Bir işin tam ortasındayken aklına bir şey geliyor. Bir mesaj, bir fikir, bir unuttuğun randevu, “şuna da bakmalıyım” diyen bir iç ses. O an ne yapıyorsun? Ben eskiden hemen o şeyin peşine takılırdım ve on dakika sonra asıl işimi bırakıp bambaşka bir yerde bulurdum kendimi.
Sonra küçük bir kâğıdın ucuna tek bir kelime yazıp işime devam edebileceğimi fark ettim. DEHB için park listesi dediğim şey bu: aklıma gelenleri bir kenara park etmek. Bu yazıda onu nasıl kullandığımı, ne işe yaradığını ve nerede tökezlediğimi anlatıyorum.
Kısaca: Park listesi, bir işin ortasında aklına gelen şeyleri tek satırla kenara yazıp işine dönmeni sağlayan küçük bir yöntem. Düşünceyi kaybetmediğini bildiğinde, onun peşine takılma ihtiyacı azalıyor ve odaktan çıkmadan devam etmek kolaylaşıyor.
DEHB'de park listesi tam olarak ne işe yarıyor?
Dikkatim dağıldığında, çoğu zaman sebebi dışarıdan bir şey değil, içeriden gelen bir düşünce oluyor. “Aman unutma” diyen bir ses, bir fikrin heyecanı ya da yetişmem gereken bir iş. Bu düşünceyi bir kenara yazmazsam, zihnim onu tutmaya devam ediyor ve asıl işe ayıracağı yeri azaltıyor.
Park listesi, bu tutma işini zihinden alıp bir kâğıda veriyor. Bir şeyi yazdığımda, “bu kaybolmayacak” duygusu oluşuyor. O güven oluşunca, düşünceyi bırakmak daha kolay. Yani liste, dikkatimi zorlamıyor; zihnimin sürekli yoklama yapmasını gereksiz kılıyor.
Bunu bir örnekle anlatayım. Bir belge üzerinde çalışırken aklıma birden bir arkadaşıma yazmam gereken mesaj geliyor. Eskiden hemen mesaj uygulamasına gider, cevap yazar, bir de yanıtını beklerdim; yarım saat sonra belgenin neresinde kaldığımı bilmezdim. Şimdi kâğıda “mesaj” yazıyorum, ardından yarım kalan cümleye dönüyorum. Mesaj gün içinde yine yazılıyor ama benim işimi bölmeden.
Nasıl kuruyorum?
Başta karmaşık bir sistem kurmaya çalıştım ve birkaç gün içinde bırakıp çıktım. Şimdi çok basit tutuyorum:
- Tek bir yer seçiyorum. Masada duran küçük bir kâğıt ya da bir not sayfası. Her şey orada toplanıyor; farklı yerlere dağılmıyor.
- Tek satırla yazıyorum. “Diş randevusu”, “şu fikri düşün”, “mesaja cevap” gibi anahtar kelimeler. Cümle kurmak, düşüncenin içine dalmak demek ve dalmak istemiyorum.
- Yazar yazmaz işe dönüyorum. Yazma anının amacı, düşünceyi bırakmak. Üzerine düşünmeye başlarsam park listesi bir tuzağa dönüşüyor.
- Listeyi iş sırasında açmıyorum. Sadece ekliyorum, okumuyorum. Okumak yeni bir yola çıkmak anlamına geliyor.
- Gün sonunda ya da bir mola sırasında bakıyorum. O zaman da her satıra karar veriyorum: yapılacak mı, ileri bir tarihe mi, yoksa çöpe mi?
Beşinci adım olmadan liste yalnızca birikiyor. Park yeri doldukça bir otopark değil, bir enkaz yığını gibi görünmeye başlıyor. O yüzden boşaltma zamanı listenin kendisi kadar önemli.
Boşaltırken kendime üç seçenek veriyorum: Bugün yap, başka bir güne taşı ya da bırak. Üçüncü seçenek benim için çok kıymetli. Park listesinde bekleyen şeylerin önemli bir kısmı, birkaç saat sonra bana artık o kadar acil görünmüyor. Onları silmek bir kayıp değil, zihnimden hafif bir yük kaldırmak.
Neleri park ediyorum?
Her şey park listesine girmiyor. Zamanla kendi “park edilecek” türlerimi belirledim:
- Yapılacak küçük işler. Bir arama, bir mesaj, bir randevu. Şimdi yapmam gerekmiyor ama unutmamalıyım.
- Fikirler. Heyecan verici ama o anki işle ilgisi olmayan düşünceler. Yazınca değerini kaybetmiyorlar.
- Merak edilen şeyler. “Bunun nasıl çalıştığını araştırsam” gibi. Araştırma tavşan deliğinin kapısı olduğu için, onu bir satırla kapatmak benim için önemli.
- Endişe taşıyan düşünceler. Bunları ayrıca tek kelimeyle yazıyorum. Yazınca endişenin peşine gitmek yerine, gün sonunda bakacağım bir yere koymuş oluyorum.
Eğer bir şey gerçekten acilse, park etmiyorum, hemen yapıyorum. İki dakikadan kısa süren ve beni asıl işten uzaklaştırmayacak şeyler de bu kategoriye girebiliyor. Ama emin olmadığım her şeyi parka koyma eğilimindeyim; çünkü sonradan “gerekmiyormuş” demek, “keşke yazsaydım” demekten daha kolay.
Park listesi ne zaman işe yaramıyor?
Dürüst olmam gerekirse, her şey pürüzsüz değil. Birkaç tuzağa düştüm:
Birincisi, liste kendi başına bir dikkat dağıtıcıya dönüşebiliyor. Yazmak için sayfayı açtığımda başka bir not gözüme ilişiyor ve oradan başka bir yere gidiyorum. Bunu azaltmak için kâğıdı masanın kenarında, sayfayı hep kapalı tutmaya çalışıyorum.
İkincisi, her şeyi parka koymak da bir kaçış olabiliyor. Zor bir yere geldiğimde, “aklıma bir şey geldi” bahanesiyle yazmaya başlıyorum ve işe dönmüyorum. Fark ettiğimde kendime şunu soruyorum: “Bu gerçekten yeni bir düşünce mi, yoksa işten kaçmanın bir yolu mu?”
Üçüncüsü, liste uzayınca üzerime çöküyor. Gün sonunda yirmi satır görmek yorucu. Bu yüzden listeyi bazen günün ortasında da gözden geçiriyor, bazı satırları hemen çöpe atıyorum. Düşünce yazılınca değerini yitiriyorsa, zaten park edilmeye değmezmiş.
Bir de park listesinin her günü kurtarmadığını kabul ediyorum. Çok yorgun ya da çok dağınık günlerde, yazmak bile bir yük gibi geliyor. O zaman en küçük hâline iniyorum: Sadece bir işaret çiziyorum ya da tek bir kelime yazıyorum. Hiç yazmasam da dünya yıkılmıyor; liste bana hizmet etmek için var, ben ona değil.
Park etmeyi kolaylaştıran küçük ayrıntılar
Zamanla birkaç küçük ayrıntı işleri kolaylaştırdı:
- Kâğıt ve kalem hep elimin altında. Bir ekranı açıp yazmaya başlamak çoğu zaman yeni bir yola girmek anlamına geldiği için, benim için kâğıt genelde daha az sürtünmeli.
- Listenin üstüne tek bir cümle yazıyorum: “Burası sonra bakacağım yer.” Bu, listeyi bir vaat değil, bir bekleme alanı olarak çerçeveliyor.
- Boşaltma saatini önceden belirliyorum. “Gün sonu ya da öğleden sonra ilk mola” gibi. Zamanı baştan koymak, listenin yığılmasını azaltıyor.
Bir de listeyi bitirdiğimde küçük bir ritüel yapıyorum: Yapılanları çiziyorum, ertelenenleri yeni güne taşıyorum, geri kalanını yırtıp atıyorum. Bunu bir küçük “temizlik” gibi görüyorum; bitirince zihnimde de daha az yer kalmış gibi hissediyorum.
Kendime not
Park listesi, benim için bir üretkenlik aracından çok bir güven aracı. “Düşünce kaybolmayacak” demek, onu bırakmak için gereken küçük cesareti veriyor. Her gün düzgün kullanamıyorum; bazı günler liste yazılı ama hiç bakılmamış kalıyor.
Eğer sen de bir şey aklına geldiğinde peşine takılıp yolunu kaybediyorsan, yarın bir kâğıt parçası al ve masana koy. Ne yazacağını bilmiyorsan, sadece ilk gelen kelimeyi yaz. Bir kelime bile park etmenin ne kadar hafif olduğunu göstermeye yetebilir. Sonra gün sonunda listeye bak ve en çok neyin peşine takıldığını fark et; bu da kendi dikkatinin nereye kaydığını gösteren değerli bir ipucu olabilir.