İlk adımı küçültmek: gülünç derecede küçük başlamanın yolu

İlk adımı küçültmek bende işe başlamanın en güvenilir yolu oldu. Gülünç derecede küçük adımların neden işe yaradığını ve onları nasıl kurduğumu anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir dönem yapılacaklar listemde haftalarca duran bir madde vardı: “Dolabı düzenle.” Her gün gözüme çarpıyor, her gün biraz daha ağırlaşıyordu. Bir gün maddeyi silip yerine şunu yazdım: “Dolabın kapağını aç ve bir çorabı çekmeceye koy.” O akşam dolabın yarısı düzenlenmişti.

Bu küçük deney, ilk adımı küçültmek fikrine bakışımı tamamen değiştirdi. “Küçük adımlarla başla” tavsiyesini zaten duymuştum. Ama benim için yeterince küçük olan adımın, aslında gülünç derecede küçük olması gerekiyordu.

Kısaca: İlk adımı küçültmek, DEHB'de başlamanın önündeki ağırlığı azaltmanın en sade yollarından biri. Adım o kadar küçük olmalı ki ona hayır demek saçma gelsin. Çoğu zaman o küçük adım bir sonrakini getirir; getirmezse bile bir şey yapmış olursun.

Neden küçük yetmiyor da gülünç derecede küçük gerekiyor?

Çoğu insan “küçük adım” dendiğinde makul bir parça düşünüyor. Bir bölümü okumak, bir sayfayı yazmak, bir rafı toplamak. Bana bunlar hâlâ büyük geliyor. Çünkü her biri kendi içinde onlarca küçük karar ve geçiş barındırıyor.

Benim beynim bir işe bakarken sadece işi değil, işin bütün belirsizliğini görüyor. Nereden başlayacağım, ne kadar sürecek, doğru yapabilecek miyim? Adım ne kadar küçük olursa bu soruların sayısı da o kadar azalıyor. Gülünç derecede küçük bir adımda neredeyse hiç soru kalmıyor.

Bir de şu var: Gülünç derecede küçük bir adımı reddetmek zor. “Belgeyi aç” cümlesine karşı çıkacak bir gerekçe bulamıyorum. “Bölümü yaz” cümlesine karşı ise bir sürü gerekçem var: Yorgunum, vaktim az, önce araştırmam lazım, şimdi değil.

Gülünç derecede küçük adımın bir faydası daha var: Beni “ya yapamazsam?” sorusundan kurtarıyor. Bir bardağı lavaboya koyamamak neredeyse imkânsız. Bu yüzden adımı atmadan önce yetersiz kalma korkusu da devreye girmiyor. Korkunun girmediği yerde başlamak çok daha hafif.

İlk adımı küçültmek pratikte neye benziyor?

Birkaç örnek vereyim. Okun solundaki eskiden yazdığım hâl, sağındaki şimdi yazdığım:

  • “Yazıyı bitir” → “Belgeyi aç ve en üste bugünün tarihini yaz.”
  • “Mutfağı topla” → “Tezgâhtaki bir bardağı lavaboya koy.”
  • “Spora başla” → “Spor ayakkabılarını kapının önüne koy.”
  • “Vergi işini hallet” → “İlgili sayfayı tarayıcıda aç.”
  • “Arkadaşıma dönüş yap” → “Mesajlaşma uygulamasında onun sohbetini aç.”
  • “Mail kutusunu temizle” → “En üstteki tek bir maili arşivle.”

Fark ettiysen sağdaki adımların hiçbiri işi bitirmiyor. Hatta çoğu işin kendisi bile sayılmaz. Ama hepsi beni işin kapısından içeri sokuyor. Benim için en zor kısım da zaten o kapı.

Adımı ne kadar küçültmeliyim?

Bende işleyen basit bir test var: Adımı düşündüğümde içimde bir direnç hissediyorsam, adım hâlâ büyüktür. O zaman bir kez daha küçültüyorum. Bunu bir merdiven gibi düşünüyorum:

  1. İşi yaz: “Sunumu hazırla.”
  2. Kendine sor: Bunun ilk somut hareketi ne?
  3. Cevabı yaz: “Sunum dosyasını oluştur.”
  4. Direnç var mı? Varsa yine sor: Bunun da ilk hareketi ne?
  5. Cevabı yaz: “Sunum programını aç.”
  6. Direnç kalmayana kadar devam et.

Bazen merdivenin en altında “bilgisayarın kapağını aç” kadar küçük bir şey kalıyor. Bu artık beni utandırmıyor. Bir işe başlamak için gereken adım bu kadar küçükse, demek ki o gün mesafe uzun. O mesafeyi kabul edip en küçük adımla yola çıkmak, hiç yola çıkmamaktan çok daha iyi.

Küçük adım işe yaramadığında

Dürüst olmak gerekirse her zaman işe yaramıyor. Bazen gülünç derecede küçük adımı atıyorum ve orada kalıyorum. Belgeyi açıyorum, tarihi yazıyorum, sonra kapatıyorum.

Eskiden bunu “yine olmadı” diye kaydediyordum. Şimdi başka türlü bakıyorum. Belgeyi açmış olmak, onu açmamış olmaktan farklı. Bir dahaki sefere o belge artık boş değil, üstünde bir tarih var. Kapı bir kez aralanmış oldu.

Küçük adımın bir sonrakini getirmediği günlerde kendime şunları soruyorum:

  • Adım gerçekten yeterince küçük müydü, yoksa içinde gizli bir karar mı vardı?
  • Şu an başka bir ihtiyacım mı var: yemek, uyku, hareket, biraz sessizlik?
  • Bu işin üzerinde benim fark etmediğim bir his mi asılı?

Bazen cevap basit: Açım ya da uykusuzum. Bazen ise işin üzerinde eski bir utanç ya da korku var. O zaman sorun adımın büyüklüğü değil, o his. Onu tanımak bile işi biraz hafifletiyor.

Böyle günlerde adımı bir başkasıyla atmak da işe yarayabiliyor. Biri yanımda otururken belgeyi açmak, tek başıma açmaktan daha kolay. Ya da bir arkadaşa “şu an sadece dosyayı açtım” diye yazmak. Küçük adımın bir tanığı olması, onu biraz daha gerçek kılıyor ve bir sonraki adımı atma ihtimalimi artırıyor.

“Bu kadar küçük bir şey için mi?” utancı

İlk adımı küçültmeye başladığımda içimde bir ses itiraz etti. “Bir yetişkin, bir bardağı lavaboya koymak için kendine plan mı yapar?” Bu ses bana bir süre utanç verdi. Başkalarının zahmetsizce yaptığı şeyleri ben minicik parçalara bölüyordum.

Zamanla bu utancı başka bir yerden görmeye başladım. Gözlük takan biri, gözlüğü için utanmıyor. Ben de beynimin başlamak için daha küçük basamaklara ihtiyaç duyduğunu kabul ettim. Basamakların küçük olması, merdivenin daha kısa olduğu anlamına gelmiyor. Sadece benim çıkabileceğim yükseklikte olduğu anlamına geliyor.

Bir de şunu fark ettim: Küçük adımlarımı kimseye göstermek zorunda değilim. Listem benim listem. Orada “belgeyi aç” yazması, kimsenin değerlendirmesine açık bir şey değil. Sadece benim işime yarayan bir araç.

Küçük adımı bir alışkanlığa dönüştürmek

Zamanla bu yaklaşımı yapılacaklar listemin kendisine taşıdım. Artık listeye işleri değil, ilk adımları yazıyorum. “Raporu yaz” bir başlık olarak duruyor ama altında hep bir sonraki minicik adım var.

Bir işi bıraktığımda da aynı şeyi yapıyorum. Kalktığım anda bir sonraki gülünç derecede küçük adımı not ediyorum. Ertesi gün listeye baktığımda karşımda bir dağ değil, bir basamak buluyorum.

Bazen küçük adımı bir zamanlayıcıyla da birleştiriyorum. “Belgeyi aç ve iki dakika ona bak” gibi. Böylece adımın hem bir başlangıcı hem de bir sonu oluyor. Sonu belli bir adıma başlamak, sonu belirsiz bir adıma başlamaktan çok daha kolay.

Kendime not

İlk adımı küçültmek bana bir şey daha öğretti: İlerlemenin ölçüsü adımın büyüklüğü değil, yönü. Gülünç derecede küçük bir adım bile beni doğru tarafa götürüyorsa yeterli.

Şu an aklında ertelediğin bir iş varsa, onun en saçma derecede küçük ilk adımını düşün. Belki bir dosyayı açmak, belki bir ayakkabıyı kapının önüne koymak. Sadece o kadar. Gerisi gelirse gelir.

Sık sorulanlar

İlk adımı küçültmek ne demek?

Bir işi, ona hayır demenin saçma geleceği kadar küçük bir ilk harekete indirgemek demek. Örneğin “raporu yaz” yerine “belgeyi aç ve tarihi yaz” gibi.

Küçük adımlar DEHB'de neden işe yarar?

Küçük adım, işin belirsizliğini ve karar yükünü azaltıyor. DEHB'de çoğu zaman en zor kısım başlamak olduğu için, kapıdan girmeyi kolaylaştırmak devam etmeyi de kolaylaştırabilir.

Küçük adımı attım ama devam edemedim, ne yapmalıyım?

Bunu bir yenilgi saymana gerek yok; kapıyı aralamış oldun. Adımın gerçekten küçük olup olmadığına ya da açlık, yorgunluk gibi başka bir ihtiyacın olup olmadığına bakabilirsin.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir