Kendimi tanıdığımı sanıyordum. Neyi sevdiğimi, neyi sevmediğimi, nelerden kaçtığımı, ne kadar sabırlı ya da sabırsız olduğumu bilirdim. Sonra bir gün bu bilgilerin çoğunun aslında başkalarının benim hakkımda söylediklerinden ve zorlandığım yerlerden çıkarılmış sonuçlar olduğunu fark ettim.
Bu yazı, bir sonuç değil, bir süreç notu. DEHB'li bir kadın olarak kendimi yeniden tanımaya çalışırken denediğim, düşündüğüm ve hâlâ denemekte olduğum şeyleri yazıyorum. Kimseye bir yol çizmiyorum; sadece birkaç soru ve küçük deneyle yan yana yürümeyi öneriyorum.
Kısaca: Kendini yeniden tanımak, eski hikâyeleri ve “ben şöyleyim” varsayımlarını yargılamadan gözden geçirmek demek. Küçük gözlemler, kısa denemeler ve güvendiğin birkaç kişinin görüşü bu süreci yönetilebilir kılıyor. Acelesi yok; tanımak bir varış noktası değil, süregiden bir merak.
Kendini yeniden tanımak ne demek?
Kendimi yeniden tanımak bir kimlik değiştirmek değil. Aslında bildiğim şeyleri yeniden sormak. Eskiden “ben sabırsızım” dediğim şeyin altında belki sıkıcı ortamda zorlanmak yatıyordu. “Ben sıkıcı biriyim” dediğim şeyin altında ise çok yorgun olduğum bir dönem olabilir. “Hiçbir şeye devam edemiyorum” dediğim yerde ilgimi çekmeyen şeylere katlanmaya çalışıyor olabilirim.
Bunların hiçbiri kesin bir yorum değil. Sadece her varsayımın bir “belki” ile test edilebileceğini hatırlatıyor. Kendimi tanımak, bu “belki”leri sormak ve yanıtlarını sabırla dinlemek demek.
Eski varsayımlara bakmak
Bir kâğıda “ben şöyleyim” diye başlayan on cümle yaz. Mesela:
- Ben sabırsızım.
- Ben hiçbir şeyi bitiremiyorum.
- Ben sosyal biri değilim.
- Ben düzensiz biriyim.
- Ben duygusalım.
Sonra her cümlenin yanına üç soru yaz:
- Bu cümleyi ilk kim söyledi? Ben mi, başkası mı?
- Hangi durumlarda bu cümle doğru görünmüyor?
- Bu cümle bana ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor?
Cevaplar bazen şaşırtıcı oluyor. “Sosyal biri değilim” derken aslında kalabalık ve gürültülü ortamlarda yorulduğumu, bire bir sohbetlerde ise çok rahat olduğumu fark edebiliyorsun. Cümle yanlış değildi, sadece eksikti.
Küçük deneyler: bir hafta, bir soru
Kendini tanımak için büyük bir keşif gerekmiyor. Küçük deneyler daha az yorucu ve daha az korkutucu. Birkaç fikir:
- Enerji haritası. Bir hafta boyunca günün üç noktasında (sabah, öğleden sonra, akşam) enerjini 1-5 arasında not et. Kendini nasıl hissettiğini, neyin enerjini yükselttiğini, neyin düşürdüğünü kısa bir cümleyle yaz.
- “İstediğim” ve “katlandığım”. Bir gün boyunca yaptığın işleri iki sütuna ayır: Gerçekten istediklerin ve sadece katlandıkların. Neye ne kadar zaman ayırdığına şaşırabilirsin.
- Ortam denemesi. Aynı işi iki farklı ortamda yap: Sessiz bir odada ve hafif bir gürültü içinde ya da yalnız ve birinin yanında. Hangisinde daha rahat olduğunu not et.
- Merak listesi. Bir hafta boyunca merak ettiğin şeyleri değerlendirmeden bir listeye yaz. Bir şeyi gerçekten yapmak zorunda değilsin; sadece neler çağırıyor, onu gör.
- Küçük bir “hayır” denemesi. Gücünün yettiği küçük bir şeye hayır de ve ne hissettiğini fark et. Rahatlama mı, suçluluk mu, ikisi birden mi?
Bu deneylerden hiçbirinin “doğru” cevabı yok. Amaç sonuç değil, gözlem.
Eski ilgileri geri çağırmak
Kendini yeniden tanımanın en keyifli yollarından biri, bir zamanlar sevdiğin ama bir yerde bıraktığın şeylere geri dönmek. Çizmek, bir müzik aleti çalmak, bir spora bakmak, bir türde kitap okumak. “Artık yapamam”, “zamanı geçti”, “beceremiyorum” cümlelerinin ardında genellikle bir bırakılış hikâyesi var: yetişkinlikte iş yükü, utanç, kıyaslama ya da sadece yarım kalmışlık.
Geri dönerken kendime tek bir kural koyuyorum: İyi olmak zorunda değilim. On dakika, kötü bir çizim, yarım kalan bir şarkı da yeterli. Amaç bir sonuç çıkarmak değil, o şeyin bende hâlâ bir şeyi uyandırıp uyandırmadığına bakmak. Bazen uyandırıyor, bazen artık beni çağırmadığını görüyorum ve o da bir bilgi.
Kendine sorabileceğin sorular
Bir kenara not edip zaman zaman dönebileceğin sorular:
- Hangi anlarda kendimi gerçekten ben gibi hissediyorum?
- Hangi ortamlarda kendimi daha çok kısıp saklıyorum?
- Kimden beklentim varken kendimi daha çok yoruyorum?
- Çocukken ya da gençken sevdiğim ama sonradan bıraktığım bir şey var mı?
- Beni gülümseten, neden olduğunu bilmediğim küçük şeyler neler?
- Hangi cümleyi artık kendime söylemek istemiyorum?
Cevaplarını bir günde bulman gerekmiyor. Bazı sorular aylarca bir köşede bekleyip bir gün kendiliğinden cevap bulabiliyor.
Güvendiğin birine sormak
Kendini tanımak bazen yalnız bir iş gibi görünüyor ama dışarıdan bir göz çok işe yarayabiliyor. Güvendiğin bir iki kişiye şunları sorabilirsin:
- “Beni en çok ne zaman canlı görüyorsun?”
- “Benim hangi yanım sence yeterince fark edilmiyor?”
- “Benimle ilgili ilk akla gelen şey nedir?”
Cevaplar bazen çok hoş, bazen şaşırtıcı, bazen de hiç beklemediğin bir şey olabilir. Bunları kesin doğrular olarak değil, bir ayna olarak al; senin kendi sesini bastırmasın.
Kendi kullanım kılavuzunu yazmak
Birkaç ay boyunca gözlem yaptıysan, kendine ait küçük bir “kullanım kılavuzu” hazırlayabilirsin. Resmî ya da mükemmel olması gerekmiyor; bir not defteri sayfası yeter. İçine şunları yazabilirsin:
- Bana ne iyi gelir? Ortam, saat, insan, hareket, ses, sessizlik.
- Neler beni zorlar? Belirli ortamlar, belirli işler, belirli cümleler.
- Zor günümde ne işe yarar? Küçük, uygulanabilir üç şey.
- Yardım istemem gerektiğini nasıl anlarım? Kendi erken işaretlerin.
- Başkalarının bilmesini istediğim bir şey. “Bana yazılı hatırlatma iyi gelir” gibi.
Bu kılavuz bir sözleşme değil; zamanla güncellenecek bir taslak. Benim için en değerli yanı, zor günlerde “şimdi ne yapmam gerekiyordu?” diye düşünmek yerine, o sayfaya bakıp seçebilmem.
Beklenmedik duygular
Bu süreçte beklemediğin duygularla karşılaşabilirsin. Bunlardan birkaçı:
- Yabancılık: “Bu ben miyim?” hissi. Alışkın olduğun benlik değişirken normal.
- Yas: Eski bir benlikten ya da yaşanmamış bir hayattan ayrılırken hüzün gelebilir.
- Sevinç: Bir şeyi ilk kez kendine ait hissetmenin, yıllardır beklenen bir rahatlığı.
- Korku: “Ya bu yeni ben başkalarını rahatsız ederse?”
Hepsi süreçle birlikte geliyor. Yoğunlaşırlarsa ya da seni günlük hayatında zorlarlarsa, bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak yük hafifletici olabilir.
Değişmek zorunda değilsin
Bazı insanlar yeniden tanımayı, “yeni bir ben” yaratmak sanıyor. Bence amaç bu değil. Zaten olduğun şeyi daha çok görmek ve ona daha uygun bir yaşam kurmak. Bazı yanlarını sevmeyebilirsin, bazılarını değiştirmek isteyebilirsin, bazıları olduğu gibi kalabilir. Hepsi senin kararın.
DEHB'ni anlamak bu süreçte bir kapı olabilir ama sen DEHB'den ibaret değilsin. Onu hesaba katarak, onunla birlikte kendini tanımak, senin için daha adil ve daha gerçekçi bir hikâye yazmanı sağlayabilir.
Kendime mektup
Sevgili ben,
Seni yıllarca bir hata listesi gibi okudum. Şimdi bir hikâye olarak okumaya çalışıyorum. Bazı sayfalar hâlâ zor; bazıları şaşırtıcı biçimde güzel.
Acele etmiyoruz. Her gün yeni bir şey öğrenmek zorunda değiliz. Bugün sadece bir soru sormak yeterli.
Sevgiyle, Ben