İlk body doubling seansını kurmak: adım adım bir rehber

İlk body doubling seansını nasıl kurarım? İşi, süreyi ve eşlikçiyi seçmekten 30 dakikalık akışa kadar adım adım, küçük ve gerçekçi bir başlangıç anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir arkadaşıma “yarın yan yana çalışalım mı?” yazmak aslında kolay bir cümle. Ama ben bu cümleyi yazmadan önce kafamda koca bir sunum hazırladığım dönemler oldu: Ne diyeceğim, ne yapacağız, ya saçma görünürse, ya hiçbir şey çıkmazsa.

İlk body doubling seansı için en çok geciktiren şey, çoğu zaman seansın kendisi değil, kurulumunu kafamda büyütmem oluyordu. Bu yazıda o kurulumu küçültmek için kullandığım adımları sıraya koyuyorum.

Kısaca: İlk body doubling seansında üç karar yeter: küçük bir iş, kısa bir süre ve kimin yanında çalışacağın. Seansı yirmi beş ila otuz dakikalık üç parçaya ayırmak (kısa açılış, sessiz çalışma, kısa kapanış) ilk deneme için yeterince sade. Tuhaf geçmesi normal; asıl mesele ilk seansı kusursuz yapmak değil, yapmak.

İlk body doubling seansı için vermen gereken üç karar

Bir seansı kurmak için uzun bir hazırlığa gerek yok. Ben üç karar veriyorum, gerisi kendiliğinden oturuyor.

1. Hangi işi yapacağım?

İlk seans için en iyi iş, başlaması zor ama küçük olan iş. “Tezimi yazmak” ya da “evi toplamak” gibi dev başlıklar yerine “giriş paragrafının ilk üç cümlesi” ya da “mutfak tezgâhını boşaltmak” gibi sınırlı bir iş seçiyorum. Çünkü seans bitince “bir şey tamamlandı” demek istiyorum. Bu his, ikinci seansı kurmayı çok kolaylaştırıyor.

İşi seçerken kendime şunu soruyorum: “Bu işe tek başıma oturduğumda şu an kaç dakika ertelerdim?” Cevap ne kadar uzunsa, o iş body doubling için o kadar uygun bir aday.

2. Ne kadar süreceğim?

İlk deneme için yirmi beş ile otuz dakika arasını seviyorum. Bir saatlik bir seansı daha ilk adımda yüklenmek, seansın kendisini bir göreve çeviriyor. Kısa bir seans bittiğinde “biraz daha olabilirdi” hissi kalıyor; bu his, uzun seanstan sonra kalan bitkinlikten çok daha iyi bir başlangıç.

3. Kimin yanında çalışacağım?

Seçenekler çok: sessiz bir arkadaş, aynı evde yaşayan biri, görüntülü bir görüşme ya da tanımadığın insanlarla bir çalışma odası. İlk seans için kendimi en az germecek olanı seçiyorum. Çok yakın bir arkadaş bazen sohbete kayıyor; tanımadığım biriyle çalışmak ise bazı günler daha rahat. Hangi biçimi seçeceğine karar veremiyorsan, tek bir cümleyle sorarak başlayabilirsin: “Bugün sessiz ve kameralar kapalı çalışsak olur mu?” gibi. Yanımda çalışacak kimseyi bulamadığım günler için MASA'yı geliştirmemin sebebi de aşağı yukarı bu: ilk adımı yalnız atmak zorunda kalmamak.

Seansın 30 dakikalık akışı

İlk seansı kurarken kullandığım akış şu:

  1. İlk iki dakika: açılış. Karşımdaki kişiye “Bugün şu işi yapacağım, otuz dakika sonra bırakırım” diyorum. Bunu yüksek sesle ya da yazarak söylemek önemli; niyeti dışarıya çıkarmak, onu somutlaştırıyor.
  2. Hazırlık: bir dakika. Telefonu görüş alanımdan çıkarıyorum, bildirimleri sessize alıyorum, bir bardak su alıyorum. İşe lazım olan belge ya da malzeme masadaysa seansa başlıyorum.
  3. Sessiz çalışma: yirmi beş dakika. Zamanlayıcı kuruyorum. Başlayamıyorsam, işin en küçük ilk adımını yapıyorum: belgeyi açmak, ilk cümleyi yazmak.
  4. Kapanış: iki dakika. Zamanlayıcı çalınca duruyoruz. Ne yaptığımı bir cümleyle söylüyorum, karşımdaki de kendininkini. Yarım kaldıysa ne kadarının bittiğini söylemek yeterli.

Bu akış kâğıt üzerinde basit görünüyor ama her adımın bir işlevi var. Açılış, niyeti açık eder. Hazırlık, dikkat dağıtıcıları azaltır. Sessiz çalışma işin kendisidir. Kapanış ise seansa küçük bir “bitti” duygusu verir.

Seans sırasında dikkatim dağılırsa

İlk seansta dikkat dağılacak. Bunu baştan kabul etmek işimi kolaylaştırıyor. Dağıldığımda yaptığım üç şey var:

  • Fark edip kendime kızmıyorum. “Dağıldım” demek yeterli. Seansın amacı hiç dağılmamak değil, dağıldıktan sonra geri dönebilmek.
  • Ekrandaki ya da odadaki eşliğe bakıyorum. Yanımda birinin hâlâ çalıştığını görmek, işime dönmem için küçük bir çağrı oluyor.
  • Aklıma gelen başka işi bir kâğıda yazıyorum. Seans bittikten sonra bakacağım bir “park alanı” oluşturuyorum. Böylece o düşünce beni işten koparmadan duruyor.

Eğer yirmi dakika boyunca bir türlü başlayamadıysam, bu da bir veri. O gün işi gereğinden büyük seçmiş olabilirim ya da enerjim düşük olabilir. Seansı bitirip ertesi gün daha küçük bir işle yeniden deniyorum.

İlk seans tuhaf geçerse

İlk seans neredeyse her zaman biraz tuhaf geçiyor. Kendini izleniyormuş gibi hissetmek, sessizlikte rahatsız olmak, ne yapacağını bilememek çok yaygın. Bu tuhaflığın yöntemin işe yaramadığı anlamına geldiğini düşünmüyorum. Alışkanlık oluşmadan önce her şey biraz tuhaf.

Tuhaflık fazla geldiğinde ayar yapabileceğin şeyler:

  • Süreyi kısalt. Yirmi beşi on beşe indirmek bile fark yaratabilir.
  • Kamerayı kapat. Sadece varlığı hissetmek için görüntü şart değil.
  • Biçimi değiştir. Kafede, kütüphanede ya da telefonda sessiz bir eşlik de deneyebilirsin.
  • Kişiyi değiştir. Bazen sorun yöntemde değil, kimle yaptığında olabiliyor.

Birkaç seans denedikten sonra hâlâ hiçbir fark hissetmiyorsan, bu da meşru bir sonuç. Body doubling herkese uymak zorunda değil. Üstelik bu konuda elimizde fazla araştırma yok; benim anlattıklarım ve birçok DEHB'linin anlattıkları, bilimsel bir kesinlik değil, deneyim.

Seanstan sonra bir dakikalık not

Seans biter bitmez kendime üç şey soruyorum ve telefonuma ya da bir kâğıda kısa bir not yazıyorum:

  • Ne kadar iş çıktı?
  • Ne kadar yoruldum, ne kadar iyi hissettim?
  • Bir sonraki sefer neyi değiştirmek isterim?

Bu not, hafta sonunda geriye dönüp bakınca hangi biçimin bana daha uygun olduğunu gösteriyor.

İkinci seansı ne zaman kurmalı?

İlk seans iyi geçtiyse ikinciyi çok geciktirmemeye çalışıyorum; çünkü heyecan ve merak tazeyken tekrarlamak, bir alışkanlığın ilk tuğlası gibi. Ama her gün olmasını beklemiyorum. Haftada iki ya da üç seans, bende gerçekçi bir sıklık. Günler ve saatler sabit olursa her seferinde yeniden karar vermek zorunda kalmıyorum; “salı ve perşembe öğleden sonra” gibi bir kalıp, kurulumun sürtünmesini azaltıyor.

İlk seans iyi geçmediyse de aceleyle bir sonuca varmıyorum. Önce kendime hangi parçanın zorladığını soruyorum: iş mi çok büyüktü, süre mi uzundu, kişi ya da ortam mı bana göre değildi? Tek bir şeyi değiştirip yeniden denemek, her şeyi birden değiştirmekten daha öğretici oluyor. Böylece neyin işe yarayıp neyin yaramadığını ayırt edebiliyorum.

Son söz

İlk seansı kusursuz yapmak zorunda değilsin. Bir iş seç, süreyi otuz dakikayla sınırla, bir kişiye ya da bir odaya git. Sonra ne olduğuna bak.

Bu akşam ya da yarın sabah için küçük bir deneme öneririm: Telefonunu eline al, bir arkadaşına “Yarın otuz dakika yan yana çalışalım mı?” yaz. Cevap hayırsa da sorun yok; sormanın kendisi bir deneme.

Sık sorulanlar

İlk body doubling seansı ne kadar sürmeli?

Kısa başlamak çoğu kişi için daha rahat. Yirmi beş ile otuz dakika arası bir seans hem denemek hem de bıkmadan bitirmek için makul bir süre; iyi geçerse sonra uzatabilirsin.

Body doubling için ne tür bir iş seçmeliyim?

İlk seansta başlaması zor ama küçük bir iş seçmek iyi bir fikir: bir e-postayı yazmak, bir rafı toplamak ya da bir sayfa okumak gibi. Çok büyük ve belirsiz bir görev, seansın kendisini de ağırlaştırabilir.

İlk seans tuhaf geçerse vazgeçmeli miyim?

Hayır, ilk seansın tuhaf olması çok yaygın. Biçimi değiştirip örneğin süreyi kısaltmak ya da kamerayı kapatmak, bir ya da iki seans daha denemek genelde daha net bir fikir verir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir