Bir düğün masasında oturmuş, eski tanıdıkların kendi hayatlarından bahsetmesini dinliyordum. Biri yeni bir işe geçmişti, biri ev almıştı, biri de yıllardır sürdürdüğü bir hobiyi işe dönüştürmüştü. Ben ise kafamda kendi listemi çıkarıyordum ve her madde, onların cümlelerinin yanında biraz daha küçülüyordu. Eve döndüğümde yorgun değil, sanki biraz küçülmüş hissediyordum.
Kendini başkalarıyla kıyaslamak herkesin zaman zaman yaptığı bir şey. Ama DEHB'le yaşarken bu kıyas daha sık geliyor ve daha derine işliyor gibi. Bu yazıda kıyaslama tuzağını nasıl fark ettiğimi ve kendi yolumu ölçmenin daha adil yollarını nasıl aradığımı anlatıyorum.
Kısaca: Kendini başkalarıyla kıyaslamak, çoğu zaman kendi içini başkalarının dışıyla tartmak demek. DEHB'le yaşarken başkalarının kolay yaptığı şeylerde zorlanmak bu tuzağı derinleştirebiliyor. Kıyası fark etmek, ölçüyü kendi koşullarına göre ayarlamak ve kendi geçmiş halinle karşılaştırmak daha adil bir bakış sağlıyor.
Kendini başkalarıyla kıyaslamak neden bu kadar acıtıyor?
Kıyaslama kendi başına kötü bir şey değil. Başkalarından ilham almak, bir şeyi nasıl yaptıklarını merak etmek, onlardan öğrenmek mümkün. Benim yaşadığım kıyas ise böyle değildi. Bana bir şey öğretmiyordu; sadece "geride" olduğumu kanıtlamaya çalışıyordu.
DEHB'le yaşarken bu kıyasın acıtan bir yanı daha var. Başkalarının neredeyse hiç düşünmeden yaptığı şeyler bana bazen çok büyük bir çabaya mal oluyor. Faturaları zamanında ödemek, randevuları hatırlamak, bir projeyi sonuna kadar götürmek. Etrafımdakiler bunları sıradan işler gibi yaparken, ben aynı işler için ek sistemler kurmak, kendimi defalarca itmek zorunda kalıyorum. Sonuçta ortaya çıkan aynı şey olsa bile, harcanan enerji aynı değil.
Kıyas yaparken ise bu enerjiyi hiç hesaba katmıyordum. Sadece sonucu karşılaştırıyordum: onlar yapmış, ben yapamamışım. Ya da onlar kolayca yapmış, ben zorlanarak. İkisinde de kaybeden taraf hep bendim.
Kendi içini başkalarının dışıyla tartmak
Bir gün bir arkadaşımla konuşurken, benim çok "düzenli" sandığım hayatının aslında ne kadar karmaşık olduğunu öğrendim. Onun da kaygıları, yarım kalan işleri, yorgun olduğu dönemleri vardı. Ben sadece dışarıya gösterdiği kısmı görüyordum.
Bu konuşma bana kıyaslamanın temel sorununu gösterdi: Kendi içimi, başkalarının dışıyla tartıyordum. Kendi kaygılarımı, başaramadıklarımı, içimdeki sesleri biliyordum. Başkalarının ise sadece vitrinini görüyordum. Bu iki şeyi aynı teraziye koymak, en baştan adil olmayan bir yarış başlatıyordu.
Sosyal medya bu dengesizliği daha da büyütüyor. Ama düğün masasındaki sohbetler, aile buluşmaları, okul arkadaşlarından gelen haberler de aynı şeyi yapabiliyor. Herkes hayatının paylaşılabilir kısmını anlatıyor; geri kalanı sessiz kalıyor.
Zaman çizelgesi kıyası
Benim için en zor kıyaslardan biri zaman çizelgesi kıyası oldu. "Benim yaşımdakiler şu an şunu yapmış olmalı" düşüncesi. Bu çizelge kimin tarafından çizildi, bilmiyorum. Ama kendimi o çizelgeye göre ölçtükçe hep geç kalmış hissettim.
DEHB'li pek çok yetişkin kendi hayatlarının farklı bir ritimde ilerlediğini anlatıyor. Bazı şeylere daha geç başlamak, bazı yolları birkaç kez denemek, bazen tamamen yön değiştirmek. Bu ritim yanlış değil; sadece genel çizelgeye uymuyor. Ve çizelgeye uymamak, geride kalmak anlamına gelmiyor.
Kıyaslama tuzağı nasıl işliyor?
Kendi kıyaslama anlarımı izlemeye başladığımda bazı kalıplar gördüm. Kıyas genellikle şu durumlarda geliyordu:
- Yorgun olduğumda: Enerjim düşükken başkalarının başarıları daha parlak, benim eksiklerim daha büyük görünüyor.
- Bir şeyi yeni yarım bıraktığımda: O anda başkalarının bitirdiği her şey gözüme batıyor.
- Sosyal ortamlardan sonra: Herkesin anlattıklarını dinledikten sonra, kendi hikâyemi hep eksik buluyorum.
- Ekranda uzun süre kaldığımda: Sürekli başkalarının hayatlarını izlemek, kendi hayatımı küçük göstermeye başlıyor.
- Kendime zaten kızgın olduğumda: Kıyas, içimdeki eleştirmenin yeni bir aracına dönüşüyor.
Bu kalıpları bilmek kıyası durdurmuyor. Ama geldiğinde "Ha, yorgunum, bu yüzden böyle hissediyorum" diyebilmemi sağlıyor. Kıyasın gerçeği değil, o anki halimi yansıttığını fark etmek, onun gücünü azaltıyor.
Daha adil sorular sormak
Kıyası tamamen yasaklamak yerine, ona daha adil sorular sormayı denedim. Bir kıyas geldiğinde kendime şunları soruyorum:
- Ne görüyorum, ne görmüyorum? Bu kişinin hayatının hangi kısmını biliyorum? Hangi kısmını bilmiyorum?
- Aynı koşullarda mıyız? Onun kaynakları, desteği, zihninin çalışma biçimi benimkiyle aynı mı?
- Bu kıyas bana bir şey öğretiyor mu? Eğer öğretiyorsa, ne öğretiyor? Eğer öğretmiyorsa, neden onu dinliyorum?
- Geçen yılki benle kıyaslarsam ne görüyorum? Bu soru genellikle başkalarıyla kıyastan çok daha fazla şey söylüyor.
- Bu kişiye karşı ne hissediyorum? Bazen kıyasın altında kıskançlık değil, bir özlem yatıyor; o özlem bana kendi isteğimi gösteriyor.
Son soru özellikle işime yaradı. Birinin başarısına içerlediğimde, aslında benim de istediğim bir şeyi gösterdiğini fark ettim. Kıyas bazen, kendi isteklerimi duymamın dolambaçlı bir yolu oluyordu.
Başka DEHB'lilerle kıyaslamak
Bu tuzağın beklemediğim bir versiyonu daha var: başka DEHB'li insanlarla kıyaslamak. DEHB hakkında okumaya, aynı şeyleri yaşayan insanları dinlemeye başladığımda büyük bir rahatlama yaşadım. Ama bir süre sonra o rahatlamanın içine de kıyas sızdı. "O da DEHB'li ama kendi işini kurmuş." "O da DEHB'li ama evi hep düzenli." "Demek ki mesele DEHB değil, benim."
Bu düşünce çok acıttı, çünkü sığınak gibi gördüğüm bir yeri de yarış alanına çevirdi. Sonra şunu hatırlamaya çalıştım: DEHB herkeste aynı görünmüyor. Kimi dikkatte, kimi zaman yönetiminde, kimi duygularda daha çok zorlanıyor. Herkesin destek sistemi, imkânları, eşlik eden başka durumları farklı. Aynı adı taşıyan iki deneyim, aynı yol demek değil.
Şimdi başka DEHB'lilerin hikâyelerini bir ölçü olarak değil, bir fikir havuzu olarak dinlemeye çalışıyorum. "O bunu nasıl yapıyor?" sorusu, "Ben neden yapamıyorum?" sorusundan çok daha verimli. Birinin işine yarayan yöntem bana da yarayabilir, yaramayabilir de. Denemek serbest, kendimi yargılamak zorunlu değil.
Kendi geçmiş halinle kıyaslamak
Başkalarıyla kıyasın yerine koyabildiğim en işe yarar şey, kendi geçmiş halimle kıyaslamak oldu. Geçen yıl neyle zorlanıyordum, bugün neyle zorlanıyorum? Neyi öğrendim, hangi sistemleri kurdum, hangi konularda kendime daha nazik davranabiliyorum?
Bu kıyas bana başkalarıyla kıyasın hiç vermediği bir şey verdi: hareketi görmek. Başkalarıyla kıyasladığımda hep olduğum yerde sayıyormuşum gibi hissediyordum. Kendimle kıyasladığımda ise yavaş da olsa ilerlediğimi görebiliyordum.
Elbette bu kıyas da her zaman olumlu sonuç vermiyor. Bazı dönemler geçen yıldan daha zor geçiyor. O zaman da kendime şunu hatırlatmaya çalışıyorum: İlerleme düz bir çizgi değil. İnişler de yolun bir parçası.
Son söz
O düğün masasından döndüğüm gece uzun süre uyuyamadım. Kafamda herkesin hikâyesini kendi hikâyemle yarıştırıyordum. Şimdi o geceyi düşündüğümde, masadakilerin her birinin de kendi masalarında, kendi kıyaslarıyla boğuştuğunu tahmin edebiliyorum.
Kendini başkalarıyla kıyaslamak belki tamamen bitmeyecek. Ama bir dahaki sefere kıyas geldiğinde, ona bir soru sorabilirsin: "Gerçekten aynı yarışta mıyız?" Çoğu zaman cevap hayır. Sen kendi yolundasın ve o yolun kendi hızı var.