İşe başlamadan önceki ağırlık: o görünmez duvar

İşe başlamadan önceki ağırlık bende görünmez bir duvar gibi duruyor. Duvarın neyden yapıldığını ve ona nasıl yaklaştığımı kendi deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Göğsümün ortasında, tam yerini gösteremediğim bir noktada bir ağırlık var. Bir işe bakıp “şimdi başlamalıyım” dediğim anda beliriyor. Acı vermiyor, korkutmuyor da. Sadece bir şey “oraya gitme” diyor ve ben gitmiyorum.

Uzun süre bu ağırlığı fark etmedim, yalnızca sonucunu gördüm: yerinden kıpırdamayan bir ben. Fark edince ona “görünmez duvar” demeye başladım. Görünmez, çünkü dışarıdan kimse görmüyor; bazen ben de neye çarptığımı bilmiyorum. Ama oradan geçemediğim çok net.

Kısaca: İşe başlamadan önceki ağırlık çoğu zaman tek bir sebepten değil; belirsizlik, süre kaygısı, kötü yapma korkusu ve birikmiş erteleme yükünün üst üste binmesinden oluşuyor. Ağırlığa isim vermek ve duvarı yoklamak, onu aşmaktan önce atılabilecek en küçük adım.

İşe başlamadan önceki ağırlık tam olarak nasıl hissediliyor?

Benim için ağırlığın birkaç yüzü var. Hepsi aynı günde gelmiyor ama tanıdıkça ayırt etmeyi öğrendim:

  • Göğüste ya da midede hafif bir sıkışma.
  • İşi düşündüğüm anda başka bir şeye ihtiyaç duymak: su, telefon, bir mesaj, bir şeyi kontrol etmek.
  • Bedenin birdenbire yorulması; esneme, ağırlaşan gözler.
  • Zihnin “şimdilik bu kadar yeter” gibi çok ikna edici bir cümle üretmesi.
  • Nedeni belli olmayan bir sinirlilik.

Bu işaretlerin hiçbiri “bu işi yapmak istemiyorum” anlamına gelmiyor. Çoğu zaman o işin bitmesini gerçekten istiyorum. Ağırlık, istemekle yapmak arasındaki kapıda duruyor.

Dikkatimi çeken bir şey daha var: Ağırlık işin büyüklüğüyle orantılı değil. Bir mail yazmak bazı günler koca bir rapordan ağır gelebiliyor. Yani duvarın yüksekliğini işin kendisi belirlemiyor; işin bende uyandırdığı şey belirliyor.

Görünmez duvar neyden yapılmış?

Duvarın tek bir malzemesi yok. Benim gözlemime göre farklı günlerde farklı katmanlar öne çıkıyor. Bu bilimsel bir sınıflandırma değil, kendi defterimden çıkan bir liste:

  1. Belirsizlik. Nereden başlayacağımı bilmiyorum. İşin hangi parçalardan oluştuğu bulanık.
  2. Süre sisi. İşin ne kadar süreceğini kestiremiyorum, bu yüzden hem fazlasından hem azından korkuyorum.
  3. Kötü yapma korkusu. Başlarsam kötü başlarım, kötü başlarsam görülürüm.
  4. Birikmiş faiz. İş ne kadar beklerse, üzerine eklenen suçluluk ve utanç da o kadar büyüyor.
  5. Geçiş yükü. Yaptığım şeyden ayrılıp başka bir şeye girmek zihinsel olarak masraflı.

Bunların çoğunun ortak noktası, işin kendisinden çok işin etrafındaki hisse bağlı olmaları. Bu yüzden “sadece yap” demek duvarın yüksekliğine hiç dokunmuyor.

Beşinci katman, yani geçiş yükü, DEHB üzerine konuşulurken sık anılıyor. Planlama, başlatma ve bir işten diğerine geçme gibi becerilere genel olarak yürütücü işlevler deniyor ve DEHB'de bunların zorlanabildiği kabul ediliyor. Ben uzman değilim, ama bu çerçeve neden bazen bu kadar yoğun hissettiğimi anlamama yardımcı oldu.

Duvarın dibinde geçen zaman

Duvarın en tuhaf yanı, ona çarptıktan sonra yaşananlar. Başlayamadığım zamanlar boş geçmiyor. Telefona bakıyorum, etrafı topluyorum, işle ilgisiz ama “faydalı” görünen küçük işler yapıyorum. Saatler akıyor ve ne yaptığımı ancak sonradan anlıyorum.

Bu sırada zihnim iki şeyi birden yapıyor: işten kaçıyor ve işin yükünü taşımaya devam ediyor. Yani aslında dinlenmiyorum. Hem yapmıyorum hem yapmamanın ağırlığını taşıyorum. Başlayamadığım günlerin sonunda neredeyse hiçbir şey yapmamış olmama rağmen yorgun olmamın nedeni bu.

Bunu fark etmek hem acıttı hem rahatlattı. Acıttı, çünkü o saatleri geri alamıyorum. Rahatlattı, çünkü yorgunluğumun tembellikten değil, görünmez bir yükü taşımaktan geldiğini görmek kendime biraz daha yumuşak davranmamı sağladı.

Duvarı yoklamak: üç soru

Duvarı aşmaya çalışmak yerine önce yoklamayı denedim. Elimi duvara koyup “bu neden yapılmış?” diye bakmak gibi. Bunu yazarak yapıyorum, çünkü kafamda döndüğünde kayboluyor. Kullandığım üç soru şunlar:

  • Şu an ağırlık kaç? Birden ona kadar bir sayı. Sayı koymak, ağırlığı belirsiz bir buluttan çıkarıp ölçülebilir bir şeye çeviriyor.
  • Hangi katmandan? Belirsizlik mi, süre mi, kötü yapma korkusu mu, birikmiş yük mü? Bazen cevap yarım cümleyle geliyor ama o yarım cümle bile yön gösteriyor.
  • Bu katmanı küçültecek en küçük şey ne? Belirsizse işin ilk adımını tek cümleyle yazmak. Süre sisiyse zamanlayıcıyla yirmi dakikalık bir deneme sınırı koymak. Kötü yapma korkusuysa “bu taslağı kimse görmeyecek” demek.

Bir örnek vereyim. Bir gün doldurmam gereken bir başvuru formu vardı ve ağırlık sekizdi. Kendime sorunca katmanın belirsizlik olduğunu gördüm: Hangi belgelerin gerektiğini bilmiyordum. O gün formu doldurmadım; sadece gerekli belgeleri bir kâğıda yazdım. Ağırlık beşe indi ve ertesi gün forma oturabildim.

Bu üç soru duvarı yok etmiyor. Ama duvarın önünde donmak yerine ona bakmamı sağlıyor. Bakmak da bende çoğu zaman duvarı bir tık alçaltıyor.

Ağırlığa kızmak neden işe yaramıyor?

Eskiden ağırlığı hissettiğim anda kendimle kavgaya tutuşurdum. “Bu kadar basit bir iş, ne var bunda?” diye. Sonuç hep aynıydı: Ağırlığın üstüne bir de utanç ekleniyordu. Duvar bir kat daha yükseliyordu.

Şimdi ağırlığa kızmanın duvarın malzemesini artırdığını biliyorum. Onu bir düşman olarak değil, bir bilgi olarak okumaya çalışıyorum. Ağırlık bana “burada bir şey var” diyor. O şeyin ne olduğunu bulursam, bazen iş de kendiliğinden küçülüyor. Bulamadığım günlerde de en azından kendime kızmamayı deniyorum. Bu bile ağırlığın bir kısmını omuzlarımdan indiriyor.

Duvardan geçmek yerine yan kapıdan girmek

Bazı günler yoklamaya bile halim olmuyor. O zaman duvarı aşmaya çalışmıyorum, etrafından dolaşıyorum. Benim yan kapılarım şunlar:

  • Bedenle girmek. Kalkıp bir bardak su doldurmak ya da pencereyi açmak. Zihin kıpırdamıyorsa bedenden başlıyorum.
  • Yer değiştirmek. Aynı masada olmuyorsa mutfak tezgâhına ya da balkona geçiyorum. Mekânın değişmesi, duvarın da yerini değiştiriyor gibi geliyor.
  • Sadece bakmak. İşi yapmak yok, sadece açıp bir dakika bakmak. Yapmak zorunda olmadığımı bilmek, bakmayı kolaylaştırıyor.
  • Birini yanıma almak. Biri aynı odada ya da çevrim içi sessizce çalışırken aynı iş daha az ağır geliyor. Bazen bir arkadaşımdan “ben çalışıyorum, sen de yanımda ol” diye rica ediyorum.

Hiçbiri her gün işe yaramıyor. Ama yan kapılardan biri çoğu zaman aralık oluyor.

Ağırlık geçmediğinde

Dürüst olayım: Bazen hepsini deniyorum ve duvar yerinde duruyor. O gün kendime sorduğum soru “nasıl yaparım” olmaktan çıkıp “bugün bu duvara ne kadar enerji harcamak istiyorum” oluyor. Bazen cevap “hiç” ve bu sorun değil. Önemli olan, günün sonunda yarın için en küçük adımı bir yere not etmek. Yarınki ben duvara boş elle değil, bir kapı numarasıyla gelsin.

Bu ağırlık günlerce, haftalarca sürüyorsa ya da başlamak dışındaki alanlara da yayılıyorsa, mesela uykuna, iştahına, hayattan aldığın tadı etkiliyorsa, bunu tek başına çözmeye çalışmak yerine bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak iyi olur. Duvar bazen tek başına aşılamayacak kadar kalın olabilir ve bunda utanılacak bir şey yok.

Kendime not

Ağırlık gerçek. Duvar da gerçek; görünmez olması gerçekliğini azaltmıyor. Bir dahaki sefere o ağırlığı hissettiğimde kendime “yine mi?” demek yerine “tanıdık bir yer” diyeceğim. Önce yoklayacağım, sonra bir yan kapı arayacağım. Bazen yeterince küçük bir adım, duvarın en ince yerini bulmama yetiyor.

Sık sorulanlar

İşe başlamadan önce neden ağırlık hissediyorum?

Tek bir nedeni yok; belirsizlik, süre kaygısı, kötü yapma korkusu ve biriken suçluluk gibi katmanlar üst üste binebiliyor. DEHB'de görev başlatma zorlandığı için bu ağırlık daha sık ve yoğun yaşanabiliyor.

Başlamadan önceki ağırlık tembellik mi?

Hayır. İşi yapmak isteyip yine de yerinden kıpırdayamamak, isteksizlikten farklı bir şey. Ağırlığın altında çoğu zaman bir his ya da belirsizliğe bağlı bir yük oluyor.

Bu ağırlık ne zaman bir uzmana danışmayı gerektirir?

Haftalarca sürüyorsa, günlük hayatını ciddi biçimde bozuyorsa ya da uyku, iştah, ilgi gibi alanlara da yayılıyorsa bir psikiyatriste ya da psikoloğa danışmak iyi olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir