Yeni insanlarla tanışmak: DEHB'li biri olarak ilk adımlar

Yeni insanlarla tanışmak DEHB ile hem heyecan hem yorgunluk demek: unutulan isimler, fazla paylaşmak, sonradan gelen pişmanlık. İşe yarayanları anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

İsmini söyledi, gülümsedi, elimi sıktı. Ben de gülümsedim, elini sıktım ve o isim, cümlesi bitmeden zihnimden uçup gitti. Sonraki bir saat boyunca ona doğrudan hitap etmemek için cümlelerimi eğip büktüm. Bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da birinin onun adını söylemesini umuyordum.

Yeni insanlarla tanışmak benim için her zaman iki duyguyu aynı anda taşıdı: merak ve yorgunluk. İnsanları gerçekten seviyorum, yeni hikâyeler beni heyecanlandırıyor. Ama tanışma anının kendisi, DEHB'li zihnim için aynı anda çok fazla şeyin olduğu bir sahne. Bu yazıda o sahneyi biraz daha rahat geçirmek için öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Kısaca: DEHB'li biri için yeni insanlarla tanışmak; isimleri unutmak, küçük sohbette zorlanmak, fazla paylaşmak ve sonrasında konuşmaları kafada tekrar oynatmak gibi zorluklar taşıyabilir. İsmi tekrar etmek, soru sormayı bir denge aracı olarak kullanmak ve tanışma sonrası kendine şefkatle yaklaşmak bu süreci kolaylaştırır.

Yeni insanlarla tanışmak neden bu kadar yorucu?

Bir tanışma anını yavaşlatıp bakınca, aslında ne kadar çok şeyin aynı anda olduğunu görüyorum. Yeni bir yüz, yeni bir ses, bir isim, bir el sıkışma, ortamdaki gürültü, arkadaki müzik, sıradaki cümlemi düşünmek, ne diyeceğini merak etmek, iyi bir izlenim bırakmaya çalışmak...

DEHB'li zihnim bu uyaranları filtrelemekte zorlanıyor. Hepsi aynı ses seviyesinde geliyor. Bu da tanışma anını, başkaları için olduğundan daha yoğun ve yorucu kılabiliyor.

Bir de maskeleme meselesi var. Yeni biriyle tanışırken “normal” görünmeye, dikkatimin dağıldığını belli etmemeye, söz kesmemeye, isimleri hatırlıyormuş gibi yapmaya çalışıyorum. Bu çaba görünmez ama ağır. Bir akşam yemeğinden eve döndüğümde bazen fiziksel olarak yorgun hissetmemin sebebi bu.

İsimler: söylendiği anda uçup giden bilgi

İsim unutmak bende neredeyse bir klasik. Sebebi de basit: İsim, tanışmanın en kalabalık anında söyleniyor. Tam o sırada dikkatim karşımdakinin yüzünde, elinde, kendi cümlemde ya da ortamda. İsim çalışma belleğime yerleşmeye vakit bulamadan kayboluyor.

Denediğim ve kısmen işe yarayan şeyler:

  1. İsmi hemen tekrar etmek. “Memnun oldum” derken ismi de cümleye eklemek. Sesli tekrar, ismi zihnimde bir kez daha işliyor.
  2. Bir bağlantı kurmak. İsmi tanıdığım biriyle, bir şarkıyla ya da kişinin bir özelliğiyle eşleştirmek.
  3. Dürüstçe sormak. “Kusura bakma, ismini tekrar söyler misin? Tanışma anında hep kaçırıyorum.” Bu cümle, bir saat boyunca ismi kullanmamaya çalışmaktan çok daha rahat.
  4. Sonradan not almak. Etkinlikten çıkınca telefonuma tanıştığım kişilerin isimlerini ve aklımda kalan bir ayrıntıyı yazıyorum.

İsmi sormak başta bana utanç verici geliyordu. Ama fark ettim ki insanların çoğu bunu hiç yadırgamıyor. Hatta bazıları rahatlayarak “Ben de seninkini unuttum” diyor.

Küçük sohbet ve fazla paylaşmak arasında

Küçük sohbet benim için zor bir tür. Hava durumu, yol trafiği, ne iş yaptığın... Bu konular zihnimi uyarmadığı için dikkatim hızla dağılıyor. Bu yüzden ya sıkılıp kopuyorum ya da sohbeti daha ilginç bir yere taşımak için atlıyorum.

İşte o atlayış bazen fazla paylaşmaya dönüşüyor. Daha beş dakika önce tanıştığım birine, çok kişisel bir hikâyemi anlatırken buluyorum kendimi. O an bağ kuruyormuşum gibi hissediyorum; sonra eve dönerken “Neden bunu anlattım?” diye düşünüyorum.

Bende işe yarayan denge aracı merak oldu. Kendimle ilgili bir şey anlattıktan sonra karşımdakine bir soru soruyorum. “Sen ne düşünüyorsun?”, “Seninle de böyle bir şey oldu mu?” Bu sorular hem konuşmayı dengeliyor hem de benim ilgimi canlı tutuyor. Küçük sohbetin sıkıcı yüzeyini de, karşımdakinin gerçekten merak ettiğim bir yanını bularak aşabiliyorum.

Tanışmadan sonra: kafamdaki tekrar oynatma

Bir sosyal ortamdan çıktıktan sonra zihnim çoğu zaman bir film makinesine dönüşüyor. Konuşmaları sahne sahne geri sarıyorum. “Çok mu konuştum? O şakayı yanlış mı anladı? Sözünü kestim mi?”

Bu tekrar oynatmalar bazen saatlerce sürebiliyor. Ve neredeyse her zaman, olduğundan daha kötü bir film izliyormuşum gibi hissettiriyor. Kendi küçük hatalarım dev bir ekranda, karşımdakinin gülümsemeleri ise kenarda bir dipnot gibi kalıyor.

Burada kendime hatırlattığım bir şey var: Karşımdaki muhtemelen o konuşmayı benim kadar ayrıntılı hatırlamıyor. Herkes kendi filminin başrolünde. Benim büyüttüğüm bir an, onun için çoktan unutulmuş olabilir. Bu düşünceler çok yoğunlaşıyor ve günlük hayatımı etkiliyorsa, bir uzmanla konuşmanın değerli olduğunu da biliyorum.

İlk tanışmayı ikinci buluşmaya çevirmek

Yeni insanlarla tanışmanın en zor kısmı bazen tanışmanın kendisi değil, devamı. Bir etkinlikte biriyle çok güzel sohbet ediyorum, “Mutlaka tekrar görüşelim” diyoruz ve sonra... hiçbir şey olmuyor. Çünkü takip etmek, bir şeyi başlatmak demek ve başlatmak bende zor.

Bunun için küçük bir alışkanlık edindim: Tanıştığım kişiyle tekrar görüşmek istiyorsam, o gün içinde kısa bir mesaj atıyorum. “Bugün sohbet etmek çok keyifliydi” gibi. Ve mümkünse somut bir öneri ekliyorum: “Bahsettiğin sergiye gelecek hafta birlikte gidelim mi?” Belirsiz bir “görüşürüz” yerine somut bir plan, ikinci buluşmanın gerçekleşme ihtimalini çok artırıyor.

Bende işe yarayan küçük hazırlıklar

Sosyal ortamlara tamamen hazırlıklı girmek mümkün değil ama birkaç küçük hazırlık işimi kolaylaştırıyor:

  • Enerjimi planlamak. Kalabalık bir etkinlikten önceki ve sonraki saatleri olabildiğince sakin tutmaya çalışıyorum.
  • Bir çıkış planı. Ne zaman ayrılacağımı önceden kabaca belirlemek, ortamda boğulmuş hissetmemi engelliyor.
  • Birkaç hazır soru. “Buraya nasıl yolun düştü?” gibi açık uçlu sorular, küçük sohbetin ilk dakikalarını kolaylaştırıyor.
  • Tanıdık bir yüz. Mümkünse tanıdığım biriyle gitmek, bir güvenli liman gibi işliyor.
  • Küçük molalar. Kalabalıktan birkaç dakikalığına çıkıp nefes almak, zihnimi yeniden toparlıyor.

Bu hazırlıkların amacı kendimi başka biri gibi göstermek değil. Tam tersine, kendim olarak orada kalabilmek için bana alan açıyorlar. Hazırlıklı gittiğim ortamlarda daha az maske takıyor, daha çok merak ediyorum.

Bir de şunu fark ettim: DEHB'li biri olarak ilgimi gerçekten çeken bir konuya denk geldiğimde, tanışmalar çok canlı ve sıcak geçebiliyor. Bir hobi, bir kitap türü, bir şehir hikâyesi... Ortak bir ilgi alanı bulduğumda zihnimin dağınıklığı bir anda yerini meraka bırakıyor. Bu yüzden yeni insanlarla tanışırken onları sıradan sorularla sorgulamak yerine, gözlerinin parladığı konuyu aramaya çalışıyorum. Bulduğumda, sohbet kendiliğinden akıyor.

Son söz

Yeni insanlarla tanışmak bende hiçbir zaman tamamen rahat bir şey olmayacak belki. Ama artık isimleri unuttuğumda, fazla konuştuğumda ya da eve dönüp her şeyi kafamda oynattığımda, bunun dünyanın sonu olmadığını biliyorum.

Bir dahaki sefere biriyle tanıştığında, ismini unutursan sor. Fazla anlattıysan, bir soru sor. Eve dönünce kendine yüklenmek istersen, karşındakinin muhtemelen senin kadar hatırlamadığını hatırla. Ve eğer o kişiyi yeniden görmek istiyorsan, bugün kısa bir mesaj at.

Sık sorulanlar

DEHB'li insanlar neden isimleri hemen unutur?

Tanışma anında dikkat aynı anda birçok uyarana dağıldığı için isim çalışma belleğine yerleşmeden kaybolabilir. İsmi hemen tekrar etmek ya da sonradan not almak bu konuda yardımcı olabilir.

Yeni biriyle tanışırken fazla paylaşmayı nasıl önlerim?

Kendinle ilgili bir şey anlattıktan sonra karşındakine bir soru sormak, konuşmanın dengesini korumaya yardım eder. Fazla paylaştığını fark edersen kendini suçlamak yerine sohbeti nazikçe karşı tarafa açabilirsin.

Tanıştıktan sonra söylediklerimi düşünüp durmam normal mi?

Pek çok kişi sosyal ortamlardan sonra konuşmaları kafasında tekrar oynatır. Bu düşünceler yoğun bir kaygıya dönüşüp günlük hayatını zorluyorsa bir psikologla konuşmak iyi gelebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir