İçten özür dilemek: DEHB'de aynı özrü tekrar etmemek

İçten özür dilemek, DEHB'de sık tekrarlanan hatalar yüzünden anlamını yitirebilir. Özrün parçalarını, bahaneden farkını ve değişimi göstermeyi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

“Özür dilerim.” İki kelime. Bende bazı günler o kadar sık çıkıyor ki neredeyse bir nefes alıp verme gibi. Geç kaldığım için özür dilerim, unuttuğum için özür dilerim, sözünü kestiğim için özür dilerim, yine dağıttığım için özür dilerim. Bir noktada fark ettim: Bu kadar sık söylenen bir cümle, karşımdakinin kulağında artık hiçbir ağırlık taşımıyordu.

İçten özür dilemek benim için, DEHB ile yaşarken yeniden öğrenmem gereken becerilerden biri oldu. Çünkü sorun özür dilememek değildi; tam tersine çok sık, çok hızlı ve çoğu zaman yanlış nedenlerle özür diliyordum. Bu yazıda özürlerimin neden anlamını yitirdiğini ve onları nasıl yeniden anlamlı kılmaya çalıştığımı anlatıyorum.

Kısaca: İçten bir özür, ne yaptığını adlandırmayı, karşı taraftaki etkisini kabul etmeyi, telafi önermeyi ve gelecek için somut bir adım atmayı içerir. DEHB'de aynı hatalar tekrarlandığı için özürler kolayca değer kaybedebilir; bu yüzden daha seyrek ama değişimle desteklenen özürler güveni daha iyi onarır.

Neden özürlerim anlamını yitiriyordu?

Kendi özürlerime dışarıdan bakmaya çalıştığımda birkaç örüntü gördüm. Hiçbiri kötü niyetli değildi ama hepsi özrün gücünü azaltıyordu.

Birincisi, özrün bir refleks olması. Bir hata yaptığımda içimde yükselen utancı hızlıca bastırmak için “özür dilerim” diyordum. Yani özür, karşımdakinin değil, benim rahatlamam için söyleniyordu. Bunu fark etmek beni biraz sarstı.

İkincisi, tekrar. DEHB'de bazı hatalar tekrarlanıyor: geç kalmak, unutmak, dağılmak. Her seferinde aynı özrü duyan biri için kelimeler zamanla içi boş bir ritüele dönüşüyor. “Yine özür diliyor ama yine aynı şey olacak” düşüncesi kaçınılmaz hâle geliyor.

Üçüncüsü, özrün ardından bir şey gelmemesi. Özür dilerdim, karşımdaki kabul ederdi, sonra hayat devam ederdi. Ama hiçbir şey değişmezdi. Özür bir son nokta gibi işliyordu, oysa bir başlangıç olması gerekiyordu.

İçten özür dilemek neyi içeriyor?

Zamanla içten bir özrün tek bir cümle değil, birkaç parçadan oluşan bir bütün olduğunu öğrendim. Bende işe yarayan yapı kabaca şöyle:

  1. Ne yaptığını adlandırmak. “Kusura bakma” yerine “Akşam yemeğine bir saat geç kaldım ve seni aramadım.” Belirsizlik, özrü yüzeysel kılıyor.
  2. Etkisini kabul etmek. “Bunun seni beklettiğini ve kendini önemsenmemiş hissettirdiğini biliyorum.” Karşımdakinin yaşadığını görmek, özrün kalbi.
  3. Açıklamayı kısa tutmak. Gerekiyorsa tek cümleyle neden olduğunu söylemek, ama açıklamayı özrün merkezine koymamak.
  4. Telafi önermek. “Bu akşamı telafi etmek için hafta sonu seni yemeğe çıkarmak isterim.” Somut bir şey, kelimelerden daha çok konuşuyor.
  5. Gelecek için bir adım. “Bundan sonra buluşmalardan bir saat önce alarm kuracağım ve geç kalacaksam önceden yazacağım.”

Bu beş parçayı her özürde eksiksiz kullanmıyorum, kullanmak da gerekmiyor. Küçük bir hata için ilk iki adım yetebilir. Ama tekrarlanan ya da derin iz bırakan hatalarda, özellikle son iki adım fark yaratıyor.

Açıklama ile bahane arasında

DEHB'li biri olarak özür dilerken en çok zorlandığım nokta, açıklama ile bahane arasındaki çizgi. Bir yandan karşımdakinin neden bu hatayı yaptığımı anlamasını istiyorum. Öbür yandan bu açıklamanın sorumluluktan kaçmak gibi duyulmasından korkuyorum.

Bende işe yarayan küçük bir kural var: Önce özür, sonra açıklama. “Geç kaldım, çünkü zamanı fark etmekte zorlanıyorum, özür dilerim” cümlesi, “Geç kaldım ve özür dilerim. Zamanı fark etmekte zorlanıyorum, bu yüzden artık alarm kuracağım” cümlesinden çok farklı bir yere düşüyor. Birincisinde açıklama özrü gölgeliyor, ikincisinde ise bir çözüme köprü kuruyor.

Bir de “ama” kelimesine dikkat ediyorum. “Özür dilerim ama...” diye başlayan her cümle, ilk kısmı silme eğiliminde. Ama yerine “ve” kullanmak bile tonu değiştiriyor.

Bazen en iyisi açıklamayı hiç yapmamak, sadece karşımdakinin sormasını beklemek. Eğer neden olduğunu merak ederse, o zaman anlatıyorum. Sormadan uzun bir açıklamaya girmek, konuşmayı onun hislerinden benim zorluklarıma kaydırabiliyor.

Aşırı özür: kendini cezalandırmak onarmak değil

Bir de madalyonun öbür yüzü var: aşırı özür. Bir hata yaptığımda kendimi yerden yere vurduğum, defalarca özür dilediğim, “Ben çok kötü biriyim” dediğim anlar.

Bu tavır içten görünebilir ama aslında ilişkiye pek iyi gelmiyor. Çünkü karşımdaki, kırgınlığını ifade etmek yerine beni teselli etmek zorunda kalıyor. “Tamam, o kadar da büyütme” demek zorunda kalan biri, kendi duygusunu bir kenara koymuş oluyor.

DEHB'li pek çok insan eleştiriye ve reddedilme ihtimaline karşı yoğun bir hassasiyet tarif ediyor; bende de bu hassasiyetin aşırı özür dilemeyi beslediğini fark ettim. Bu konunun kendisi ayrı ve derin bir mesele. Ama özür bağlamında şunu öğrendim: Kendimi cezalandırmak bir onarım değil. Onarım, karşımdakine dönüp onun ihtiyacını görmekle başlıyor.

Aynı hatayı tekrar ettiğinde

En zor özürler, daha önce de dilediğim özürler. Aynı hatayı tekrar yaptığımda “Bir daha olmayacak” demek istiyorum ama bunun doğru olmayabileceğini biliyorum. DEHB'de “bir daha asla” sözü, tutulamayacak bir söz olma ihtimali yüksek.

Bu yüzden artık daha dürüst bir dil kullanıyorum: “Bunu daha önce de yaptım, biliyorum. Bir daha olmayacağına söz veremem ama şunu değiştiriyorum.” Bu cümle hem örüntüyü kabul ediyor hem de gerçekçi bir değişiklik öneriyor.

Tekrarlanan hatalarda, değişikliğin karşı tarafça da görülebilir olması önemli. Kurduğum alarmı göstermek, takvime eklediğim hatırlatmayı paylaşmak, ya da birkaç hafta sonra “O yöntem işe yarıyor gibi” demek. Görünür adımlar, kelimelerin kaybettiği güveni yavaş yavaş geri getiriyor.

Özür kabul edilmediğinde

Bazen en içten özür bile hemen kabul edilmeyebilir. Karşımdakinin kırgınlığı taze olabilir ya da biriken bir yorgunluğun son damlası olmuş olabilir. Böyle anlarda özrün kabul edilmesini talep etmemeye çalışıyorum.

“Anlıyorum, düşünmek için zamana ihtiyacın olabilir. Hazır olduğunda konuşabiliriz” demek, hem özrümü korur hem de karşımdakinin alanına saygı gösterir. Özrün kabul edilmesi bir hak değil; ben üzerime düşeni yaparım, gerisi onun kararıdır.

Eğer aynı konular ilişkide sürekli kırgınlığa yol açıyor ve özürler artık hiçbir şeyi değiştirmiyorsa, bir psikologla ya da çift terapisi alanında çalışan bir uzmanla konuşmak iki taraf için de yeni bir alan açabilir.

Kendime not

Özür, bir hatanın sonu değil, onarımın başlangıcı. Bunu öğrenmek bana zaman aldı. Artık daha az özür diliyorum ama dilediğim her özrün arkasında durmaya çalışıyorum.

Bugün birine özür borçluysan, o iki kelimeyi söylemeden önce bir an dur. Neyi, nasıl etkilediğini ve bundan sonra neyi değiştireceğini düşün. Sonra kısa ve içten konuş.

Sık sorulanlar

İçten bir özür nasıl dilenir?

Ne yaptığını açıkça adlandırmak, karşındakine etkisini kabul etmek ve telafi ile gelecek için somut bir adım önermek içten bir özrün temel parçalarıdır. Açıklamaları kısa tutmak, özrün bahaneye dönüşmesini önler.

Sürekli özür dilemek neden işe yaramaz?

Aynı özür sık tekrarlandığında ve ardından bir değişim gelmediğinde karşı taraf için anlamını yitirebilir. Daha seyrek ama somut adımlarla desteklenen özürler güveni daha iyi onarır.

Özür dilerken DEHB'yi açıklamak bahane mi olur?

Kısa bir açıklama bahane olmak zorunda değil. Önemli olan önce sorumluluğu almak, sonra gerekiyorsa açıklamayı yapmak ve ardından somut bir değişiklik önermektir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir