Ev içi beklentileri konuşmak: DEHB'li bir evde açık iletişim

Ev içi beklentiler konuşulmadığında DEHB'li bir evde sessiz kırgınlıklara dönüşebilir. Söylenmeyen beklentileri, görünmez emeği ve açık konuşmayı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Birlikte yaşanan evlerde en çok tartışılan şeyin bulaşık, çamaşır ya da çöp olduğunu sanırdım. Zamanla fark ettim ki asıl tartışılan şey bunlar değil. Asıl tartışılan, hiç söylenmemiş beklentiler. “Bunu zaten bilmesi gerekirdi”, “Görmüyor mu?”, “Bir kere de ben söylemeden yapsa” gibi içten içe kurulan cümleler.

Ev içi beklentiler, DEHB'li biri için ayrı bir sınav olabiliyor. Çünkü başkalarının “kendiliğinden” fark ettiği şeyleri ben çoğu zaman fark etmiyorum. Bu yazı, ev işlerinin nasıl bölüneceğine dair bir sistem değil; o işler hakkında nasıl konuşulacağına dair. Çünkü bence asıl mesele işin kendisinden çok, beklentilerin sessiz kalması.

Kısaca: Ev içi beklentiler konuşulmadığında, DEHB'li biriyle yaşanan evlerde kırgınlık ve “hep hatırlatan kişi” yorgunluğu birikir. Kendi beklentini önceden netleştirmek, suçlamadan ve somut konuşmak, “temiz” ya da “düzenli” gibi kelimeleri birlikte tanımlamak ve anlaşmaları düzenli aralıklarla gözden geçirmek ilişkiyi korur.

Ev içi beklentiler neden bu kadar kırılgan?

Bir evde yaşayan her insan, kafasında bir “normal” taşıyor. Normal bir mutfak nasıl görünür, eşyalar nerede durur, misafir gelmeden önce ne yapılır... Bu normaller genelde büyüdüğümüz evlerden geliyor ve çoğu zaman hiç sesli söylenmiyor. Herkes kendi normalinin evrensel olduğunu varsayıyor.

DEHB bu tabloya başka bir katman ekliyor. Benim için dağınıklık bir süre sonra görünmez hâle gelebiliyor. Masadaki kâğıt yığınını gerçekten görmüyorum; o artık manzaranın bir parçası. Bir işi fark etsem bile başlamakta zorlanabiliyorum. Başlasam bile yarım bırakabiliyorum, çünkü dikkatim başka bir şeye kayıyor.

Karşı taraf ise bunları çoğu zaman bir tercih olarak okuyor: “Görüyor ama yapmıyor.” Oysa benim içimde olan şey çoğu zaman “görmüyorum” ya da “görüyorum ama başlayamıyorum.” İki farklı gerçeklik aynı evin içinde çarpışıyor ve konuşulmadıkça her çarpışma bir kırgınlık bırakıyor.

Görünmez emek ve hatırlatan kişi olmak

Ev içi beklentilerde en az konuşulan şey bence görünmez emek. Yani bir işin yapılması kadar, o işin fark edilmesi, planlanması ve hatırlatılması. Biri bulaşık makinesini boşaltıyorsa, başka biri de muhtemelen deterjanın bittiğini fark etmiş, alışveriş listesine yazmış ve bunu hatırlatmıştır.

DEHB'li biriyle yaşanan evlerde bu görünmez emek çoğu zaman tek bir kişide toplanabiliyor. O kişi zamanla ev arkadaşı ya da partner olmaktan çıkıp bir yöneticiye, hatta bir ebeveyne dönüşebiliyor. Hatırlatan, kontrol eden, takip eden kişi olmak; hem o kişiyi yoruyor hem de ilişkiyi eşit olmaktan çıkarıyor.

Bunu yakın biriyle konuşurken açıkça duyduğumda çok şaşırmıştım. Ben kendimi “ama ben de yapıyorum” diye savunurken, karşımdaki bambaşka bir şeyden bahsediyordu: Yapmaktan değil, hep düşünen kişi olmaktan yorulmuştu. Bu ayrımı görmek, konuşmanın tonunu tamamen değiştirdi.

Konuşmadan önce: kendi beklentini tanı

Bir beklenti konuşmasına girmeden önce kendime birkaç soru sormak işime yarıyor. Çünkü çoğu zaman benim de dile getirmediğim beklentilerim oluyor ve onları bilmeden karşımdakininkini anlamak zorlaşıyor.

  1. Benim için en önemli olan ne? Her şeyin kusursuz olması mı, yoksa belirli birkaç şeyin, mesela mutfağın ya da giriş kapısının, düzenli olması mı?
  2. Gerçekçi olarak neyi üstlenebilirim? İyi niyetle çok şey vaat edip sonra tutamamak, hiç vaat etmemekten daha çok kırgınlık yaratıyor.
  3. DEHB yüzünden bende ne zorlanıyor? Başlamak mı, bitirmek mi, fark etmek mi, hatırlamak mı? Bunu bilmek, ne tür bir destek isteyeceğimi netleştiriyor.
  4. Karşımdakinden ne istiyorum? Bir hatırlatma mı, bir iş bölümü mü, yoksa sadece anlayış mı?

Bu soruların cevaplarını kısa notlar hâlinde yazmak, konuşma sırasında dağılmamı da engelliyor.

Konuşmanın kendisi: suçlamadan beklenti paylaşmak

Beklenti konuşmaları kolayca bir şikâyet listesine dönüşebiliyor. “Sen hiç...”, “Hep ben...” diye başlayan cümleler, karşı tarafı anında savunmaya itiyor. Bende işe yarayan, beklentiyi kişiden ayırmak oldu.

Mesela “Sen hiç toplamıyorsun” yerine “Akşam eve geldiğimde salonun derli toplu olması bana çok iyi geliyor. Bunu nasıl sağlayabiliriz?” demek. Ya da kendi tarafımdan: “Masadaki kâğıtları gerçekten görmüyorum, kötü niyetten değil. Rahatsız ettiğinde bana söyler misin? Ben de haftada bir oraya bakmak için hatırlatıcı kuracağım.”

Bir de soyut kelimeleri somutlaştırmak çok önemli. “Temiz”, “düzenli”, “zamanında” gibi kelimeler herkes için farklı anlamlar taşıyor. Birinin “temiz mutfak” dediği şey, tezgâhın tamamen boş olması olabilir; diğerininki ise sadece bulaşıkların lavaboda birikmemesi. Bu kelimeleri birlikte tanımlamak, sonradan çıkacak birçok anlaşmazlığı baştan çözüyor.

Gerçekçi anlaşmalar yapmak

Konuşmanın sonunda bir şeylerin değişmesi için bir anlaşmaya ihtiyaç var. Ama bu anlaşmalar ne kadar gerçekçi olursa o kadar uzun yaşıyor. Benim gözlemlediğim birkaç ilke:

  • Güçlü yanlara göre paylaşmak. Herkes her işi eşit oranda yapmak zorunda değil. Benim kolay yaptığım işler, karşımdakinin zorlandığı işler farklı olabilir.
  • Takip sorumluluğunu da paylaşmak. Sadece işi değil, o işi hatırlama sorumluluğunu da kimin taşıdığını konuşmak.
  • Az ama net. Uzun bir liste yerine, en çok önem taşıyan birkaç beklenti üzerinde anlaşmak.
  • Düzenli gözden geçirme. Birkaç haftada bir kısa bir “nasıl gidiyor” sohbeti yapmak. Anlaşmalar hayat değiştikçe değişebilir.

Ev işlerini somut olarak nasıl bölüştüreceğiniz ayrı ve uzun bir konu. Burada önemli olan, o bölüşümün sessizce varsayılmak yerine yüksek sesle konuşulması.

Anlaşmalar bozulduğunda

İyi niyetle yapılmış anlaşmalar bile bozulabiliyor. Özellikle yoğun ya da stresli dönemlerde, DEHB'li biri olarak anlaştığım şeyleri unutmam ya da erteleme ihtimalim artıyor. Bu kaçınılmaz.

Önemli olan, anlaşma bozulduğunda ne olduğu. Suçlamak ve hesap tutmak yerine, “Bu hafta bunu yapamadım. Ne oldu, nasıl düzeltebiliriz?” diye sormak. Bazen anlaşmanın kendisi gerçekçi değildir; o zaman onu güncellemek gerekir.

Eğer aynı tartışmalar bir döngüye dönüştüyse ve konuşmalar hep kırgınlıkla bitiyorsa, dışarıdan bir destek almak iyi bir fikir olabilir. Çift terapisi alanında çalışan bir uzman ya da aile içi iletişim konusunda deneyimli bir psikolog, iki tarafın da duyulduğu bir zemin kurmaya yardım edebilir.

Kendime not

Ev, iki ya da daha fazla insanın ortak hayatı. Bu hayatın sessiz beklentilerle değil, konuşulmuş anlaşmalarla yürümesi herkes için daha adil. Benim zorlandığım yerler var, karşımdakinin yorulduğu yerler var. İkisini de masaya koyduğumuzda ev biraz daha nefes alabilir hâle geliyor.

Bugün bir beklentini sessizce taşıyorsan, onu kibar bir cümleye dönüştürmeyi dene. Bir beklenti söylendiğinde, artık bir sır değil; birlikte çözülebilecek bir konu.

Sık sorulanlar

DEHB'li biriyle yaşarken ev içi beklentiler nasıl konuşulur?

Sakin bir zamanda, suçlamadan ve somut örneklerle konuşmak işe yarar. İki tarafın da neyi önemsediğini ve neyi gerçekçi biçimde üstlenebileceğini açıkça söylemesi sessiz kırgınlıkları azaltır.

Evde hep hatırlatan kişi olmak neden bu kadar yorucu?

Hatırlatmak, planlamak ve takip etmek görünmez ama gerçek bir emektir. Bu yük hep aynı kişide kaldığında ilişki ebeveyn ile çocuk dinamiğine kayabilir; bu yüzden takip sorumluluğunu da paylaşmak önemlidir.

Evdeki anlaşmalar sürekli bozuluyorsa ne yapmalıyız?

Anlaşmaları suçlamadan yeniden gözden geçirmek ve gerçekçi olmayan beklentileri güncellemek iyi bir başlangıçtır. Aynı tartışmalar bir döngüye dönüştüyse bir uzmandan destek almak da düşünülebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir