“Bu paragrafı kaçıncı kez okuyorum?” Bunu kendime sorduğum an çoğunlukla cevabı biliyorum: beş. Gözüm satırlarda ilerlemiş, sesli ya da sessiz kelimeleri okumuş, ama paragrafın sonunda elimde hiçbir şey kalmamış. Aklım ya bir önceki cümlede takılmış ya da hiç alakasız bir yere gitmiş.
Okurken odaklanamıyorum demek, uzun süre bana “Okumayı sevmiyorsun galiba” cümlesini duyurdu. Hâlbuki okumayı seviyordum; sadece okuduğumu içime alabilmekte zorlanıyordum. Bu yazıda neden böyle olduğunu kendi gözlemlerimle, ve beni metne bağlayan küçük yöntemleri anlatıyorum. Bunu bir uzman olarak değil, DEHB ile yaşayan biri olarak yazıyorum.
Kısaca: Okurken aynı paragrafı tekrar tekrar okumak, çoğu zaman anlama sorunundan çok dikkatin yarı yolda kayıp gitmesinden kaynaklanıyor. Eli ya da sesi işe katmak, paragraf bittikçe kısa duraklar koymak, okumadan önce metne göz gezdirmek ve geri dönmeyi suçluluk olarak görmemek benim için işe yarayan şeyler oldu.
Okurken odaklanamıyorum: gözüm satırda, aklım başka yerde
Bu durumun en tuhaf yanı, dışarıdan hiçbir şeyin değişmemesi. Gözüm hâlâ satırda ilerliyor, hatta dudaklarım kelimeleri hafifçe takip ediyor. Ama bir noktada anlam akışı kopuyor ve geriye sadece kelimelerin sesi kalıyor. Bunu bir süre sonra “otomatik pilotta okumak” diye adlandırdım.
Kopma anı bende çoğunlukla bir ayrıntıdan başlıyor: metindeki bir kelime bana başka bir şeyi hatırlatıyor, bir cümle yeni bir fikre çağırıyor ya da yarım kalmış bir iş birdenbire aklıma geliyor. Düşünce giderken göz okumaya devam ediyor; onu fark ettiğimde ise iki paragraf geçmiş oluyor. Başa dönmek zorunda kalıyorum.
Bir de şu var: Dikkatimin koptuğu yeri fark etmem bile bazen yirmi saniye sürüyor. O yirmi saniyede gözüm sayfanın yarısını kat etmiş oluyor. Bu yüzden geri dönüş hem zahmetli hem de belirsiz; nereden başlayacağımı bilmediğim için çoğu zaman paragrafın en başına dönüyorum. Daha önce bunun bir tür ceza olduğunu düşünürdüm. Şimdi, haritasız kalmış birinin başlangıç noktasına dönmesi gibi okuyorum.
Başa dönmek neden bu kadar yoruyor?
Aynı paragrafı beş kez okumanın zahmeti, okumanın kendisinden çok, çevresindeki duygular. Her başa dönüşte kendi kendime “Bu kadar basit bir şeyi bile okuyamıyorum” diyen bir ses konuşuyor. Bu ses de dikkatimi alıyor. Sonuç olarak okuma hızım düşüyor, sıkıntım artıyor ve sayfa sayısı hiç ilerlemiyor.
Bir de mükemmeliyetçi bir taraf var: “Her cümleyi tam anlamadan ilerleyemem.” Bu cümle bana yük olarak döndü. Her takıldığımda başa dönüyordum, başa döndükçe tempom kayboluyordu ve metin gözümde daha da ağırlaşıyordu. Geriye dönmeyi bir hata olarak değil, bir okuma adımı olarak görmeye başlayınca yük biraz hafifledi.
Okurken aklımı metne bağlayan küçük şeyler
Bende işe yarayanlar bazen yarıyor, bazen yaramıyor ama genel olarak okumayı kolaylaştırıyor:
- Parmakla ya da kalemle takip etmek. Elimin satırı izlemesi gözümü yerinde tutuyor. Dikkatim kayarsa, el durduğu için bunu hemen fark ediyorum.
- Sesli okumak. Özellikle zor bir paragrafta kelimeleri fısıldamak ya da yavaşça sesli okumak. Hem kulağım hem gözüm aynı anda meşgul oluyor.
- Paragraf başına bir soru koymak. “Bu paragraf neyi anlatmak istiyor?” gibi basit bir soru, okumayı bir arayışa çeviriyor.
- Kenara tek kelimelik not. Her paragrafın yanına en çok bir kelime yazıyorum. Yazamıyorsam, o paragraf bana ulaşmamış demektir.
- Okuma alanını küçültmek. Bir kâğıtla ya da bir cetvelle altını örtüp sadece okuduğum satırı görmek. Sayfanın tamamı gözümü çok fazla davet ediyor.
- Daha büyük yazı ve açık aralık. Ekranda okuyorsam yazıyı büyütüyorum. Satırlar arası açılınca gözüm daha az kayıyor.
Paragraf sonu durağı
En çok işe yarayan şey, her paragrafın sonunda küçük bir durak vermek oldu. Bir saniye gözlerimi kaldırıp, o paragrafı tek cümleyle kendime anlatmaya çalışıyorum; sesli ya da içimden. Cümle çıkmıyorsa bu bir başarısızlık değil, kopan yerin tam olarak burası olduğunu gösteriyor. O zaman sadece o paragrafa dönüyorum, bütün sayfaya değil.
Okuma süresini küçültmek
“Bu bölümü bitireceğim” cümlesi bende çok büyük. “On dakika okuyacağım” ya da “Üç sayfa okuyacağım” çok daha somut ve bitirilebilir. Süre dolduğunda durup durmayacağıma sonra karar veriyorum. Çoğu zaman devam ediyorum, çünkü başlamak zor olan kısımdı. Ama durmaya da izin veriyorum; yarım bıraktığım yerin yanına bir işaret koyup bir sonraki sefere bırakıyorum.
Okumadan önce metni tanımak
Eskiden bir metne baştan başlıyor ve sonuna kadar tek seferde gitmeye çalışıyordum. Şimdi okumaya başlamadan önce birkaç dakika metne göz gezdiriyorum: başlıklar, ilk ve son paragraf, varsa özet kutuları. Bu bana bir harita çiziyor. Haritası olan bir yolda kaybolmak daha zor.
Bir de kendime tek bir soru koyuyorum: “Bu metinden ne öğrenmek istiyorum?” Sorunun cevabı net değilse bile, sormak okumaya bir yön veriyor. Metni sırayla değil, sorunun peşinden okuyorum. Bu bana bazen daha hızlı bazen daha yavaş gelse de, aklım metinde kalıyor.
Her metin aynı şekilde okunmuyor
Şunu fark ettim: Beni gerçekten ilgilendiren bir kitabı saatlerce okuyabiliyorum. Ama zorunlu olduğum, ilgimi çekmeyen bir metinde her satır bir direnç gibi geliyor. Bu tutarsızlık beni uzun süre şüpheye düşürdü: “Demek ki odaklanabiliyorum, sadece istemiyorum.” Bu cümle çok yanlış ve çok haksız.
DEHB'de dikkat ilgiyle, merakla ve aciliyetle çok yakından çalışıyor. Bir metin ilgimi çekmiyorsa, odaklanmak için dışarıdan destek gerekiyor. Bu yüzden ilgi çekmeyen metinlerde yöntemlerimi artırıyorum: daha kısa bloklar, daha çok not, daha sık duraklar. İlgimi çeken metinlerde ise hiçbirini kullanmam gerekmiyor.
Okuma sorunu her zaman dikkat sorunu değil
Okurken yaşanan her zorluk dikkatle ilgili olmayabilir. Harfler karışıyorsa, satırları sürekli atlıyorsan, gözün çabuk yoruluyorsa ya da kelimeleri tanımak ağır geliyorsa, bu başka bir konu olabilir. Bunun nedenini bir göz doktoru ya da ilgili bir uzman değerlendirebilir. Ben bu konuda bir şey söyleyemem; sadece dikkat ile okuma güçlüğünün aynı şey olmadığını hatırlatmak istiyorum.
Yetişkinlerde DEHB tanısını da psikiyatrist koyar. Okurken zorlanmak tek başına bir tanı göstergesi değil; ama bu zorluk hayatının birçok alanında sürekli karşına çıkıyorsa, bir uzmana anlatmak anlamlı olabilir.
Küçük bir hatırlatma
Okurken odaklanamıyorum cümlesi bende bir zamanlar bir hüküm gibiydi. Şimdi onu bir bilgi olarak okuyorum: Bu metin, bu gün, bu saatte beni kolayca almıyor. Biraz destekle belki alıyor.
Bir dahaki sefere aynı paragrafı üçüncü kez okuduğunu fark edersen, kendine kızmadan elini satırın üstüne koy, bir kelimeyle özetle ve devam et. Çoğu zaman kaçırdığım şey bütün metin değil, sadece bir paragraftı.