçekleşir. Hesap verebilirlik ise işin öncesinde (söz verme) ve sonrasında (rapor verme) devreye girer.
- Beklenti. Body doubling'de sadece orada olmak yeterli. Hesap verebilirlikte bir sonuç bildirmek gerekiyor.
- Duygusal ton. Body doubling genellikle daha hafif ve sakin. Hesap verebilirlik daha ciddi, bazen gergin bir ton taşıyabiliyor.
- Çözdüğü sorun. Body doubling daha çok başlamayı ve işte kalmayı kolaylaştırıyor. Hesap verebilirlik ise unutmayı, ertelemeyi ve uzun vadeli takibi hedefliyor.
Bu ayrım kesin sınırlarla çizilmiş bir şey değil. Body doubling'de de hafif bir görünürlük var ve bu görünürlük bir tür nazik hesap verebilirlik sağlıyor. Hesap verebilirlik ortaklığında da kısa bir sohbet bazen bir tür “eşlik” hissi yaratıyor. Ama merkezdeki mekanizma farklı.
Hangisi ne zaman işime yarıyor?
Bunu kendi deneyimimden söylüyorum; herkes için geçerli bir kural olarak okuma.
Başlayamadığım işlerde body doubling. Açılmamış bir belge, toplanmamış bir köşe ya da yanıtlanmamış bir mesaj gibi işlerde asıl mesele başlamak. Bunun için söz vermek bana çoğu zaman yardımcı olmuyor; üstelik başlamamak, sözü bozmuş gibi hissetmeme yol açıyor. Yan yana oturmak ise baskısız bir başlangıç sunuyor.
Uzun, parçalı projelerde hesap verebilirlik. Birkaç haftaya yayılan bir iş, bende başta heyecan, ortada unutuş, sonda panik şeklinde ilerliyor. Haftalık kısa bir kontrol, projenin “ortada kaybolmasını” engelliyor. Orada body doubling'den çok, “şu hafta şu kadarını yaptım” diyebileceğim biri işe yarıyor.
Unutkanlığın ağır bastığı işlerde hesap verebilirlik. Düzenli yapılması gereken ama sürekli aklımdan çıkan işlerde, karşımdaki kişinin sorması bir hatırlatıcı görevi görüyor.
Her zaman böyle ayrışmıyor. Bazı günler body doubling seansının sonunda “bugün şunu yaptım” demek, ikisini kendiliğinden birleştiriyor.
Hesap verebilirliğin gölgesi: utanç
Hesap verebilirlik ortaklığını DEHB'li biri olarak kurarken en çok dikkat ettiğim şey utanç. Söz verip tutamadığım zaman, karşıdaki kişiye “yapamadım” demek bende bazen o işin kendisinden daha ağır bir yük oluyor. Bu yükten kaçmak için mesaja geç cevap veriyor, hatta ortaklığı sessizce bırakıyorum.
Bunu önlemek için kurduğum birkaç kural var:
- Hedefleri küçük tutuyoruz. “Bu hafta bütün projeyi bitireceğim” yerine “bu hafta iki sayfa yazacağım”.
- Başarısızlık yok, veri var. Yapılamadıysa soru “neden yapmadın?” değil, “ne engel oldu?”.
- Ceza ve yargı yok. Karşımdaki kişi destekçi, denetmen değil. Bunu baştan söylemek gerekiyor.
- İstediğimiz zaman ayarlayabiliriz. Hedef gerçekçi değilse küçültmek bir yenilgi değil, bir ayar.
- Karşılıklı olsun. İkimiz de hedef paylaşıyoruz, ikimiz de bazen tutturamıyoruz.
Bu kurallarla hesap verebilirlik, bana bir tür sıcak ilgi gibi geliyor. Kurallar yoksa ise bir sınav gibi.
Ortak olarak kimi seçmeli?
Hesap verebilirlik ortaklığında karşındaki kişi, body doubling'e göre çok daha önemli. Sadece orada oturan biri yeterliyken, hedefini paylaştığın kişinin tepkisi tonu belirliyor. Benim için işe yarayan ortak, çok yumuşak olup her şeye “önemli değil” diyen biri de değil, her eksiği sorgulayan biri de. Merak eden ama yargılamayan biri.
Bu yüzden yöneticin, ebeveynin ya da seni değerlendirmesi beklenen biri yerine, benzer güçlüklerle uğraşan ve eşit konumda biriyle çalışmayı tercih ediyorum. Eşit konum, “bugün yapamadım” cümlesini kurmayı kolaylaştırıyor. Aynı zamanda ben de karşımdakine aynı nezaketle yaklaşabiliyorum; bu karşılıklılık ortaklığı daha dayanıklı kılıyor.
İkisini birleştirmek
Çoğu zaman ikisini birlikte kullanıyorum. Örnek bir hafta şöyle olabiliyor:
- Pazar akşamı: Kısa bir mesajla haftalık hedefi paylaşıyorum. Üç küçük iş.
- Hafta içinde: İşlere başlamakta zorlandığım günlerde bir arkadaşla ya da bir odada body doubling seansı yapıyorum.
- Cuma günü: Kısa bir mesajla ne olduğunu yazıyorum. Yapılan da, yapılamayan da.
Bu düzende söz verme kısmı hafif, işin yapılması kısmı destekli. Bir eksik kalırsa diğeri tamamlıyor. Bu düzen herkese uymayabilir; benim için işe yarayan, hesap verebilirliği baskı olarak değil, bir paylaşım olarak tutmak oldu.
Hangi biçimin sana uygun olduğunu nasıl anlarsın?
Kendine iki soru sorabilirsin. Birincisi: Asıl zorlandığın şey başlamak mı, yoksa sürdürmek ve takip mi? İkincisi: Söz vermek seni harekete mi geçiriyor, yoksa baskı altında mı donduruyor?
Cevaplar net değilse iki biçimi de küçük deneylerle denemek yeterli. Bir hafta sadece body doubling, ertesi hafta sadece kısa bir hesap verme mesajı. Hangi hafta kendini daha az sıkıştırılmış hissettiysen ve işin daha çok ilerlediyse, ona yönel.
Yalnız şunu ekleyeyim: Bu konuda elimizde fazla araştırma yok. Anlattıklarım benim ve çevremdeki birçok kişinin deneyimi. Dikkat ve ertelemeyle ilgili güçlüklerin yaşamını ciddi biçimde etkiliyorsa, bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak, bu yöntemleri deneyip durmaktan daha anlamlı bir destek olabilir.
Kendime not
Biri beni izlesin diye değil, biri beni görsün diye çalışmak istiyorum. Hesap verebilirlik beni görünür kılıyor, body doubling ise yalnız bırakmıyor. İkisi de iyi gelebilir; biri bir yerde baskıya dönüşürse geri çekilmem, ayar yapmam yeterli.
Bir sonraki hedefin için bu hafta küçük bir deneme yapabilirsin: Bir arkadaşına tek bir iş yaz ve ona “biter bitmez sana haber vereceğim” de. Sonra iş sırasında yanında oturmak isteyip istemediğini sor. İkisini birden yaşadığında ne hissettiğine bak.