“Dağınık” etiketinden kurtulmak: DEHB'li kadın olarak

“Dağınık” etiketi bir tanım değil, bir cümle. DEHB'li kadın olarak bu etiketle nasıl büyüdüğümü ve ondan nasıl uzaklaştığımı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bazı sıfatlar bir ad gibi yapışır. İnsan bir gün fark eder ki ona herkes aynı kelimeyle sesleniyor. Benim kelimem “dağınık”dı. Kâğıtlar için de, odam için de, kafam için de, hatta bazen yürüyüşüm için bile kullanılırdı.

Bu yazı o kelimeyle, yani “dağınık” etiketi ve DEHB ile ilişkim hakkında. Dağınık bir evi toparlamanın yollarını değil, “dağınık” sözcüğünün bir kimliğe dönüştüğü yeri ve oradan nasıl çıkılabileceğini konuşuyorum. Evi toparlamak ayrı bir iş; etiketi taşımak ayrı bir yük.

Kısaca: “Dağınık” etiketi, DEHB'li kadınlarda sık görülen bir kimlik cümlesine dönüşebiliyor. Etiketi somut bir cümleye çevirmek, neyin zorlandığını ayırmak ve kendine ait bir düzen tanımı kurmak, bu yükü hafifletmenin yollarından biri.

“Dağınık” etiketi nereden geliyor?

Etiketler genellikle çocuklukta ve yakın çevrede başlıyor. Karnede, evde, arkadaş ortamında, bir iltifat gibi ya da bir şakayla söylenen cümleler zamanla bir tür kimlik belgesine dönüşüyor. “O dağınık biridir” cümlesi, bir gün senin de kendin hakkında kurduğun bir cümle oluyor.

Kadınlar için bu cümle ek bir ağırlık taşıyor. “Hanım kızın düzenli olması” gibi beklentilerle büyüyen biri için dağınıklık sadece bir alışkanlık değil, bir ahlaki eksiklik gibi yorumlanabiliyor. Aynı dağınıklık bir erkek için “sanatçı havası” olarak karşılanırken, bir kadın için “özensizlik”le eşleşebiliyor. Bunu her yerde yaşamıyoruz ama yaşayan çok kişi var.

DEHB'li bir kadın için ayrıca şu da var: Bu dağınıklık çoğu zaman bilinçli bir seçim değil. Eşyaları yerine koymak, işleri bitirmek, yüzeyleri açık tutmak gibi şeyler dikkat ve planlama gerektiriyor; o becerilerde zorlanan biri için “toparla” demek, göründüğü kadar basit bir istek değil.

Etiketler neden bu kadar yapışkan?

Bir etiketi kendine yapıştırdığında, zihin onu doğrulayacak kanıtları toplamaya başlıyor. Bir gün anahtarını kaybedince “işte yine ben”, evi toparlarsan “bu bir istisna” diyorsun. Dağınık olmadığın günleri hesaba katmıyorsun.

Etiket ayrıca denemeyi de azaltıyor. “Ben zaten dağınığım” cümlesi, bir çözüm aramayı gereksiz kılıyor. Çünkü ortada değiştirilebilecek bir durum değil, değişmez bir karakter var gibi duruyor. Bu kısa vadede utancı hafifletiyor gibi görünüyor ama uzun vadede seni hareketsiz bırakıyor.

Bir de utanç var. Etiketin içinde bir yargı var; yargı utanç getiriyor, utanç da bazen bir şeye başlamayı daha da zorlaştırıyor. Döngü böyle kapanıyor.

İyi niyetli etiketler de yapışır

Etiketlerin hepsi sert gelmiyor. Bazıları sevgiyle, gülerek söyleniyor: “Bizim hanım biraz dalgındır, tatlı tatlı dağınıktır.” Bu cümleler dinleyeni incitmek için kurulmuyor ama etkisi yine de bırakıyor. Çünkü sevgiyle söylenen etiket, itiraz etmeyi zorlaştırıyor. “Kızamam ki, iltifat ediyor” diyorsun ve içinde bir yerde küçük bir kırgınlık kalıyor.

Bu durumda kendime şu soruyu sormayı öğrendim: Bu cümleyi duyduğumda ne hissediyorum? Rahatlıyorsam, bırakabilirim. İçimde bir şey büzülüyorsa, o cümleyi birine anlatmaya değer olabilir. Hepsini düzeltmek zorunda değilsin; ama içinde büzülen şeyi görmezden gelmek zorunda da değilsin.

“Dağınık” derken neyi kastediyoruz?

Kendime sorduğum en işe yarayan soru buydu. Çünkü “dağınık” kelimesi fazla geniş. İçine birçok şey sığıyor ve hepsi aynı kefeye konuyor. Birlikte bakarsak şöyle şeyler çıkabilir:

  • Eşyalar: Şeylerin yerli yerinde olmaması.
  • Yüzeyler: Masa, tezgâh, koltuk gibi alanların dolu kalması.
  • Zaman: Plansız, kaçırılan, gecikmiş işler.
  • Zihin: Düşüncelerin toparlanmaması.
  • Belgeler: Kaybolan kâğıtlar, ödenmemiş faturalar.
  • Görünüm: Dışarıdan “düzgün” görünmeme duygusu.

Bu maddelerin her biri farklı bir çözüm gerektiriyor. Eşyalar için bir yer sistemi, belgeler için tek bir kutu, zaman için görünür bir takvim, zihin için bir yazı defteri. “Dağınığım” demek yerine “şu an en çok hangisi beni zorluyor?” diye sorunca, sorun bir kimlikten çıkıp bir göreve dönüşüyor. Görevle baş etmek, kimlikle baş etmekten çok daha kolay.

Dağınıklık bazen bir işaret olabilir

Burada küçük ama önemli bir ayrım yapmak istiyorum. Dağınıklık çoğu zaman sadece dağınıklık; yani evde ya da masada eşyaların yerinde olmaması. Ama bazen eskiden olmayan bir birikim fark edersen, günlük işlerin bir anda ağır gelmeye başlamışsa, evdeki düzensizlik seni boğuyorsa ya da uzun süredir bir şey yapacak enerjin yoksa, bunun altında yorgunluk, kaygı ya da depresif bir dönem olabilir.

Böyle zamanlarda kendini suçlamak yerine, durumu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olur. Dağınıklığı bir karakter meselesi olarak değil, çevrene yansıyan bir yük olarak okumak, doğru desteği bulmana yardım edebilir.

Etiketi cümleye çevirmek

Etiketi bir cümleye çevirmek, benim için en rahatlatıcı adım oldu. Örnekler:

  1. “Ben dağınığım” yerine: “Şu an masam doluyken başlamakta zorlanıyorum.”
  2. “Hiçbir şeyi bulamıyorum” yerine: “Anahtarlarımın sabit bir yeri yok.”
  3. “Evim hep böyle” yerine: “Bu hafta evde yoğun bir dönem geçti.”
  4. “Ben düzenli biri olamam” yerine: “Düzeni kurmakta bana uygun bir yöntem henüz bulamadım.”

İlk cümlelerin hepsi kalıcı bir hüküm; ikinciler ise bir gözlem. Gözlemin bir özelliği var: Üzerinde düşünülebilir ve değiştirilebilir.

Kendine ait bir düzen tanımı kurmak

“Düzenli” kelimesinin tek bir anlamı yok ama biz çoğu zaman başkalarının tanımını kendimize uyguluyoruz. Dergi sayfasından çıkmış bir ev, tertemiz bir masa ya da renk sırasına dizilmiş kitaplar bir tanım ama tek tanım değil.

Benim düzen tanımım yıllar içinde değişti. Artık “her şey yerinde mi?” diye değil, “aradığımı bulabiliyor muyum, rahat nefes alabiliyor muyum?” diye bakıyorum. Bazen açık raflar, görünür kutular, sabit bir “her şey buraya” sepeti benim için işe yarıyor. Kapalı çekmeceler ise tersine, içindekini unutturuyor.

Senin tanımın farklı olabilir. Önemli olan, bu tanımı başkasının değil kendi ihtiyacının üzerine kurmak.

Etiketten çıkmak için küçük adımlar

Etiketten bir günde kurtulmak gerçekçi değil. Ama bazı küçük adımlar zamanla etkisini gösteriyor:

  1. Etiketi duyduğunda fark et. Kendine ya da başkasına “dağınığım” dediğinde, durup bir an bunu not et.
  2. Karşı örnekleri topla. Düzenli olduğun, bir şeyi yerine koyduğun, bir sistemi sürdürdüğün anları yaz. Küçük de olsa.
  3. Küçük bir alanı sabitle. Tek bir çekmece, tek bir raf. Bütün evi değil.
  4. Ortak çalışma zamanı yarat. Bazı günler yanımda sessizce biri çalışırken bir şeyleri yoluna koymaya başlamak kolaylaşıyor; MASA'yı da bu yüzden yaptım.
  5. Utancı ayır. “Bu eşya yerinde değil” ile “ben yetersizim” aynı cümle değil.

Başkaları hâlâ etiket yapıştırırsa

Çevrendekiler bu etiketi hemen bırakmayabilir. “Yine mi dağınık?” cümlesini duymaya devam edebilirsin. Her seferinde açıklama yapmak zorunda değilsin. Bazen sakin bir “Evet, bunu üzerinde çalışıyorum” demek yeterli. Bazen de konuyu değiştirmek.

Bir şeyi unutma: Başkalarının sana verdiği isim, senin kendine verdiğin ismin yerine geçmek zorunda değil.

Kendime not

Dağınık bir masa, dağınık bir insan demek değil. Şu an yerinde olmayan eşyalar, yalnızca şu an yerinde olmayan eşyalar.

“Dağınık” kelimesini bir ad olarak değil, belirli bir anın tarifi olarak kullanabildiğimde kendimle konuşmam da değişti. Bu, bir gün içinde olmuyor; ama her seferinde kelimeyi küçültmek, onu taşımayı biraz hafifletiyor.

Sık sorulanlar

Dağınık olmak DEHB'li olmak demek mi?

Hayır. Dağınıklığın birçok nedeni olabilir ve DEHB'li olmayan kişiler de dağınık olabilir. DEHB düzen kurma ve sürdürmeyi zorlaştırabilir ama bir kişinin dağınık olması tek başına tanı koymaz; bunu bir psikiyatrist değerlendirir.

“Dağınık” etiketi neden bu kadar yıpratıcı olabilir?

Çünkü etiket, bir durumu değil bir kimliği anlatıyormuş gibi duyuluyor. “Dağınığım” demek, “şu an eşyalarım yerinde değil” demekten çok daha kalıcı ve utandırıcı hissettirebilir.

Dağınık etiketinden kurtulmak için nereden başlayabilirim?

Etiketi somut bir cümleye çevirerek başlayabilirsin: Hangi alan, ne zaman, neden zorlanıyor? Sonra o alana küçük bir destek ekleyebilirsin. Utanç ağırlaşıyorsa bir psikologla konuşmak da iyi gelebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir