Zaman yönetimi değil, enerji yönetimi: DEHB'de çalışmak

Takvimimde yer vardı ama enerjim yoktu. DEHB'de zaman yönetimi yerine enerji yönetimine bakmanın bana ne kattığını ve günümü nasıl düzenlediğimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Takvimimde yer vardı ama bende enerji yoktu. Saat öğleden sonra üç, önümde “boş” görünen dört saat duruyordu ve ben o dört saatin hiçbirini kullanamıyordum. Boş saatler orada duruyordu; benim gücüm ise sabah kalkarken tükenmişti.

Uzun süre bu durumu zaman yönetimi sorunu sandım. Daha iyi bir takvim, daha iyi bir liste, daha sıkı bir plan arıyordum. Oysa eksik olan şey zaman değildi. Bu yazıda, DEHB'de zaman yönetimine bakmayı bırakıp enerji yönetimine bakmanın günümü nasıl değiştirdiğini anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'de bir işe ayırabildiğin saatler, o saatlerde ne kadar enerjin olduğundan ayrı düşünülemiyor. Günü saatlere göre değil enerjine göre planlamak, işleri hafif, orta ve ağır diye ayırmak ve dinlenmeyi önceden koymak, daha gerçekçi bir düzen kurmama yardımcı oldu.

Takvimde yer var ama enerji yok: neden zaman yetmiyor?

Bir günün saatleri, bir hesap tablosu gibi eşit görünüyor. Oysa bende her saat aynı ağırlıkta değil. Sabahın ilk saati ile akşamın son saati, aynı “bir saat” olmasına rağmen aynı kapasiteye sahip değil. Uykusuz bir günde ise bu fark çok büyüyor.

Zaman yönetimi bana “şu saatte şu iş” diyor. Ama o saate geldiğimde enerjim düşükse, plan kâğıt üzerinde kalıyor ve ben kendimi suçlu hissediyorum. Çünkü plan doğruydu, takvim doluydu, sorun bendeydi diye düşünüyorum. Enerji yönetimi bakışı ise bu hikâyeyi değiştiriyor: Plan, ihtiyaç duyduğu enerjiyi hesaba katmadığı için çöktü.

DEHB'de enerji yönetimi ne demek?

Benim için enerji yönetimi, günün saatlerinden çok, günün gücünü planlamak demek. Enerjiyi tek bir şey olarak görmüyorum; en az üç türü var:

  • Beden enerjisi. Uyku, yemek, hareket. Yorgun bir bedenle zor bir işe girmek, kapalı bir motora gaz vermeye benziyor.
  • Zihin enerjisi. Dikkat, karar verme, planlama. Gün içinde çok karar verince akşama doğru bu enerji azalıyor.
  • Duygu enerjisi. Zor bir konuşma, endişe ya da yoğun bir his sonrası zihnin “bir şey yapamıyorum” demesi.

Bu üçü birbirinden ayrı görünse de birbirini etkiliyor. Bedenim yorulunca zihnim de bulanıyor, duygusal yoğunluk uyku düzenimi bozuyor. Hangisinin düştüğünü anlamak, doğru ihtiyacı bulmama yardım ediyor: Uyku mu, mola mu, yoksa sadece bir nefes mi?

Bu ayrım bende bir de şu işe yaradı: Kendime “yoruldum” demek yerine “bugün hangi enerjim düşük?” diye sorabiliyorum. Çünkü her yorgunluğun aynı çözümü yok. Beden yorgunluğu uykuyla ya da yemekle, zihin yorgunluğu işi küçültmekle, duygu yorgunluğu ise bazen sadece bir süre yalnız kalmakla hafifleyebiliyor. Yanlış çareyi yanlış yere uygulamak, hem yorgunluğu hem de çaresizlik hissini büyütüyor.

Neyin bana enerji verdiğini, neyin aldığını yazmak

Enerjimi yönetmek için önce nereye gittiğini bilmem gerekiyordu. Birkaç gün boyunca iki liste tuttum: enerji yiyen işler ve enerji veren işler. İkisi de beni şaşırttı.

Enerji yiyen şeyler bende şunlar oldu:

  • Çok sayıda küçük karar vermek.
  • Başlamakta zorlandığım sıkıcı işler.
  • Beklenmedik kesintiler ve bölünmeler.
  • Uzun süren, kalabalık sosyal ortamlar.

Enerji veren şeyler ise şunlardı:

  • Kısa bir yürüyüş.
  • İlgimi çeken küçük bir iş.
  • Düzenli yemek ve su.
  • Yanımda sessizce çalışan biri.

Listelerin şaşırtıcı yanı, bazı “verimli” sandığım işlerin aslında beni çok yorduğunu göstermesiydi. Örneğin tek bir gün içinde çok fazla küçük işi halletmek, verimli görünse de akşamı bana bomboş bırakıyordu. Bu bilgi, günü planlarken farklı bir ölçüt kullanmamı sağladı. Artık “bu iş ne kadar sürer?” sorusunun yanına bir de “bu iş bana ne kadar enerjiye mal olur?” sorusunu ekliyorum. İki sorunun cevabı çoğu zaman farklı çıkıyor: Kısa bir iş çok enerji isteyebiliyor, uzun bir iş ise neredeyse hiç.

Listeleri sabit bir hüküm olarak da görmüyorum. Bir dönem beni yoran şey, başka bir dönem iyi gelebiliyor. Bu yüzden listeleri birkaç haftada bir yeniden gözden geçiriyorum; yazdığım şeyler benim şu anki hâlimin bir fotoğrafı, kalıcı bir kimlik değil.

Günlük enerji bütçesi: işi enerjiye göre seçmek

Bu bilgiyle basit bir sistem kurdum. Günü saatlere değil, işin ağırlığına göre bölüyorum. Her işi üç kutudan birine koyuyorum:

  1. Hafif işler: Az enerji isteyen, kolay başlanan işler. E-posta düzenlemek, dosya toplamak, kısa bir not almak.
  2. Orta işler: Dikkat isteyen ama bunaltıcı olmayan işler. Bir metni düzenlemek, bir listeyi tamamlamak.
  3. Ağır işler: Çok odak, çok karar ya da duygusal yük isteyen işler. Zor bir yazı, karmaşık bir plan, hassas bir konuşma.

Sonra günümün enerjisine bakıyorum. İyi bir gün için bir ağır, bir orta ve birkaç hafif iş yetiyor. Zor bir gün için ise sadece birkaç hafif iş ve belki tek bir küçük orta iş. Bu “bütçe” dediğim şey bir hesap değil; sadece “bugün bu kadar gücüm var, onu ona göre harcayayım” demenin bir yolu.

Bütçeyi aştığımı fark edince de kendimi azarlamıyorum. Bir gün çok fazla şey planlamışsam, ertesi gün bunu daha hafif tutuyorum. Enerji hesabını bir ceza değil, bir bilgi olarak okuyorum.

Bir iyi gün yaşadığımda da bütçeyi hemen şişirmemeye çalışıyorum. Enerjim yüksekken bütün birikmiş işleri tek günde bitirmeye kalkmak cazip geliyor, ama sonraki günlerin bedelini büyütüyor. İyi günü “her şeyi yap” günü değil, “biraz fazlasını rahatça yap ve biraz da enerji biriktir” günü olarak görmek, dalgalanmayı daha az sert yaşamamı sağlıyor.

Dinlenmeyi sona bırakmamak

Enerjiyi yönetmenin en zor yanı benim için dinlenmeyi önceden koymak oldu. Eskiden dinlenmeyi işler bittikten sonra bir ödül gibi düşünürdüm; ama işler hiç bitmediği için dinlenme de hiç gelmiyordu. Enerjim sıfıra düşünce ancak durabiliyordum ve bu durma da genelde bir çöküş gibi oluyordu.

Şimdi dinlenmeyi bir iş gibi planlıyorum: Takvimde kısa aralar, öğle arası, günün sonunda bir geçiş saati. Bu aralar “yeterince çalıştıktan sonra” değil, enerjim düşmeden önce yer alıyor. Dinlenmenin hak edilmesi gereken bir şey olmadığını, bir ihtiyaç olduğunu hatırlamak, bana gerçek bir rahatlama getirdi.

Enerjim düşükken ne yapıyorum?

Her şeyi doğru planlasam bile bazı günler enerjim beklenmedik biçimde düşüyor. O günlerde birkaç küçük şey yapıyorum:

  • İşi bir adım küçültüyorum.
  • Ağır işi başka bir güne taşıyorum.
  • Önce bedene bakıyorum: su, yemek, kısa bir yürüyüş.
  • Gerekirse yalnızca “iyi bir hafif iş” seçiyorum ve onunla yetiniyorum.

Sürekli yorgun olmak, uyku sorunları ya da ruh hâlinde belirgin bir düşüş yaşamak, benim çözebileceğim bir plan meselesi olmayabilir. Böyle bir durumda doktora ya da psikiyatriste danışmak, tek başına yönetmeye çalışmaktan çok daha iyi bir yol.

Kendime not

Zamanı yönetemediğimi düşündüğüm dönemlerde, aslında enerjimi hiç yönetmediğimi fark ettim. Saatlere kızıyordum, oysa saatlerin bir suçu yoktu.

Eğer sen de planın tuttuğu ama gücün olmadığı günlerde kendine sert çıkıyorsan, yarın sadece bir şeyi dene: işlerini hafif, orta ve ağır diye üç kutuya ayır. Sonra o günün enerjisine bakıp ağır kutudan bir iş seç ya da hiç seçme. Plan da bir enerji tasarrufu olabilir.

Sık sorulanlar

Zaman yönetimi ile enerji yönetimi arasındaki fark nedir?

Zaman yönetimi günün saatlerini planlamaya odaklanır; enerji yönetimi ise o saatlerde ne kadar gücün olduğuna bakar. Benim için ikincisi daha gerçekçi, çünkü boş saat, o saatte iş yapabilecek enerjin olduğu anlamına gelmiyor.

DEHB'de enerjim neden bu kadar dalgalanıyor?

Uyku, ruh hâli, işin ilgi çekiciliği ve gün içindeki yükler gibi birçok şey enerjiyi etkileyebiliyor. Bir uzman olmadığım için nedenini söyleyemem; kendi örüntülerini gözlemlemek ve gerekirse bir doktora danışmak iyi olur.

Sürekli yorgun hissediyorsam ne yapmalıyım?

Süren yorgunluk, uyku sorunları ya da ruh hâli değişiklikleri varsa bir doktora ya da psikiyatriste danışmak önemli. Bu yazı tanı ya da tedavi önerisi içermez.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir