Bir akşam telefonumda gezinirken bir fotoğrafa denk geldim. Mumlarla süslenmiş bir pasta, gülen yüzler ve çok sevdiğim bir arkadaşım. Altında “Doğum günün kutlu olsun” yazan onlarca yorum. O an midemde bir şey düştü. Tarihi biliyordum. Gerçekten biliyordum. Ama bugünün o gün olduğunu bilmiyordum.
Doğum günlerini unutmak, DEHB'li biri olarak yaşadığım en tatsız anların başında geliyor. Çünkü unuttuğum şey bir bilgi değil, bir insanın “hatırlanma” ihtiyacı. Bu yazıda önemli günlerin neden zihnimden bu kadar kolay kaydığını, karşı tarafta ne bıraktığını ve bende işe yarayan düzeni anlatıyorum.
Kısaca: DEHB'de doğum günlerini ve önemli günleri unutmak, tarihi bilmemekten değil, o günün geldiğini fark edememekten kaynaklanır. Tüm önemli günleri tek bir takvimde toplamak, önceden ve o gün olmak üzere iki hatırlatıcı kurmak ve unuttuğunda sade ama içten bir onarım yapmak ilişkileri korur.
Doğum günlerini unutmak neden bu kadar sık oluyor?
Bunu anlamam için önce kendime şunu itiraf etmem gerekti: Tarihleri bilmekle günleri yaşamak bende iki ayrı şey. “Onun doğum günü ayın on dördünde” bilgisi zihnimde bir yerde duruyor. Ama bugünün on dördü olduğunu fark etmem için başka bir şeyin beni dürtmesi gerekiyor.
DEHB'de sık konuşulan bir kavram var: zaman körlüğü. Zamanın geçişini hissetmekte zorlanmak. Benim için “gelecek ay” çok uzak, “gelecek hafta” bile belirsiz. Bir tarih yaklaşırken bunu içimde bir aciliyet olarak hissetmiyorum. Ta ki o gün gelip geçene kadar.
Bir de “göz önünde değilse yok” meselesi var. Takvimime yazdığım bir tarih, takvimi açmadığım sürece benim için görünmez. Ve takvimi açmayı hatırlamak da bir başka hatırlama işi. Bu döngü, en iyi niyetli planları bile boşa çıkarabiliyor.
Önemli günler neden bu kadar önemli?
Bir dönem şöyle düşünürdüm: “Sonuçta sadece bir gün. Ertesi gün kutlasam ne değişir?” Bu düşüncenin yanlış olmadığını ama eksik olduğunu sonradan anladım.
Pek çok insan için doğum günleri, yıl dönümleri ya da önemli kutlamalar sembolik bir anlam taşıyor. O gün hatırlanmak, “Benim hayatımda bir yerin var” mesajı demek. Unutulmak ise, ne kadar masum bir sebebi olursa olsun, “Aklında değilim” gibi okunabiliyor.
Her insan için bu günlerin önemi aynı değil. Bazı arkadaşlarım doğum günlerine hiç takılmazken, bazıları için bu çok değerli. Bunu bilmek, nereye daha çok özen göstermem gerektiğini anlamamı sağladı. Bir yakınımın bir yıl dönümünü bu kadar önemsediğini öğrendiğimde, onu takvimimde ayrı bir renkle işaretledim.
Hatırlamak yetmiyor: hazırlık kısmı
Bazen o günü hatırlıyorum ama sadece o gün. Sabah uyanıyorum, telefonda hatırlatma beni karşılıyor ve fark ediyorum ki hiçbir hazırlık yapmamışım. Hediye yok, plan yok, belki bir kart bile yok.
Hediye bende ayrı bir zorluk. Doğru hediyeyi bulmak, karar vermek, sipariş etmek ya da gidip almak, zamanında teslim olmasını sağlamak... Her biri ayrı bir adım ve adım sayısı arttıkça başlamak zorlaşıyor. Karar vermekte zorlandığım için bazen günlerce “Neyi alsam?” diye düşünüp hiçbir şey almadan o günü karşılıyorum.
Burada işime yarayan şey, hazırlığı küçük parçalara bölmek oldu. Hediye fikrini önceden not etmek, sipariş için ayrı bir hatırlatıcı kurmak, mükemmel hediye yerine içten bir şeyi seçmek.
Bir de şunu kabul ettim: Hediyenin büyüklüğü, hatırlanmanın yerini tutmuyor. Son dakika telaşıyla alınmış pahalı bir hediye yerine, zamanında gönderilmiş samimi bir mesaj ya da el yazısıyla birkaç satır çoğu zaman daha çok şey anlatıyor. Kendimi pahalı ya da kusursuz bir şey bulma baskısından kurtardığımda, hazırlık kısmı da gözümde küçüldü ve başlamak kolaylaştı.
Önemli günler için kurduğum düzen
Önemli günleri hatırlamak için bir düzen kurmak başta bana soğuk ve mekanik gelmişti. Sonra fark ettim ki bu düzen, sevdiğim insanlara olan özenimi ifade etmenin bir yolu. İşte bende işe yarayanlar:
- Tek bir takvim. Bütün doğum günlerini, yıl dönümlerini ve önemli günleri her yıl tekrarlayan etkinlikler olarak tek bir dijital takvime ekledim. Farklı yerlere dağılmış bilgi, bende hiç bilgi olmaması demek.
- İki hatırlatıcı. Her önemli gün için biri bir hafta önce, biri de o gün sabah çalan iki hatırlatıcı kurdum. Haftalık hatırlatıcı hazırlık için, sabah hatırlatıcısı kutlama için.
- Saatli hatırlatma. “O gün” hatırlatması yetmiyor; bende saatsiz hatırlatmalar gün içinde kayboluyor. Saati belirlemek, hatırlatmayı gerçek bir ana bağlıyor.
- Hediye fikri notu. Yıl boyunca biri bir şeyden hoşlandığını söylediğinde, telefonuma kısa bir not düşüyorum. O gün geldiğinde fikir hazır oluyor.
- Aylık göz atma. Her ayın başında o ayın önemli günlerine kısa bir bakış atıyorum. Bu küçük ritüel, sürpriz yaşamamı engelliyor.
Bu düzen kusursuz değil. Bazen bir hatırlatıcıyı kapatıp unutuyorum. Ama düzensizken olduğundan çok daha az şey kaçırıyorum.
Unuttuğumda ne yapıyorum?
Bütün bu düzene rağmen bazen yine unutuyorum. Eskiden böyle anlarda ya hiçbir şey olmamış gibi davranırdım ya da uzun uzun bahane anlatırdım. İkisi de işe yaramıyordu.
Şimdi daha sade bir yol deniyorum: Unuttuğumu kabul etmek. “Doğum gününü unuttum ve bunun için gerçekten üzgünüm. Seni çok seviyorum ve bunu telafi etmek istiyorum.” Uzun açıklamalar yapmıyorum, çünkü açıklama ne kadar uzarsa o kadar bahane gibi duyuluyor.
Ve sonra gecikmiş ama içten bir kutlama. Bir kahve, küçük bir hediye, uzun bir telefon görüşmesi. Bazen gecikmiş bir kutlama, karşı tarafa unutulmadığını gösteren en güzel şey olabiliyor. Ardından, bir sonraki yıl için hatırlatıcıyı o an kuruyorum.
Yakınlarla konuşmak: beklentileri açmak
Önemli günleri yakınlarımla açıkça konuşmak, birçok kırgınlığı önceden çözdü. Onlara şunu söyledim: “Tarihlerde gerçekten zorlanıyorum. Bunu önemsemediğim için değil. Senin için hangi günler özellikle önemli? Onları takvimime ekleyeyim.”
Bu soru iki şey yaptı. Birincisi, hangi günlere daha çok özen göstermem gerektiğini öğrendim. İkincisi, karşı taraf da benim bu konuda çaba gösterdiğimi gördü. Bazı arkadaşlarım kendi önemli günlerini takvimime eklemekte bana yardım etti.
Bu konuşmada dikkat ettiğim bir şey var: Yükü karşı tarafa devretmemek. “Bana hatırlatırsın, değil mi?” demek kolay ama adil değil. Kendi doğum gününü sana hatırlatmak zorunda kalan biri, bunu küçük bir kırgınlıkla yapar. Bu yüzden ricam hep bilgiyle sınırlı: Hangi günler önemli, onları bana bir kez söyle; gerisini ben üstleneyim. Sistemi kurmak ve sürdürmek benim sorumluluğum.
Son söz
Doğum günlerini unutmak beni kötü bir arkadaş ya da kötü bir yakın yapmıyor. Ama sevdiğim insanların hatırlanma ihtiyacını da görmezden gelmek istemiyorum. Bu yüzden zihnimin yapamadığını takvime, hatırlatıcılara ve küçük notlara emanet ediyorum.
Bugün takvimini açıp önümüzdeki ayın önemli günlerine bir göz at. Belki birinin doğum günü yaklaşıyor ve onu bu yıl zamanında kutlayabilirsin.