DEHB'de kıpırdanma: elimi meşgul etmek odağıma yardım ediyor

DEHB'de kıpırdanma dikkatsizlik değil, bazen dikkatin kendi desteği. Elimi meşgul etmenin bende neyi değiştirdiğini ve nerede ters tepebileceğini anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Toplantıda herkesin gözü ekrandayken ben, elimdeki kâğıt parçasını usul usul katlıyordum. Önce yarıya, sonra yeniden yarıya, sonra küçücük bir kare oluncaya kadar. Dışarıdan bakan bir kişi, “Dinlemiyor” diye düşünebilirdi. Oysa o gün anlatılanları ilk defa baştan sona takip edebilmiştim.

DEHB'de kıpırdanma, çoğu ortamda dikkatsizlik diye okunuyor. Ben de uzun süre öyle okudum. Bu yazıda elimi meşgul etmenin bende ne işe yaradığını, nerede işe yaramadığını ve bunu başkalarını rahatsız etmeden nasıl yaptığımı anlatıyorum. Uzman değilim; yazdıklarım kendi gözlemlerim, herkes için geçerli bir kural değil.

Kısaca: DEHB'de kıpırdanma bazen dikkatsizlik değil, dikkatin kendini toparlamak için kullandığı bir destek olabiliyor. Eli ya da bedeni küçük ve düşük dikkat isteyen bir şeyle meşgul etmek bazı insanların daha iyi dinlemesine ya da odaklanmasına yardım ediyor. Yine de herkes için işe yaramıyor; kendi üzerinde denemek gerekiyor.

DEHB'de kıpırdanma: elimi meşgul etmek neden iyi geliyor?

Kesin bir mekanizma bildiğimi söyleyemem. Ama benim için çok tekrar eden bir gözlemim var: Elim boşta olduğunda zihnim daha çok gezintiye çıkıyor. Elim küçük, sıkıcı, kendi kendine akan bir şeyle uğraştığında ise kulağım daha çok işe yarıyor. Sanki kıpırdanma, boşta kalan bir kısım enerjiyi alıp bir yere koyuyor ve geriye dinlemek ya da okumak kalıyor.

Bunu fark ettiğim an çok garip bir rahatlama yaşadım. Çünkü yıllarca kıpırdanmayı bastırmaya çalışmıştım. “Elini oynatma, kalemini bırak, düzgün otur” gibi cümleler, tam da dikkatimi toplamak için kullandığım şeyi benden alıyordu. Kıpırdanmayı bastırdığımda kendimi sakin değil, daha da dağınık buluyordum. Çünkü şimdi bir de kıpırdamamaya dikkat etmem gerekiyordu.

Kıpırdanmayı yargılayan sesler de bunun içinde. “Otur düzgün”, “Elini oynatma”, “Bir şeye dikkat et” gibi cümleler, pek çoğumuzun bir yerlerde duyduğu cümleler. Ben bunları öylesine içime almışım ki, yıllar sonra bile elimde bir şey tutarken biraz suçlu hissettiğim oldu. Bir şeyi anlamak için eli meşgul etmek ile dikkatsiz görünmek arasında hiç bağ olmadığını kendime defalarca hatırlatmam gerekti. Bunu hâlâ hatırlatıyorum.

Her kıpırdanma aynı işi görmüyor

Zamanla iki türü ayırmayı öğrendim. Birinci tür, benim için destek olan kıpırdanma: dikkat istemeden, gözümü ayırmadan, neredeyse kendi kendine yürüyen hareketler. İkinci tür, dikkatimi çalan kıpırdanma: ilgimi çeken, bakmamı ya da düşünmemi gerektiren bir şey.

Bir dönem ilginç bir nesneyle masamda oynamak, ikinci türe kaydı. Elimdeki şeyin nasıl çalıştığını çözmeye başlıyordum ve dinlediğim şeyi tamamen kaçırıyordum. Yani eli meşgul etmek, “ilgimi çekmeyen ama elimi oyalayan” kıvamında olduğunda işe yarıyor. Fazla eğlenceli olduğunda ise başka bir göreve dönüşüyor.

Bunu ayırt etmek için küçük bir test kullanıyorum: Elimdeki şeyi bir an bırakıp “Az önce ne söylendi?” diye kendime sorabiliyorsam, nesne bana destek oluyor. Cevap boşsa, o gün o nesne bana dinlemek yerine kendisiyle ilgilenmeyi öğretiyor demektir; ben de onu bir kenara koyup daha sade bir şeye geçiyorum.

Elimi meşgul etmenin sessiz yolları

Benim için işe yarayan ya da arada tekrar ettiğim bazı seçenekler:

  • Kâğıda karalama. Anlamsız çizgiler, tekrar eden şekiller, yazının kenarına dolanan desenler. Önemli olan, çizdiğim şeyi düşünmüyor olmam.
  • Kâğıt katlamak ya da yırtmak. Özellikle toplantılarda kullandığım, ses çıkarmayan bir yöntem. Sonuna kadar katlanan kâğıt masada küçük bir kareyle bitiyor.
  • Küçük, pürüzlü bir nesne. Masanın altında ya da cebimde tutabileceğim, gözümü ayırmadan elimin içinde çevirebildiğim bir şey.
  • Ayak ve bacak hareketi. Dizimi hafifçe oynatmak ya da ayak parmaklarımı bükmek. Başkasına görünmediği için en az dikkat çekeni.
  • Çiğnemek ya da içmek. Bazen bir şeyler çiğnemek ya da yavaş yavaş su içmek de aynı işi görüyor.
  • Sessiz bir not tutma düzeni. Kafamdan geçen kelimeleri kenara küçük küçük yazmak, hem elimi meşgul ediyor hem de aklımdakileri boşaltıyor.

Bunları aynı gün denemiyorum. Bazı günler karalama, bazı günler kâğıt katlama işe yarıyor; ertesi gün hiçbiri tutmayabiliyor. Bir listenin her şeyini aynı anda yapmak zorunda değilsin.

Ortamlara göre ayarlamak

Kıpırdanmanın en zor yanı, başkalarının ortamında yapılması. Toplantıda tıklayan bir kalem sinir bozucu olabiliyor ve bunu bilmek, kıpırdanmayı bir de utançla karıştırıyor. Ben ses çıkarmayan seçenekleri öne alıyorum: kalem tıklatmak yerine kâğıt katlamak, parmaklarımı masaya vurmak yerine masanın altındaki bir nesneyle oynamak.

Yakın ve güvendiğim biriyle çalışırken bazen açıkça söylüyorum: “Elimde bir şey olunca daha iyi dinliyorum, rahatsız olursan söyle.” Çoğu zaman karşı taraf buna şaşırmıyor, bazen “Ben de” diyen çıkıyor. Herkese açıklamak zorunda değilsin; ama açıklamak sana iyi geliyorsa, yük hafifliyor.

Online toplantılarda kamera bir şeyi değiştiriyor. Elimi ekranın dışında tuttuğum için daha özgürüm; yine de kameraya karşı sürekli bir şeyle uğraşıyorsam karşımdakilerin dikkatini dağıtmamaya çalışıyorum.

Kendi üzerimde nasıl denerim?

Hangisinin işe yaradığını anlamak için bir hafta boyunca tek bir seçeneği deniyorum, hepsini birden değil. Mesela sadece karalama. Her toplantıdan ya da dersten sonra kendime iki soru soruyorum: “Anlatılanın ana hatlarını söyleyebilir miyim?” ve “Aklım kaç kez uzaklaştı?” Cevaplar kesin sayılar değil, ama bir fikir veriyor.

Bir hafta sonunda fark görüyorsam seçeneği tutuyorum. Görmüyorsam bir sonrakine geçiyorum. Burada amaç, mükemmel nesneyi bulmak değil; elimi hangi yöntemin gerçekten dinlememe yaklaştırdığını fark etmek. Bazen sonuç “hiçbiri” oluyor. O zaman kıpırdanmayı bastırmamayı, ama onu başka yere yönlendirmeyi denemeye devam ediyorum: kısa bir yürüyüş, ayağa kalkmak, bir yudum su.

Elimi meşgul etmek ters tepebildiğinde

Her şeyin faydası kadar sınırı da var. Bende şu durumlarda işe yaramıyor:

  1. Nesne ilgimi çektiğinde ve ona bakmaya başladığımda.
  2. Telefon “elimi meşgul eden şey” olduğunda. Telefon dikkatimi hem çalıyor hem de başka bir yere götürüyor, o yüzden bunu listeden çıkardım.
  3. Hem not almam hem de elimi meşgul etmem gerektiğinde. Karalama, yazıyla yarışmaya başlıyor.
  4. İnce dikkat gereken işlerde: bir sözleşme okumak ya da sayıları kontrol etmek. Orada elimi meşgul etmek yerine yazıyı parmağımla takip etmek bana daha çok yardım ediyor.

Bir de şu var: Kıpırdanma çok yoğunlaşmışsa, bedende sürekli bir huzursuzluk varsa ve günlük hayatı yoruyorsa, bunun üzerine bir psikiyatriste ya da doktora danışmak iyi olabilir. Burada anlattığım şeyler günlük küçük düzenlemeler; tanı ya da tedavi yerine geçmez.

Son söz

Kıpırdanmayı bastırmak bana hiç yaramadı. Onu anlamaya, bana ne verdiğine bakmaya başladığımda işler değişti. Elimin bir şeyle uğraşması, dikkatsiz olduğum anlamına gelmiyormuş; bazen tam tersine, dinleyebilmem için gereken şeymiş.

Bir dahaki toplantıda ya da derste elinde bir şey olmadan kıpırdanmaya başlarsan kendine “yine mi” demek yerine “Neye ihtiyacım var?” diye sorabilirsin. Küçük, sessiz, ilgi çekmeyen bir şey bulmak bazen yeterli oluyor.

Sık sorulanlar

Kıpırdanmak dikkatsizlik demek mi?

Her zaman değil. Bazı insanlar elleri ya da bedenleri meşgulken daha rahat dinleyip odaklanabiliyor. Bu bir karakter ayıbı değil; ama kıpırdanman günlük hayatını çok zorluyorsa bir uzmana danışmak iyi olur.

Elimi meşgul etmek herkese işe yarar mı?

Hayır. Bazı insanlar için bu dikkati dağıtan bir şey olabilir. Bunu bir iki hafta kendi üzerinde deneyip gözlemlemek, genel bir kural aramaktan daha doğru.

Toplantıda ya da derste sessizce nasıl kıpırdanabilirim?

Ses çıkarmayan, göze batmayan ve gözünü ayırmanı gerektirmeyen şeyler seçmek yardımcı olabiliyor: masanın altında tutulan küçük bir nesne, kâğıda basit çizgiler ya da kalemi sessizce çevirmek gibi.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir