“Herkes erteliyor ki, bunda ne var?” Bu cümleyi o kadar çok duydum ki bir dönem ben de inanmaya başladım. Belki gerçekten herkes benim gibiydi, belki ben sadece biraz daha fazla şikâyet ediyordum. Sonra başkalarının ertelemesini daha yakından izledim ve bir şeyin farklı olduğunu hissettim.
Bu yazıda DEHB erteleme dediğim şeyin gündelik ertelemeden nasıl ayrıldığını anlatmaya çalışacağım. Uzman değilim; tanı koymak ya da bir etiket dağıtmak gibi bir niyetim yok. Sadece kendi içimden gördüğümü ve başka DEHB'li yetişkinlerden sıkça duyduğum ortak noktaları paylaşıyorum.
Kısaca: Herkes zaman zaman erteler ama DEHB'de erteleme çoğu zaman bir seçimden çok başlayamamaya benzer. İş istenir, önemi bilinir, yine de başlanamaz. Fark; ertelemenin sıklığında, hayatın kaç alanına yayıldığında ve arkasında bıraktığı suçlulukta ortaya çıkar.
Herkes ertelemiyor mu zaten?
Erteler. Bulaşık, sıkıcı bir telefon, açılmayı bekleyen bir zarf… Erteleme insan olmanın bir parçası. Bunu kabul etmek önemli, çünkü DEHB'li olmayan birinin ertelemesini küçümsemek de, kendi zorlanmamı abartmak da istemem.
Ama benim gözlemim şu: Çoğu insan için erteleme bir tercih gibi işliyor. “Şimdi canım istemiyor, akşam yaparım” diyorlar ve akşam yapıyorlar. Ertelemenin bir sınırı, bir dönüş noktası var. Benim ertelemem ise çoğu zaman o dönüş noktasını bulamıyor.
Bir arkadaşımın ertelemesini izlediğimde, onun ertelediği süre boyunca gerçekten dinlendiğini, keyif aldığını görüyorum. Sonra kalkıp işi yapıyor. Benim ertelemem ise başka türlü bir bekleme: İşi yapmıyorum ama başka bir şeyin tadını da çıkaramıyorum. Sanki ikisinin arasında, bir bekleme salonunda oturuyorum.
DEHB erteleme neden farklı hissettiriyor?
Benim için en belirleyici fark şu: Ertelediğim işlerin önemli bir kısmını gerçekten yapmak istiyorum. Keyif aldığım bir proje, sevdiğim birine yazacağım bir mesaj, kendi sağlığım için alacağım bir randevu. İstek orada. Sorun, istekle eylem arasındaki köprünün bir türlü kurulamaması.
DEHB nörogelişimsel bir durum ve planlama, önceliklendirme, kendini bir işe yönlendirme gibi yürütücü işlevleri etkileyebiliyor. Bu yüzden DEHB'de erteleme çoğu zaman bir karakter meselesi değil, bir başlatma meselesi. Ben buna kendi içimde “irade sorunu değil, vites sorunu” diyorum.
Bir başka fark da ertelemenin ölçeği. Sıradan erteleme genelde sıkıcı işlerle sınırlı kalıyor. Benimki ise bazen sevdiğim şeylere bile uzanıyor. Hobilerim, yarım kalmış çizimlerim, okumak istediğim kitaplar da aynı bekleme odasında oturuyor.
Bir de “bekleme modu” dediğim bir şey var. Öğleden sonra bir randevum varsa, sabahtan o saate kadar hiçbir şeye başlayamıyorum. Önümde saatler olsa bile zihnim sanki o randevunun gölgesinde donup kalıyor. Bunu DEHB'li başka yetişkinlerden de çok duydum. Sıradan ertelemede böyle bir donma pek anlatılmıyor; insanlar araya bir şeyler sıkıştırıp devam edebiliyor.
Farkı gösteren işaretler
Kendimde ve konuştuğum insanlarda sık gördüğüm bazı işaretler var. Bunlar bir tanı listesi değil, sadece farkındalık için:
- İstediğin işi de erteliyorsun. Sadece hoşlanmadığın değil, heyecan duyduğun işler de bekliyor.
- Aciliyet olmadan başlamak neredeyse imkânsız. Teslim tarihi kapıya dayanınca birden hızlanıyorsun.
- Ertelemek dinlendirmiyor. Erteleme süresince keyifli bir şey yapmıyor, sadece işin gölgesinde bekliyorsun.
- Küçük işler bile büyüyor. Bir formu doldurmak, bir maili cevaplamak haftalarca sürebiliyor.
- Suçluluk kalıcı bir arka plan sesi. Ertelediğin işler aklının bir köşesinde sürekli uğulduyor.
- Bu durum hayatının pek çok alanına yayılıyor. İş, ev, ilişkiler, sağlık, para.
Bu işaretlerden birkaçı sende varsa, bu otomatik olarak DEHB'in olduğu anlamına gelmiyor. Yetişkinlerde DEHB tanısını psikiyatrist kapsamlı bir değerlendirmeyle koyar. Ama bu listeyi okurken kendini çok tanıdıysan, bir uzmanla konuşmak iyi bir başlangıç olabilir.
Kronik erteleme ve DEHB aynı şey mi?
Değil. Kronik erteleme, ertelemenin bir alışkanlık hâline gelmesini anlatmak için kullanılan genel bir ifade. Kaygı, depresyon, tükenmişlik ya da mükemmeliyetçilik de ertelemeyi besleyebiliyor. DEHB bunlardan sadece biri.
Ben bu ayrımı şöyle düşünüyorum: Erteleme bir belirti gibi, altında farklı nedenler yatabilir. DEHB'de erteleme genellikle dikkat, başlama ve aciliyetle ilgili daha geniş bir örüntünün parçası olarak görülüyor. Hangisinin sende geçerli olduğunu anlamak için kendi gözlemlerin değerli, ama asıl netliği bir uzman sağlayabilir.
Bazen birden fazlası aynı anda da olabiliyor. Bende mesela mükemmeliyetçilik ve başlama güçlüğü birbirine sarılmış iki ip gibi. Hangisinin hangisini çektiğini her zaman ayırt edemiyorum. Bazı günler bir işi kusursuz yapamayacağım korkusuyla erteliyorum, bazı günler ise sadece başlamanın kendisi yokuş yukarı geliyor. İkisini ayırt etmeye çalışmak bile bana iyi geliyor, çünkü her birine farklı bir küçük adımla yaklaşabiliyorum: Korku varsa çıtayı indiriyorum, başlama zorluğu varsa adımı küçültüyorum.
Ertelemenin görünmeyen bedeli
Dışarıdan bakan biri için erteleme, bir işin yapılmaması demek. İçeriden bakınca ise ertelemenin kendisi de yorucu bir iş. İşi yapmadığım her saat, onu düşünmekle, düşünmemeye çalışmakla, kendimi ikna etmeye uğraşmakla geçiyor. Gün sonunda hem iş yapılmamış oluyor hem de ben dinlenmemiş oluyorum.
Bu bedel bende en çok uyku ve ilişkilerde ortaya çıkıyor. Gece yatağa uzandığımda ertelediğim işler aklıma geliyor. Sevdiğim insanlarla vakit geçirirken bile bir köşede bekleyen bir iş olduğunu biliyorum. Sıradan erteleme genelde bu kadar yer kaplamıyor. DEHB'de ise erteleme, hayatın arka planında sürekli çalışan bir uygulama gibi.
Fark neden önemli?
Çünkü çözüm önerileri farklı. Sıradan erteleme için verilen tavsiyeler çoğu zaman “kendine bir disiplin koy”, “telefonunu kapat”, “sadece yap” gibi şeyler. Bunlar bazı insanlarda işe yarıyor olabilir. Bende ise çoğu zaman sadece suçluluğu artırıyordu.
DEHB erteleme için bana daha çok yardımcı olan şeyler, iradeyi değil ortamı ve adımı değiştirmek oldu:
- İlk adımı neredeyse gülünç derecede küçültmek.
- Başlamak için motivasyonu beklememek, önce küçük bir hareket yapmak.
- Dışarıdan bir çerçeve kurmak: biriyle birlikte çalışmak, birine söz vermek.
- Ertelemeyi fark ettiğimde kendimi yargılamak yerine merakla bakmak.
Farkı bilmek bana bir şey daha verdi: rahatlama. Ertelememin bir açıklaması olduğunu anlamak, onu mazeret yapmak anlamına gelmedi. Tam tersine, sonunda üzerinde çalışabileceğim gerçek bir şey vardı. Kendime “neden böylesin?” diye sormak yerine “bu iş neden başlamıyor, ne kolaylaştırır?” diye sormaya başladım. Bu ikinci soru, birincisinin aksine bir cevaba çıkıyor.
Son söz
“Herkes erteler” cümlesi doğru ama eksik. Herkes erteler, evet. Ama herkes aynı ağırlıkla, aynı sıklıkta, aynı suçlulukla ertelemez. Eğer senin ertelemen de bir seçimden çok bir duvara benziyorsa, bunu fark etmek zaten bir adım.
Kendine şunu söylemeni isterim: Bu durum seni yetersiz ya da eksik biri yapmıyor. Sadece başlamak için başka yollar bulman gerekebileceğini gösteriyor. Ve o yollar var. Bazen bir arkadaşla aynı masada oturmak, bazen bir işi gülünç derecede küçük bir adıma indirmek, bazen de sadece kendine biraz daha nazik davranmak. Hangisinin sende işe yarayacağını denemeden bilemezsin; ama denemeye değer.