Bir işe başlamam gerektiğini bilmek ile o işe gerçekten başlamış olmak arasında bir mesafe var. Çoğu insan için bu mesafe birkaç adım. Benim için bazı günler koca bir okyanus. Masaya oturuyorum, dosya açık, ne yapacağımı biliyorum, hatta yapmak da istiyorum. Ama elim klavyeye gitmiyor ve saatler “birazdan”ların arasında eriyip gidiyor.
Uzun süre bunun adını koyamadım. Tembellik dedim, disiplinsizlik dedim, “bende irade yok” dedim. Sonra DEHB'de başlayamamak diye bir şey olduğunu, hatta bunun DEHB'li yetişkinlerin en sık konuştuğu zorluklardan biri olduğunu fark ettim. Bu yazı, o mesafeyi anlamak ve biraz kısaltmak için zamanla biriktirdiğim her şeyin toplu hâli.
Kısaca: DEHB'de başlayamamak bir irade meselesi değil; görev başlatma güçlüğü denen, beynin bir işe geçiş yapmakta zorlanmasıyla ilgili bir durum. İlk adımı küçültmek, motivasyonu beklemeden hareket etmek ve kendine yargısız davranmak bu mesafeyi kısaltmaya yardımcı olabilir.
Başlayamamak tam olarak neye benziyor?
Dışarıdan bakınca hiçbir şey olmuyor gibi görünüyor. Biri oturmuş, telefonuna ya da boş boş duvara bakıyor. İçeride ise bir sürü şey oluyor: işi düşünmek, işi düşünmekten kaçmak, kaçtığın için kendine kızmak ve bu kızgınlıkla daha da donmak.
Bende başlayamamak çoğu zaman şu şekillerde kendini gösteriyor:
- Ne yapacağımı bildiğim hâlde ilk hareketi yapamamak.
- Asıl işin yerine hazırlık işleriyle oyalanmak: masayı toplamak, dosyaları yeniden adlandırmak, “önce şu maile bakayım” demek.
- “Saat tam onda başlarım” deyip on biri geçe kalınca bir sonraki tam saati beklemek.
- Kolay ve acil olmayan işleri yaparken asıl işin etrafında dönüp durmak.
- İşi sadece düşünmenin bile beni yorması.
Bunların hiçbiri isteksizlik değil. Çoğu zaman işi gerçekten yapmak istiyorum. Mesele istemek değil, istemekten yapmaya geçmek.
Bazen en zor kısım, bu durumu başkalarına anlatmak. “Madem yapmak istiyorsun, yap” cümlesi kulağa mantıklı geliyor. Ama içeride olan, vitese takılı bir arabanın yerinden kıpırdamamasına benziyor: Motor çalışıyor, ses var, hareket yok.
İşin tuhaf tarafı, aynı gün içinde bambaşka bir işe saatlerce dalabiliyorum. İlgimi çeken bir konuyu araştırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Bu da çevremdekilerin, hatta benim bile, başlayamamayı bir tercih sanmama yol açıyordu. “Demek ki istersen yapabiliyorsun.” Oysa mesele istemek değil, beynin hangi işe kendiliğinden bağlanabildiği. Bu ayrımı görmek, kendime bakışımı yumuşatan ilk şey oldu.
DEHB'de başlayamamak neden bu kadar sık görülür?
Burada bir şeyi açıkça söyleyeyim: Ben uzman değilim. Yazdıklarım okuduklarımdan, uzmanların genel olarak anlattıklarından ve kendi deneyimimden süzülüyor. DEHB nörogelişimsel bir durum ve sanıldığı gibi sadece dikkatle ilgili değil.
Planlamak, önceliklendirmek, bir işten diğerine geçmek, kendini bir eyleme yönlendirmek gibi becerilere genel olarak yürütücü işlevler deniyor. DEHB'de bu işlevlerin zorlanabildiği kabul ediliyor. Görev başlatma da bu becerilerden biri. Yani başlayamamak, bir karakter kusurundan çok beynin işleyişiyle ilgili bir şey.
Kendi gözlemlerimde bu güçlüğü besleyen dört şey var.
İlgi ve aciliyet
Benim beynim ilginç, yeni, acil ya da zorlayıcı olana kolayca yöneliyor. “Önemli ama sıkıcı” olan işler ise sanki görünmez bir duvarın arkasında duruyor. Önemli olduğunu bilmek, o duvarı aşmama yetmiyor. Teslim tarihi yaklaşınca aciliyet devreye giriyor ve birden başlayabiliyorum. Ama bu bedava değil; son dakikaya kalmanın kendi yorgunluğu var.
Belirsizlik
“Raporu yaz” bir iş değil, bir bulut. Nereden başlanacağı belli olmayan her şey benim için ağırlaşıyor. İlk adım netleşmediği sürece beynim “önce ne yapacağız?” sorusunda takılıp kalıyor ve o soruya cevap vermek yerine başka bir yere kaçıyor.
Geçiş maliyeti
Bir şeyden çıkıp başka bir şeye girmek bende ayrı bir enerji istiyor. Telefonda gezinmekten rapora geçmek, sadece rapor yazmaya başlamak değil; önce telefonu bırakmak, sonra zihni toparlamak, sonra yeni bir moda girmek demek. Bu geçişlerin her biri küçük birer eşik ve eşikler üst üste binince yükseliyor.
Duygusal yük
Bazı işlerin üstünde eski bir his asılı duruyor. Daha önce ertelediğim, kötü sonuçlandığı için utandığım ya da “bu sefer kusursuz olmalı” dediğim işler. Bunlara başlamak, sadece işe değil, o hislerin hepsine başlamak demek. Bu yüzden ağırlık, işin kendisinden çok daha büyük olabiliyor.
Erteleme döngüsü nasıl işliyor?
Başlayamamak tek seferlik bir şey olarak kalmıyor, bir döngüye dönüşüyor. Bende bu döngü kabaca şöyle ilerliyor:
- İş önüme geliyor ve belirsiz ya da sıkıcı görünüyor.
- “Biraz sonra” diyorum ve dikkatimi başka bir şeye veriyorum.
- Zaman geçtikçe iş büyüyor, çünkü artık sadece bir iş değil, gecikmiş bir iş.
- Gecikmenin getirdiği suçluluk, işe yaklaşmayı daha da zorlaştırıyor.
- Son dakika geliyor; aciliyetle bir şekilde bitiriyorum ya da bitiremiyorum.
- “Bir dahakine erken başlayacağım” diyorum ve döngü baştan başlıyor.
Bu döngüyü fark etmek bende bir şeyi değiştirdi: Döngünün ortasındaki halka çoğu zaman işin kendisi değil, işin etrafında biriken suçluluk. Suçluluğu azaltmak, başlamayı doğrudan kolaylaştırıyor. Bu yüzden aşağıdaki önerilerin hepsi biraz da kendine nazik olmaya dair.
Bir de şunu fark ettim: Döngü her turda biraz daha hızlanıyor. Bir işi ne kadar çok ertelediysem, aynı türden bir sonraki işe o kadar çekinerek yaklaşıyorum. Bu yüzden döngüyü kırmak için büyük bir hamle değil, tek bir turda küçük bir farklılık yeterli olabiliyor.
Başlamayı kolaylaştıran küçük adımlar
Bunlar tarif değil; bende ve konuştuğum bazı DEHB'li insanlarda işe yaramış yaklaşımlar. Hepsini aynı anda denemene gerek yok. Birini seç, bir hafta dene, olmazsa bırak.
İlk adımı gülünç derecede küçült
“Raporu yaz” yerine “belgeyi aç ve başlığı yaz”. “Mutfağı topla” yerine “tezgâhtaki bir bardağı lavaboya koy”. İlk adım o kadar küçük olmalı ki ona hayır demek neredeyse saçma gelsin. Çoğu zaman o küçük adım ikinciyi de beraberinde getiriyor. Getirmezse de bir şey yapmış oluyorum.
İşi görünür ve somut kıl
Aklımda tuttuğum işler zamanla bulanıklaşıyor. Onları kâğıda ya da ekrana yazdığımda, hele ki ilk adımı da yanına eklediğimde, iş tutulabilir bir hâl alıyor. “Vergi işi” yerine “ilgili sayfayı aç, şifremi kontrol et” yazmak bile fark yaratıyor.
Motivasyonu bekleme
Eskiden başlamak için doğru hissi bekliyordum. O his çoğu zaman gelmiyordu. Zamanla fark ettim ki bende motivasyon genellikle başladıktan sonra geliyor, başlamadan önce değil. Şimdi kendime “istek gelmeyecek, önce el gidecek” diyorum.
Beden üzerinden başla
Zihin takıldığında beden bazen kapıyı açabiliyor. Kalkmak, bir bardak su doldurmak, bilgisayarın kapağını açmak, kalemi ele almak. Bunlar küçük ama beynime “şimdi başka bir moddayız” mesajı veriyor. Her seferinde aynı küçük ritüeli tekrarlamak, bu mesajı zamanla güçlendiriyor.
Biriyle birlikte başla
Yanımda biri çalışırken başlamak bana çok daha kolay geliyor. Bunun bir kısmı hesap verebilirlikle, bir kısmı da yalnız olmamanın verdiği sakinlikle ilgili. MASA'yı da biraz bu yüzden geliştirdim: Sessizce çalışan insanların yanına oturmak, o ilk adımı benim için daha az ıssız kılıyor.
Kendine gerçek bir çıkış izni ver
“Sadece beş dakika bakacağım, sonra istersem bırakırım” demek, başlamayı çok daha az korkutucu hâle getiriyor. Ama bunun işe yaraması için çıkış izninin gerçek olması gerekiyor. Beş dakika sonra gerçekten bırakabildiğimi bildiğimde, beynim o beş dakikaya direnmiyor. Çoğu zaman da devam ediyorum, çünkü bende zor olan genellikle kapıdan girmek, içeride kalmak değil.
Ortamı başlamaya hazırla
Akşamdan masayı açık bırakmak, ertesi günün ilk işinin dosyasını ekranda hazır tutmak, telefonu başka bir odaya koymak. Bunlar sabahki “nereden başlasam?” sorusunu benim yerime cevaplıyor. Başlamak için ne kadar az karar vermem gerekirse, başlamam o kadar kolaylaşıyor.
Sonraki adımı yazarak bırak
Bir işi bırakırken, döndüğümde ilk ne yapacağımı tek cümleyle not ediyorum. Ertesi gün “nerede kalmıştım?” sorusu yerine hazır bir başlangıç noktası buluyorum. Bu, yarım kalan işlere geri dönmeyi de çok kolaylaştırıyor.
Bu yöntemlerin hiçbiri her gün işe yaramıyor. Bazı günler biri tutuyor, bazı günler bir diğeri. Benim için asıl değişiklik, elimde tek bir yöntem yerine küçük bir alet çantası olması oldu. Biri işe yaramadığında “ben beceremiyorum” demek yerine çantadan başka bir alet çıkarıyorum.
Başlayamadığın günlerde kendine nasıl davranmalı?
Her şeyi denesen de başlayamadığın günler olacak. Bende de oluyor. O günlerde en çok işe yarayan şey, kendimle konuşma biçimimi değiştirmek oldu.
“Yine yapamadım” yerine “bugün beynim bu işe geçmekte zorlandı” demek, aynı durumu çok farklı bir yere koyuyor. Birincisi beni karakterimle yargılıyor, ikincisi bir durumu tarif ediyor. Durumu tarif ettiğimde, ona bir çözüm aramak da kolaylaşıyor.
Başlayamadığım bir günün sonunda kendime üç küçük soru soruyorum:
- Bugün en küçük hangi adımı atabildim?
- İşi bu kadar ağır yapan neydi: belirsizlik mi, sıkıntı mı, bir his mi?
- Yarın tek bir şey değişecek olsa, bu ne olurdu?
Bu sorular beni bir sonraki güne daha hafif taşıyor. Suçlulukla uyanmak yerine küçük bir planla uyanmak, sabahın ilk saatlerini bambaşka bir hâle getiriyor.
Bir de bazı günlerin gerçekten dinlenme günü olduğunu kabul etmeyi öğreniyorum. Uykusuz, hasta ya da duygusal olarak yorgun olduğum günlerde beynimden aynı başlama gücünü beklemek haksızlık. O günlerde en küçük adım bile yeterli; hiç adım atamadıysam, bu da bir veri, bir hüküm değil.
Ne zaman destek almak gerekir?
Başlayamamak hayatının pek çok alanını etkiliyorsa, işini, ilişkilerini ya da sağlığını zorluyorsa, bunu tek başına çözmek zorunda değilsin. DEHB'den şüpheleniyorsan ya da tanın var ve zorlanıyorsan, bir psikiyatriste ya da psikoloğa danışmak iyi bir adım olabilir. Yetişkinlerde tanıyı psikiyatrist koyar ve hangi desteğin sana uygun olduğunu birlikte konuşabilirsiniz.
Başlayamamanın arkasında bazen depresyon, kaygı ya da tükenmişlik gibi başka şeyler de olabiliyor. Bunları ayırt etmek bir uzmanın işi. Bu yazıdaki öneriler profesyonel desteğin yerine geçmez; sadece yanında taşıyabileceğin küçük araçlar.
Bir görüşmeye gitmeden önce kısa notlar almak işini kolaylaştırabilir. Hangi tür işlere başlamakta zorlandığını, bunun ne zamandır böyle olduğunu ve hayatının hangi alanlarını etkilediğini birkaç cümleyle yazmak yeterli. DEHB'li biri için bir randevu almak bile başlı başına ertelenen bir iş olabiliyor; bunu bilmek ve ona da küçük bir ilk adımla yaklaşmak, kendine yapabileceğin en nazik şeylerden biri. Randevuyu almak için arama yapmak zorsa, önce sadece numarayı not etmek de bir başlangıç.
Kendime not
Başlamak benim için hiçbir zaman tek bir karar olmadı. Her seferinde yeniden kurulan küçük bir köprü oldu. Bazı günler o köprü tek adımda kuruluyor, bazı günler hiç kurulamıyor.
Ama artık biliyorum ki köprünün kurulamaması benim değersiz olduğum anlamına gelmiyor. Sadece o gün, o mesafenin biraz daha uzun olduğu anlamına geliyor. Yarın yeniden denerim. Şimdi bu yazıyı kapatıp tek bir küçük adım seçmeye ne dersin?