Gece on bir civarı, iyi geçen bir seanstan sonra aklıma garip bir düşünce geldi: Ya bundan sonra tek başıma hiçbir şey yapamazsam? Gün içinde bir saat boyunca iş çıkarmış olmanın sevinci, bir anda küçük bir tehdide dönüştü.
Bu endişeyi birkaç kişiden de duydum ve ben de yaşadım: Body doubling'e bağımlı olmak. Burada klinik bir bağımlılıktan değil, “bu desteği kaybedersem ne olacak” korkusundan söz ediyorum. Bu yazı, o korkunun neye benzediğini ve onunla nasıl yaşadığımı anlatıyor.
Kısaca: Body doubling'e bağımlı olmak endişesi çok yaygın ve çoğu zaman utanç duygusundan besleniyor: “Her şeyi kendi başıma yapabilmeliyim.” Yöntemi bir destek olarak görmek, yedek planlar hazırlamak ve gerektiğinde seansı küçültmek bu endişeyi hafifletiyor. Süren ya da gündelik yaşamı zorlayan bir sıkıntı varsa bir uzmana danışmak iyi olur.
Body doubling'e bağımlı olmak endişesi nereden geliyor?
Bence bu korkunun altında çok eski bir cümle yatıyor: “Büyüdün artık, bunu kendi başına yapabilmelisin.” DEHB'li pek çok kişi gibi ben de bunu defalarca duydum. Sonuçta bir şeyi yalnız yapamıyorsam, bu “yetersizliğimi” gösteriyormuş gibi bir his oluşuyor.
Oysa başlamakta ya da sürdürmekte zorlanmak, çoğu zaman dikkat ve yürütücü işlevlerle ilgili bir mesele. İradesizlikle ya da büyüyememekle bir ilgisi yok. Yöntem de bu yüzden bir “koltuk değneği” değil, bir yapı sağlayıcı: sana dışarıdan bir iskelet veriyor.
Endişeyi büyüten bir şey daha var: Body doubling'in işe yaradığını görmek. Bir yöntem ne kadar işe yarıyorsa, onu kaybetme korkusu da o kadar büyüyor. “Bu işe yarıyor” sevinci ile “ya elimden alınırsa” kaygısı aynı anda gelebiliyor. Bunu bilmek bile bende bir rahatlama yarattı; çünkü bu, yöntemin tehlikeli olduğunu değil, benim için değerli olduğunu gösteriyor.
Destek mi, koltuk değneği mi?
Gözlük kullanan birine “gözlüğe bağımlı olursun” demiyoruz. Merdiven kullanan birine “yüksekliğe tek başına çıkmalısın” da demiyoruz. Ama zihinsel ya da dikkatle ilgili destekler konusunda toplum çok daha katı: “Kendin yapmalısın.”
Benim kullandığım ayrım şöyle:
- Destek, işi yapabilmemi sağlıyor. Eşlik varken işe başlıyorum, işi bitiriyor ve kendimi iyi hissediyorum.
- Koltuk değneği, becerimi köreltiyor olurdu. Bu da ancak, destek olmadığında hiçbir şeye başlayamayacak hâle gelip bu durumdan rahatsızlık duyuyorsam söz konusu.
Benim deneyimimde ikincisi çoğu zaman yaşanmadı. Eşlik olan günlerde işe başlamam kolaylaşıyor; eşlik olmayan günlerde de kendimi eskisinden daha kötü bir yerde bulmuyorum. Bu bana, kullandığım desteğin bir bağ değil, bir araç olduğunu hatırlatıyor.
Bunun yanında şu da doğru: Bazı destekler kalıcı olabilir ve bunda bir sorun yok. Bir süre sonra seansları seyrekleştirebilirsin ya da hayat boyu haftada birkaç kez kullanabilirsin. Önemli olan, bunun sana iyi gelmesi.
Bazen “kendi başıma yapabilmeliyim” cümlesini kafamda yeniden yazıyorum: “Yapabildiğim yolu seçiyorum.” İlk cümle bir hüküm gibi, ikincisi bir tercih gibi duruyor. Aynı işi yapıyorum, ama biri beni suçluluğa, diğeri işe yönlendiriyor. Bu küçük cümle değişikliği, endişenin gürültüsünü benim için belirgin biçimde kısıyor.
“Ya biri olmazsa?” Yedek planlarım
Endişeyi gerçekten küçülten şey, tek bir desteğe bağlı kalmamak oldu. Bana yardımcı olan yedekler:
- Seansı küçültmek. Biri yoksa on dakikalık kendi kendime seans yapıyorum: zamanlayıcıyı kuruyorum, telefonu uzaklaştırıyorum, tek bir küçük iş seçiyorum.
- Ortam sesini kullanmak. Kütüphane ya da kafe sesi gibi bir fon, yalnız olmadığım hissini kısmen veriyor.
- Başka biçimlere geçmek. Eşlik bir biçimle sınırlı değil: telefonda sessiz eşlik, bir kafe, bir çalışma odası gibi alternatifleri biliyorum.
- İşi daha da küçültmek. Eşlik olmadığı bir gün işin en küçük parçasını seçiyorum; “bugün sadece belgeyi açmak” bile yeterli sayılıyor.
- Bir gün bırakmak. Eşlik yoksa ve enerji düşükse, o işi başka güne bırakmak da bir seçenek.
Bu yedekler, ilk günkü kaygıyı büyük ölçüde azalttı. Çünkü “ya biri olmazsa” sorusunun cevabı artık “o zaman şunu yaparım”.
Dikkat ettiğim işaretler
Body doubling'in nerede iyi gelmekten çıkıp sıkıntı yaratabileceğini bilmek de bir tür güvence. Kendime şunları soruyorum:
- Eşlik olmadan hiçbir işe başlayamıyor muyum ve bu beni çok bunaltıyor mu?
- Seansı iptal etmek, ertelemek ya da yarıda kalması beni orantısız ölçüde paniğe sokuyor mu?
- Eşlikçimle ilişkim, sadece onun yanımda olmasına bağlı hâle geliyor mu?
- Body doubling dışında hiçbir şey denemek istemiyor ve kendimi başka yollara kapatıyor muyum?
Bu soruların çoğuna “evet” diyorsan, korkmana gerek yok; yalnızca durup bakmak için bir işaret olabilir. Gündelik yaşamını ciddi biçimde zorlayan bir durum varsa, bunu bir psikiyatristle ya da psikologla konuşmak, bu yöntemi tek başına çözüm yapmaya çalışmaktan daha doğru olur.
Zamanla ne değişiyor? Bildiklerim ve bilmediklerim
Dürüst olmam gerekirse, body doubling'in uzun vadede nasıl etki ettiğini bilmiyorum. Bu konuda sağlam bir araştırma okumadım ve olmayan bir bilgiyi varmış gibi anlatmak istemem. Elimde yalnızca kendi gözlemlerim ve başkalarının anlattıkları var.
Benim fark ettiğim şu: Seanslarda kullandığım küçük ritüeller, eşlik olmadan da bir parça işe yarıyor. “Bugün şunu yapacağım” cümlesini yüksek sesle söylemek, zamanlayıcıyı kurmak, telefonu uzağa koymak, bir bardak su almak. Bunlar eşliğin kendisi değil ama eşliğin etrafındaki yapı. Bazı kişiler de zamanla bu yapıyı kendi başlarına kurabildiklerini anlatıyor; bazıları ise eşliği yine de tercih etmeye devam ediyor. İkisi de makul.
Yani “bağımlı olur muyum” sorusunun benim için bir cevabı yok; ama “bu bana şu an iyi geliyor mu” sorusunun var. Onu da kendime düzenli olarak sormaya çalışıyorum.
Eşlikçiye yük olma endişesi
Bağımlılık endişesinin bir başka yüzü de “karşımdakine yük oluyorum” korkusu. Bir arkadaşın zamanını sürekli istemek bende bazen suçluluk yaratıyor.
Bunun için iki küçük şey işe yarıyor. Birincisi karşılıklılık: Ben de onun yanında çalışıyorum, yani eşlik tek yönlü değil. İkincisi netlik: Haftada kaç seans, ne zaman, ne kadar süreyle? Sınırlar belli olunca ikimiz de rahat ediyoruz. Daha geniş bir havuz da yardım ediyor: tek bir kişiye bağlı kalmamak, hem benim hem onun yükünü hafifletiyor. Bir arkadaşım o hafta müsait değilse başka bir arkadaş, bir sanal oda ya da kendi kendime kısa bir seans devreye girebiliyor; böylece hiçbir seans tek bir insanın omzuna yaslanmıyor.
Kendime not
Bir yönteme ihtiyaç duymak utanılacak bir şey değil. Gözlük takmak gibi, bazı şeyler hayatı kolaylaştırıyor. Gece on birdeki o korku, aslında bu yöntemi ne kadar değerli bulduğumun işaretiydi.
Eğer sen de aynı endişeyi taşıyorsan, bu hafta küçük bir deneme yapabilirsin: Biri yanında olmadan on dakikalık bir seans kur. Zamanlayıcı, tek bir iş, telefon uzakta. Sonra ne hissettiğine bak. İyi geçerse yedek planın var; zor geçerse de bu, başarısızlık değil, bilgi.