Bazı kelimeler çocuklukta söylenir ve yıllar sonra bile kulağında çınlar. Bir aile yemeğinde biri gülerek “Sen zaten hep böyleydin” der ve sen bir anda yetişkin hâlinden sıyrılıp çok daha küçük bir hâline dönersin. Sesin incelir, omuzların düşer, savunmaya geçersin.
DEHB ve anne baba ilişkisi üzerine düşünürken aklıma en çok bu anlar geliyor. DEHB'ye adı konmadan önce, davranışlarımıza başka isimler verildi: dağınık, dalgın, sorumsuz, kafası havada. Bu isimler bazen sevgiyle, bazen öfkeyle, çoğu zaman da sadece başka bir açıklama bilinmediği için söylendi. Ama hepsi bir yerde iz bıraktı. Bu yazı o izlerle yüzleşmek ve onları bugünkü ilişkiden ayırmak üzerine.
Kısaca: DEHB'li yetişkinlerin anne babalarıyla ilişkisinde çocukluktan kalma “dağınık”, “sorumsuz” gibi etiketler bugün de sızabilir. Bu etiketleri fark etmek, onları daha doğru kelimelerle yeniden adlandırmak ve anne babaya ne duymak istediğini sakin bir dille söylemek ilişkiyi hafifletebilir. Değişmeyen durumlarda sınır koymak da bir hak.
Etiketler nereden geliyor?
Bir davranışın açıklaması yoksa insanlar ona bir isim verir. Çocukken odası sürekli dağınık olan, ödevini son dakikaya bırakan, eşyalarını kaybeden, derste pencereden dışarı bakan bir çocuk için bir açıklama gerekir. DEHB o açıklama olarak masada değilse, geriye karakter kelimeleri kalır.
Bu kelimeler çoğu zaman kötü niyetle söylenmiyor. Anne babalar da ellerindeki bilgiyle bir şeyleri anlamlandırmaya çalışıyor. “Üşengeç” denen çocuk aslında başlamakta zorlanıyor, “sorumsuz” denen çocuk aslında hatırlamakta zorlanıyor olabilir. Ama o zamanlar bu ayrımı yapacak bir dil yoktu ya da yaygın değildi.
Sorun şu ki etiketler sadece tanımlamıyor, aynı zamanda biçimlendiriyor. Sürekli dağınık olduğunu duyan bir çocuk, bir süre sonra kendini dağınık biri olarak görmeye başlıyor. Etiket bir davranışın adı olmaktan çıkıp bir kimliğe dönüşüyor.
İlginç olan, bazı etiketlerin kulağa olumlu gelmesi. “Çok enerjik”, “hayalperest”, “ilginç bir çocuk” gibi. Bunlar ilk bakışta iltifat gibi duruyor ama onlar da bir kalıp çiziyor. Enerjik denen çocuğun yorgun olmaya, hayalperest denen çocuğun ciddiye alınmaya pek alanı kalmıyor. Yetişkinlikte de bu kalıplar sürebiliyor: Aile sofrasında hep eğlenceli olan, hep bir maceranın içinde olan kişi olmak, zorlandığını söylemeyi zorlaştırabiliyor. Bu yüzden etiketlerle yüzleşmek, sadece kırıcı olanlara değil, bizi dar bir kutuya koyan bütün kelimelere bakmak demek.
DEHB ve anne baba ilişkisi: eski roller bugün nasıl sızıyor?
Yetişkin olduk, kendi hayatlarımızı kurduk. Ama aile evine döndüğümüzde ya da anne babamızla konuştuğumuzda, eski roller garip bir hızla geri gelebiliyor. Benim gözlemlediğim bazı örüntüler:
- Ailenin unutkanı rolü. Bir şey unutulduğunda herkesin gözü otomatik olarak sana dönüyor, unutan sen olmasan bile.
- Bitmeyen hatırlatmalar. Anne baba, yetişkin çocuğuna hâlâ “Faturayı yatırdın mı, randevunu unutmadın mı?” diye soruyor. Niyet ilgi ama mesaj güvensizlik gibi algılanabiliyor.
- Başarıların görünmemesi. Hayatında ne kadar yol almış olursan ol, aile sofrasında anlatılan hikâye hep o kaybolan anahtar ya da kaçırılan otobüs.
- Anında savunma. En masum bir soruya bile, eski kırgınlıklar yüzünden sert bir tepki verebiliyorsun. Sonra kendine kızıyorsun.
Bu örüntüler ilişkiye görünmez bir ağırlık ekliyor. Ne anne baba seni gerçekten bugünkü hâlinle görebiliyor, ne de sen onlara çocukluktaki gibi değil, bir yetişkin olarak karşılık verebiliyorsun.
Etiketin içimde bıraktığı ses
Etiketlerin en sinsi tarafı, zamanla içselleşmeleri. Bir noktada artık kimse “dağınıksın” demiyor; ben kendime diyorum. Bir şeyi unuttuğumda içimde tanıdık bir ses yükseliyor: “Tabii ki unuttun. Sen zaten hep böylesin.”
Bu ses bana kendimi değiştirebileceğime dair inancımı da azaltıyordu. “Ben böyleyim” düşüncesi, denemeden vazgeçmenin kısayolu oluyordu. Neden alarm kurayım ki, nasılsa unutacağım?
Bu sesi fark etmek ve ona bir isim vermek bana iyi geldi. “Bu benim sesim değil, eski bir kaydın sesi” diyebilmek, onunla aramda küçük bir mesafe yarattı. O mesafede başka bir şey söylemeye yer açıldı.
Etiketi yeniden adlandırmak
Eski etiketleri silemiyorum ama onları daha doğru kelimelerle yeniden adlandırabiliyorum. Bu, kendimi kandırmak ya da durumu süslemek değil; davranışın gerçekten neyle ilgili olduğunu görmek.
- “Dağınık” yerine: “Eşyaların yerini takip etmek ve düzeni sürdürmek bende fazladan çaba istiyor.”
- “Sorumsuz” yerine: “Hatırlamak ve başlamak konusunda zorlanıyorum ama sonuçların sorumluluğunu alıyorum.”
- “Kafası havada” yerine: “Zihnim hızlı ve kolay dağılıyor; dikkatimi yönetmek için desteğe ihtiyaç duyuyorum.”
- “İlgisini çekmeyeni yapmaz” yerine: “İlgi duymadığım işlere başlamak bende çok daha fazla enerji gerektiriyor.”
Bu yeni cümleler beni aklamıyor. Ama suçlamıyor da. Davranışı karakterden ayırıyor ve bana üzerinde çalışabileceğim bir zemin veriyor.
Anne babayla konuşmak: ne söylenebilir?
Eski etiketler hâlâ konuşmalarda dolaşıyorsa, bunu dile getirmek mümkün. Ama zamanlama ve ton çok önemli. Bir tartışmanın ortasında “Bana hep böyle davrandınız” demek, karşı tarafı anında savunmaya itiyor.
Benim daha işe yarar bulduğum yol, sakin bir anda ve “ben” diliyle konuşmak:
- “Bana ‘sen zaten hep dağınıktın’ dendiğinde kendimi tekrar çocuk gibi hissediyorum. Artık bu konuda çok çaba gösteriyorum ve bunun görülmesini isterim.”
- “Hatırlatmalarının ilgiden geldiğini biliyorum. Ama bazen bana güvenmediğin hissini veriyor. Bir şeye ihtiyacım olursa senden isteyeceğim, olur mu?”
- “Bende DEHB olduğunu öğrendikten sonra çocukluğumdaki bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. Bunu suçlamak için değil, birbirimizi daha iyi anlamak için paylaşıyorum.”
Bu cümleler sihirli değil. Bazı anne babalar hemen anlıyor, bazıları zamanla, bazıları ise hiç. Ama söylemek, en azından benim tarafımdan bir kapı açıyor.
Değişmeyen ilişkilerle yaşamak
Her anne baba bu konuşmalara açık olmayabilir. Bazıları için yeni bir dil öğrenmek zor, bazıları için geçmişe dönüp bakmak acı verici. Böyle durumlarda kendi iç dünyamı korumak için sınırlar koymak zorunda kalabiliyorum.
Sınır, ilişkiyi kesmek anlamına gelmiyor. Belki bazı konuları aile sofrasında açmamak, belki ziyaret sürelerini kısa tutmak, belki eski hikâyeler anlatılmaya başladığında konuyu nazikçe değiştirmek. Anne babamın beni nasıl gördüğünü her zaman değiştiremem, ama o bakışın beni ne kadar etkileyeceğine biraz da olsa karar verebilirim.
Eski etiketlerin izi derinse ve aile ilişkisi bugün hâlâ çok yoruyorsa, bunu bir psikologla konuşmak da değerli olabilir. Çocukluktan gelen kırgınlıkları güvenli bir alanda ele almak, aileyle olan ilişkiye daha sağlam bir yerden dönmeyi kolaylaştırabiliyor.
Kendime not
Ben artık o pencereden dışarı bakan çocuk değilim; ama onu da reddetmek istemiyorum. O çocuk aslında elinden geleni yapıyordu, sadece kimse ona neden zorlandığını söyleyemiyordu.
Bugün eski bir etiket kulağında çınlıyorsa, onu bir an dur ve yeniden adlandır. Sen bir kelimeden çok daha fazlasısın.