Odaklanma süresi kısaysa: DEHB'de kısa dikkatle çalışmak

Odaklanma süresi kısa olunca iş nasıl ilerler? DEHB'de kısa dikkatle çalışırken kendimi yargılamadan işi küçük parçalara bölme yöntemlerimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Başkalarının “dün iki saat hiç kafamı kaldırmadan çalıştım” cümlesini duyduğumda içimde küçük bir sızı hissediyorum. Çünkü benim için iki saat, bir tür efsane. Çoğu gün yirmi dakikada, bazen on dakikada bir kafamı kaldırıyorum ve kafamın ne kadar uzaklara gittiğini görüyorum.

Bir dönem bu kısalığı gizlemeye, sonra da yenmeye çalıştım. İkisi de işe yaramadı. Bu yazıda odaklanma süresi kısa olduğunda nasıl çalıştığımı, kendimi zorlamadan nasıl bir düzen kurduğumu anlatıyorum.

Kısaca: Odaklanma süresi kısa olduğunda, süreyi uzatmaya çalışmak yerine ona uygun bir düzen kurmak daha az yorucu olabiliyor. İşi küçük parçalara bölmek, kısa bloklarda çalışmak ve ilerlemeyi görünür kılmak, kısa dikkati bir engel olmaktan çıkarabiliyor.

Odaklanma süresi kısa olunca ne oluyor?

Benim için kısa odak, bir işe başladıktan kısa bir süre sonra zihnimin kaymaya başlaması demek. Bazen bir cümlenin ortasında, bazen bir paragrafın sonunda, bazen de farkında bile olmadan. İş ilgimi çektiğinde bu süre uzuyor, sıkıcıysa kısalıyor, yorgunken ise daha da düşüyor.

Eskiden bunu bir ayıp gibi görürdüm. Başkalarına anlatmaz, “idare ediyorum” derdim. Oysa görmezden gelmek işi kolaylaştırmıyor; sadece beni gerçekte olmayan bir ölçüye uydurmaya çalıştırıyor. Sürem kısaysa kısa, bunu bilerek planlamak, bilmeden zorlanmaktan çok daha dürüst.

Süremi uzatmaya çalışmak yerine ne yapıyorum?

Bir noktada kendime şunu sordum: Bu sürenin uzamasını beklemeden çalışabileceğim bir yol var mı? Cevap evet çıktı. Benim için temel fikir şuydu: İşi, süreme sığacak kadar küçültmek.

Bunun için birkaç basit ilke edindim:

  • Her blok bitirilebilir olmalı. Süre dolmadan bitebilecek kadar küçük bir hedef. “Raporu yaz” değil, “giriş paragrafının ilk üç cümlesi.”
  • Blok kısa ama sık olmalı. On beş dakikalık bir blok, ardından kısa bir ara, ardından yeni bir blok. Dört kez on beş dakika, bana bir kez altmış dakikadan daha rahat geliyor.
  • Her blokta tek iş. Çoklu görev, kısa dikkati iyice kısalttığı için, tek bir şeye bakıyorum.
  • Blok sonunda küçük bir not. Nerede kaldım, sırada ne var. Bir sonraki bloğa başlamak bu notla kolaylaşıyor.

Bu ilkelerin hepsi aynı şeyi söylüyor: Kendimi işe değil, işi kendime uydurmak.

Bunun pratikte nasıl göründüğünü bir örnekle anlatayım. Önümde uzun bir yazı var diyelim. Tek seferde “yazıyı bitir” yerine, ilk blokta sadece başlığı ve ana fikri yazıyorum. İkinci blokta ilk bölümün iskeletini çıkarıyorum. Üçüncü blokta o iskeletin ilk paragrafını dolduruyorum. Her blok bittiğinde bir şey tamamlanmış oluyor ve dikkatim dağılsa bile elimde yarım bir şey değil, bitmiş küçük bir parça var.

Kısa bloklarla çalışmanın bir sakıncası da var: Çok sık bölünmek, zaman zaman ritmi bozuyor. Bazı günler ara verdikten sonra bir sonraki bloğa dönemiyorum. O günlerde blokları biraz uzatıyor ya da araları kısaltıyor ve tek bir şeyi deniyorum: sıradaki ilk adımı yazmak. Bu sistemin tek bir doğru ayarı yok; her gün biraz oynuyorum.

İşi parçalara bölmek neden bu kadar önemli?

Büyük bir iş, kısa bir dikkate sığmıyor. Zihnim “bu çok büyük” dediğinde, başlamadan yoruluyorum ve başlasam bile ilk dağılmada bırakıyorum. Oysa aynı işin küçük bir parçasını önüme koyduğumda, “bunu yapabilirim” diyorum.

Parçalara bölmek bazen kendi başına zor bir iş. Ne kadar küçük olması gerektiğini kestiremiyorum. Böyle durumlarda şu soruyu soruyorum: “Bunu on beş dakikada bitirebilir miyim?” Cevap hayırsa, parçayı bir daha bölüyorum. Bir parça için on beş dakikayı aşmayacağımı düşünebiliyorsam, o parça yeterince küçük.

Parçaları bitirdikçe çizmek, benim için ayrıca önemli. Çizgi, bir iş bittiğinin görünür kanıtı. Kısa dikkatle çalışırken, küçük kazanımlar zincirini görmek, motivasyonumu bir sonraki bloğa taşıyor.

Kısa bloklar arasında ne yapıyorum?

Ara vermek, kısa dikkatin en kritik parçalarından biri. Çünkü ara iyi geçerse bir sonraki blok daha kolay başlıyor; kötü geçerse blokların hepsi çöküyor. Benim için işe yarayanlar şunlar:

  1. Ayağa kalkmak. Bedeni hareket ettirmek, zihnin “şimdi bir mola” dediğini anlamasına yardım ediyor.
  2. Gözlerime dinlenme vermek. Pencereden uzağa bakmak ya da gözlerimi kapatmak.
  3. Bir şey içmek. Basit ama yeterli.
  4. Kısa tutmak. Beş dakikayı geçmeyen bir ara. Ara uzayınca bir sonraki bloğa dönmek zorlaşıyor.

Ara sırasında yeni bir işe dalmamaya özen gösteriyorum. Eğer ilgimi çeken bir şeye başlarsam, mola çok kolay bir şekilde bir saate dönüşüyor. Molanın amacı zihni dinlendirmek; yeni bir iş bulmak değil.

Yanımda biri olunca kısa dikkat daha uzun görünüyor

Bir şey daha fark ettim: Kısa bloklarda bile birinin yanında çalışmak, benim için süreyi biraz uzatıyor. Başka biri çalışırken dağılma isteğim sönüyor, çünkü dağılmak “görünür” oluyor. Geliştirdiğim MASA'da çalışırken de, bir arkadaşla aynı masada otururken de bu etkiyi hissediyorum.

Bu her zaman mümkün olmuyor ve herkes için işe yaramayabilir. Ama kısa dikkatli biri için, tek başına bir süre kurmak yerine bir ortamın süreyi taşıyabileceğini bilmek rahatlatıcı.

Kıyaslamak kısa dikkatin en pahalı yanı

Kısa odak süresinin bende en ağır yanı, süreden çok kıyaslama oldu. Başkalarının uzun saatler çalıştığı yerde ben kısa bloklarla ilerliyorum ve bu durum bana “yetersizim” hissi veriyor. Bu hissin dayanağı çoğu zaman gerçek bir sonuç değil, sadece süre.

Süre ile iş birbirine eşit değil. Bende dört kez on beş dakikalık gerçek bir odak, bir saatlik yarı dikkatli oturuştan daha çok iş çıkarabiliyor. Kendimi bir saat boyunca masada tutmak, odak gösterisi yapmaktan başka bir şey olmayabiliyor. Bu yüzden artık günü kaç saat çalıştığımla değil, kaç küçük parçayı bitirdiğimle okuyorum. Bu bakış, “yeterince çalışmadım” cümlesinin ağırlığını azalttı; çünkü parçalar sayılabilir ve sayılabilen şey, belirsiz bir suçluluktan çok daha az yük taşıyor.

Süre zamanla uzar mı?

Bu soruyu çok soruyorum. Dürüst cevabım: Bazen uzuyor, bazen uzamıyor. Daha çok yorgunluğuma, işin ilgi çekiciliğine ve dönemime bağlı gibi görünüyor. Uzatmak için kendime baskı yapmayı bıraktım; çünkü baskıyla uzattığım sürelerin ardından genelde bir çöküş geliyordu.

Sürenin gerçekten çok kısa olması, günlük hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa ya da bu aniden değiştiyse, bir doktora ya da psikiyatriste danışmak iyi olur. Uykusuzluk, stres ve başka birçok şey de dikkat süresini etkileyebilir.

Kendime not

Kısa dikkatim bir kusur değil, benim çalışma malzememin bir özelliği. Her malzemenin kendi dokusu var; kimi uzun, kimi kısa. Ben kısa lifli bir malzemeyle çalışıyorum ve onu uzun bir ipe çevirmeye çalışmak yerine, küçük parçalardan sağlam bir şey ördüğümde daha mutlu oluyorum.

Eğer sen de kısa sürelerle çalışıyorsan, bugün sadece bir işi on beş dakikalık bir parçaya böl ve yalnızca onu bitir. Gerisi için bir başka gün, bir başka blok var.

Sık sorulanlar

Odaklanma süresi kısa olan biri nasıl çalışır?

İşi kısa bloklara ve küçük parçalara bölmek, her bloğun sonunda ilerlemeyi görmek ve bloklar arasında kısa ara vermek bende işe yaradı. Süreyi uzatmaya çalışmak yerine ona uygun bir düzen kurmak daha az yorucu.

Dikkat süremi uzatmak zorunda mıyım?

Zorunda değilsin. Zamanla bazı insanlar bunu fark ediyor, bazıları etmiyor. Önemli olan, mevcut sürenle işe yarayan bir ritim kurabilmek; uzatmak istersen yavaş ve baskısız bir şekilde denemek daha sürdürülebilir.

Kısa odaklanma süresi tek başına DEHB demek midir?

Hayır. Uykusuzluk, stres, ilgi eksikliği ve başka birçok neden dikkat süresini kısaltabilir. Süreklilik gösteriyor ve hayatını etkiliyorsa bir psikiyatriste danışmak en doğrusu.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir