Bir dönem çalışmaya başlamak için doğru anı beklerdim. Doğru ruh hâli, doğru müzik, doğru miktarda enerji, kafamdaki gürültünün biraz azalması. Hepsi yerine oturduğunda başlayacaktım. Sorun şu ki hepsi nadiren aynı anda yerine oturuyordu ve ben o arada saatler, bazen günler kaybediyordum.
Sonra beklediğim şeyin yanlış sırada durduğunu fark ettim. Ben motivasyonun başlamadan önce gelmesini bekliyordum. Oysa bende motivasyon çoğu zaman başladıktan sonra geliyor, bazı günler ise hiç gelmiyor ve iş yine de yapılıyordu.
Kısaca: Motivasyonu beklemeden başlamak, DEHB'de kendini zorlamak anlamına gelmiyor; sırayı değiştirmek anlamına geliyor. Önce çok küçük bir hareket, sonra (belki) istek. Başlangıcı ruh hâline değil, saat, yer ve küçük bir adım gibi somut şeylere bağlamak daha güvenilir bir zemin sunuyor.
Motivasyonu beklemek neden bu kadar cazip?
Beklemenin mantıklı bir yanı var. İstekle yapılan iş daha kolay, daha akıcı, daha keyifli. Herkes böyle çalışmak ister. “İstek gelsin, o zaman yaparım” demek de ilk bakışta kendime saygılı bir tutum gibi görünüyor: Beni yormayacak, beni zorlamayacak bir yol.
Ama benim durumumda bekleme odası bir süre sonra bir tuzağa dönüştü. Çünkü bekledikçe iş büyüyor, iş büyüdükçe başlamak ağırlaşıyor, ağırlaştıkça istek daha da uzaklaşıyor. Motivasyon geldiğinde başlayacağım diye beklerken, onu uzaklaştıran şeyi besliyordum.
Bir de şu var: DEHB'de ilginin ve aciliyetin başlamaya etkisi çok belirgin. İlginç, yeni ya da yetişmesi gereken işlere kendiliğinden bir enerji geliyor. Önemli ama sıkıcı işlerde ise “istek” diye bir şey çoğu zaman hiç doğmuyor. Yani bazı işler için motivasyonu beklemek, hiç gelmeyecek bir misafiri beklemek gibi.
Benim gözlemim: istek çoğu zaman sonradan geliyor
Bunu ilk fark ettiğim an bir temizlik günüydü. Hiç canım istemiyordu. Sadece lavabodaki bulaşıkları makineye dizmeye başladım, o kadar. On dakika sonra kendimi mutfağı toplarken buldum ve işin ortasında “aslında iyi geliyor” diye düşündüm.
Bu her zaman olmuyor. Ama o günden beri bir şeyi deneyerek öğrendim: Başlamak, istek hissini bir koşul olmaktan çıkarıp bir sonuç hâline getirebiliyor. Hareket ediyorum, hareket zihnimi biraz açıyor, zihnim açıldıkça işe biraz daha yaklaşıyorum.
Tabii bunu abartmak istemiyorum. Bazen başlıyorum ve istek hiç gelmiyor. O zaman iş sıkıcı ve zahmetli olarak devam ediyor. Ama en azından devam ediyor. Bende beklentiyi değiştirmek çok işe yaradı: Başladığımda bir keyif bekleyen değil, bir adım atmış olmaktan memnun olan biri olmaya çalışıyorum.
Motivasyon yerine neyi koydum?
Motivasyonu bıraktığımda ortada boşluk kalmasın diye başka dayanaklar aradım. Bende işe yarayanlar şunlar:
- Saate bağlamak. “Canım istediğinde” yerine “öğleden sonra ikide”. Karar gün içinde tekrar tekrar verilmiyor, bir kez veriliyor.
- Yere bağlamak. İşin bir yeri olması. Belli bir sandalye, belli bir masa. Oturduğumda zihnim “burada bu yapılır” demeye alışıyor.
- Tetikleyiciye bağlamak. Kahvemi bitirince, ayakkabılarımı çıkarınca, öğle yemeğinden sonra. Mevcut bir alışkanlığın hemen arkasına küçük bir başlangıç koymak.
- Küçük bir söze bağlamak. “Bugün sadece on dakika.” Süreyi küçük tutmak, direncin bir kısmını alıyor.
- Birine bağlamak. Birine “şu saatte başlıyorum” diye yazmak ya da biri yanımdayken çalışmak. İsteğim olmasa da bir tanığın olması beni masaya çekiyor.
Bunların hiçbiri motivasyonun yerini tam olarak almıyor. Ama başlangıcı ruh hâlinin eline bırakmamış oluyorum. Ruh hâlim yarın da değişkense, başlangıcımı sabit bir şeye bağlamak daha güvenli.
Motivasyonu beklemeden başlamak, zorlamakla aynı şey değil
Motivasyonu beklemeden başlamak tavsiyesi kulağa kolayca “dişini sık, zorla” gibi gelebiliyor. Benim denediğim şey bu değil. Dişimi sıkarak başladığımda genellikle bir iki dakika sonra bırakıyorum ve ardından daha da kötü hissediyorum.
Aradaki farkı kendime şöyle anlatıyorum: Zorlamak, hislerimi yok sayarak harekete geçmek. Sırayı değiştirmek ise hislerimi kabul edip, onlarla birlikte çok küçük bir adım atmak. “Canım hiç istemiyor, evet. Yine de belgeyi açıyorum.” Bu cümlede istemeyen taraf da var, açan taraf da.
Bir de bedenin sinyallerine bakmak önemli. Bazı günler istek eksikliği aslında açlık, uykusuzluk ya da aşırı yorgunluk oluyor. O zaman başlamak için iradeyi çağırmak yerine bir şey yemek, biraz yürümek ya da dinlenmek daha yerinde olabiliyor. Başlamayı zorlamamak da bir tür başlama stratejisi.
Motivasyonlu günleri nasıl kullanıyorum?
Motivasyonun geldiği günler de ayrı bir tuzak barındırıyor. O günlerde kendimi sınırsız hissediyorum, bir sürü iş üstleniyorum, yarının ve öbür günün planını da bugünün enerjisiyle yapıyorum. Sonra enerji çekilince elimde taşıyamayacağım kadar söz kalıyor.
Artık motivasyonlu günleri iki şeye ayırıyorum. Biri, o günün asıl işini yapmak. Diğeri, gelecekteki sıkıcı günlerime kolaylık hazırlamak: bir belgenin iskeletini kurmak, gerekli dosyaları tek klasöre toplamak, ilk adımı yarın için yazıp masanın üstüne koymak. Yani motivasyonu ödünç alıp motivasyonsuz günüme bırakıyorum. Bu küçük bir iyilik gibi duruyor ama yarınki ben için çok şey değiştiriyor.
Motivasyon gerçekten gerekli olduğunda
Her işte bu yaklaşımın aynı derecede çalıştığını söylemek dürüst olmaz. Yaratıcı ve uzun soluklu işlerde, mesela bir şey yazarken ya da tasarlarken, bazen gerçekten bir hevese ihtiyaç duyuyorum. Orada “sadece başla” bir yere kadar işe yarıyor.
Böyle işlerde şunu yapıyorum: Hevesi beklemek yerine hevesi besleyen şeylere yaklaşıyorum. İlgimi çeken bir örneğe bakıyorum, işle ilgili bir şey okuyorum, birine anlatıyorum. Yani motivasyonu doğrudan istemiyorum ama ona giden yolda bir adım atıyorum.
Bu da başlamanın bir biçimi. İşin kendisine başlamak zor olduğunda işin etrafına başlamak, bazen beni içeri alıyor.
Küçük bir deney: üç günlük not
Eğer denemek istersen, çok basit bir deney öneririm. Üç gün boyunca, bir işe başlamadan önce kendine “şu an istek kaç?” diye sor ve bir ile on arasında bir sayı yaz. Sonra on dakika çalış ve aynı soruyu tekrar sor.
Bende bu deneyin gösterdiği şey, istek puanının başlamadan önce düşük, sonra çoğu zaman biraz daha yüksek olmasıydı. Her zaman değil. Ama bunu kendi gözümle görmek, “istek gelmeden başlayamam” inancını gevşetti. Sen kendi sayılarını görürsen belki farklı bir tablo çıkar ve o da çok değerli.
Süren bir isteksizlik, hayattan zevk alamama ya da uyku ve iştah değişikliği varsa, bu başka bir şeyin işareti olabilir. O zaman bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak iyi olur. Motivasyon meselesi bazen sadece motivasyon meselesi değildir.
Bir sonraki sefer için
Motivasyon güzel bir şey ama onu bir giriş bileti yapmamalıyım. Gelirse hoş geldi, gelmezse işi küçük bir adımla başlatmanın yolları var. Bugün canım istemiyor mu? Tamam. Bir dakikalığına masaya oturabilirim.