Aileye DEHB'yi anlatmak: savunmadan anlatmaya geçmek

Aileye DEHB'yi anlatmak bazen en zor konuşma. Şüpheyle, eski kalıplarla ve “bizim zamanımızda yoktu” cümlesiyle nasıl konuşulur, deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

“Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu.” Bu cümleyi DEHB'li yetişkinlerin anlattıklarında o kadar çok duydum ki artık neredeyse bir ortak deneyim gibi geliyor. Kimi zaman bir anneden, kimi zaman bir teyzeden, kimi zaman bayram sofrasında yarım ağızla söylenmiş bir yorumdan.

Aileye DEHB'yi anlatmak, bence en zor konuşmalardan biri. Çünkü aile seni zaten tanıdığını düşünüyor. Yıllar boyunca biriken gözlemleri, yorumları, hatta lakapları var. Yeni bir açıklama, o eski hikâyeyle çarpışıyor. Bu yazıda bu çarpışmayı biraz daha yumuşak hâle getirmek için fark ettiklerimi ve denediklerimi paylaşıyorum.

Kısaca: Aileye DEHB'yi anlatmak; ortak geçmiş, kuşak farkı ve ebeveynlerin suçluluk duygusu yüzünden ayrı bir zorluk taşır. Ne istediğini önceden netleştirmek, somut örneklerle konuşmak ve kabulün zamana yayılabileceğini bilmek konuşmayı kolaylaştırır. Ne kadarını paylaşacağına sen karar verirsin.

Aileye DEHB'yi anlatmak neden ayrı bir zorluk?

Bir arkadaşa ya da partnere DEHB'yi anlatmak da kolay değil. Ama aile tarafında işin içine bambaşka katmanlar giriyor. Bende en belirgin olanlar şunlardı:

  • Ortak geçmiş. Aile seni çocukluğundan beri izliyor. Kafalarında zaten bir açıklama var: “Biraz dağınık”, “hep böyleydi”, “ilgisini çekmeyen şeyi yapmaz.” Yeni bir açıklama bu eski cümlelerin yerini almak zorunda.
  • Kuşak farkı. Büyüklerimizin büyüdüğü dönemde DEHB hakkında bugünkü kadar konuşulmuyordu. Bilgi eksikliği bazen şüphe olarak, bazen de alay olarak geri dönebiliyor.
  • Ruh sağlığına dair çekinceler. Bazı ailelerde psikiyatri ya da psikoloji kelimesi bile gerginlik yaratabiliyor. “Bir şeyin mi var?” sorusu endişeyle sorulabiliyor.
  • Suçluluk. Ebeveynler, DEHB'yi duyunca bunu kendilerine yönelik bir eleştiri olarak algılayabiliyor: “Biz fark etmedik mi, yanlış mı yetiştirdik?”

Bu katmanları bilmek, konuşmada karşıdan gelen tepkiyi daha az kişisel almamı sağladı. Şüphe çoğu zaman bilgisizlikten, öfke çoğu zaman suçluluktan, alay çoğu zaman da huzursuzluktan geliyordu.

Konuşmadan önce kendine sor: Ne istiyorum?

Aileyle yapılan konuşmalar kolayca dağılabiliyor. Bir konuda başlıyor, eski bir kırgınlığa, oradan başka bir akrabanın meselesine kayıyor. Bu yüzden önce kendime ne istediğimi sormak işime yaradı. Çünkü her amaç farklı bir konuşma gerektiriyor:

  1. Sadece bilgi vermek. “Bunu öğrendim ve sizinle paylaşmak istedim.” Burada amaç ikna değil, şeffaflık.
  2. Anlaşılmak. Bazı davranışlarımın nereden geldiğini bilmelerini istiyorum. Burada somut örnekler çok önemli.
  3. Bir değişiklik rica etmek. Mesela beni sürekli dağınıklıkla eleştirmemelerini ya da önemli bilgileri yazılı iletmelerini istemek.
  4. Geçmişle barışmak. Çocukken yaşadığım zorlukların bir açıklaması olduğunu görmek ve belki onların da görmesini istemek.

Bu dört amacı aynı konuşmaya sığdırmaya çalıştığımda genelde hiçbiri olmadı. Birini seçip ona odaklandığımda ise konuşma çok daha net ilerledi.

Sık duyulan cümleler ve verilebilecek cevaplar

Aile konuşmalarında bazı cümleler tekrar tekrar karşıma çıktı. Onlara önceden hazırlıklı olmak, anlık savunmaya geçmemi önledi.

“Herkeste biraz var.” Bu cümle doğru bir şeye dokunuyor: Herkes zaman zaman unutur, dağılır. Ama DEHB'de bu durum sürekli ve hayatın birçok alanını etkileyecek yoğunlukta oluyor. Ben genelde şöyle diyorum: “Evet, herkes bazen unutur. Bende bu her gün, her alanda oluyor ve ciddi biçimde zorluyor.”

“Bizim zamanımızda yoktu.” Muhtemelen vardı ama adı konmuyordu. Bunu söylerken onları küçümsemek yerine merakla yaklaşmaya çalışıyorum: “Belki o zaman da vardı ama böyle bilinmiyordu. Senin çevrende hep dağınık diye bilinen biri var mıydı?” Bu soru bazen beklenmedik hikâyelerin anlatılmasına yol açıyor.

“Ama sen gayet iyi idare ediyorsun.” Dışarıdan görünen ile içeride harcanan enerji arasındaki farkı anlatmak gerekiyor. “İdare ediyorum ama bunun için çok yoruluyorum. O yorgunluğu görmüyorsunuz” demek işe yarayabiliyor.

“Biraz daha dikkat etsen geçer.” Bu cümle belki de en çok can yakanı. Çünkü yıllarca zaten çok dikkat etmeye çalıştım. Burada sakin kalıp “Denedim, hem de çok. Mesele isteksizlik değil” demek ve gerekirse konuşmayı başka bir zamana bırakmak daha sağlıklı.

Ebeveynlerin suçluluk duygusu

Bu konuşmanın en hassas tarafı bence bu. Bir ebeveyn, çocuğunun DEHB'li olduğunu yetişkinlikte duyduğunda iki farklı tepki verebiliyor: ya inkâr ediyor ya da kendini suçluyor. İkisinin altında da benzer bir duygu yatıyor olabilir: “Ben bir şeyleri kaçırdım.”

Konuşurken bunu açıkça söylemek işe yarıyor: “Bu kimsenin suçu değil. DEHB nörogelişimsel bir durum ve o zamanlar bu konuda bugünkü kadar bilgi yoktu. Size bunu anlatmamın sebebi geçmişi yargılamak değil, bugünü daha iyi anlamak.”

Bu cümleyi söyledikten sonra bazen konuşmanın tonu tamamen değişebiliyor. Savunma yerini merak alabiliyor. Bazen de değişmiyor ve bu da tamam. Kabul her zaman ilk konuşmada gelmiyor.

Kardeşler, akrabalar ve geniş aile

Herkese aynı derinlikte anlatmak zorunda değilsin. Anne baba ile kardeşler arasında, kardeşlerle geniş aile arasında farklı sınırlar çizmek tamamen meşru.

Kardeşler bazen beklenmedik müttefikler olabiliyor. Aynı evde büyüdükleri için bazı şeyleri yakından görmüşlerdir ve bazen “Ben de hep merak ederdim” diyebiliyorlar. Bazen de kardeşler kendi içlerinde benzer şeyler fark edebiliyor; DEHB'nin ailelerde sık görülebildiği genel olarak biliniyor. Böyle bir durumda kimseye teşhis koymamaya, sadece kendi deneyimini anlatmaya ve isteyen olursa bir uzmana başvurmasını önermeye dikkat etmek gerekiyor.

Geniş aile için ise çoğu zaman kısa bir cümle yetiyor, hatta bazen hiç gerekmiyor. Sofrada gelen bir yorumu “Bunun bir açıklaması var ama şu an konuşmak istemiyorum” diyerek geçiştirmek de bir hak.

Küçük adımlar, uzun bir süreç

Aileyle DEHB konuşması bende tek bir büyük sahne olmadı. Daha çok, yıllara yayılabilecek küçük sohbetler dizisi gibi. İşe yarayan bazı adımlar:

  • Tek seferde bir örnek. Her şeyi anlatmak yerine, o hafta yaşanan bir olayla bağlantı kurmak. “Hani geçen gün anahtarı unuttum ya, işte bu bende hep böyle oluyor.”
  • Soru sormalarına izin vermek. Bazen sorular rahatsız edici olabilir ama genelde anlama isteğinden geliyor.
  • Güvenilir bilgiye yönlendirmek. Sosyal medyadaki karmaşık içerikler yerine, uzmanların hazırladığı sade kaynakları önermek.
  • Gerekirse bir uzmanın anlatmasına izin vermek. Bazı ailelerde bir psikiyatristin ya da psikoloğun açıklaması, aylarca yapılan anlatımlardan daha hızlı kabul görebiliyor. Bu kırıcı olabilir ama sonuç önemli.

Son söz

Aileye DEHB'yi anlatmak, bir savunma konuşmasından bir paylaşım konuşmasına geçmek demek. Benim için en büyük değişim, onları ikna etmek zorunda olmadığımı fark ettiğim an oldu. Anlatmak benim elimde; kabul etmek onların yolculuğu.

Eğer bu konuşmayı yapmaya hazırlanıyorsan, kendine şefkatli ol. Belki ilk denemede istediğin gibi geçmeyecek. Ama ilk cümle söylendiğinde, bir kapı aralanmış olacak.

Sık sorulanlar

Ailem DEHB'ye inanmıyorsa ne yapmalıyım?

Onları hemen ikna etmeye çalışmak yerine somut örneklerle ve sakin bir dille anlatmak daha iyi sonuç verebilir. Kabul bazen zamana yayılır; bir uzmanın açıklaması da şüpheyi azaltabilir.

Yetişkin olarak aileme DEHB'mi söylemek zorunda mıyım?

Hayır, ne kadarını ve ne zaman paylaşacağına sen karar verirsin. Paylaşmak ilişkiyi kolaylaştıracaksa anlatabilir, kendini güvende hissetmiyorsan beklemeyi seçebilirsin.

Anne babam suçlu hissederse nasıl konuşmalıyım?

DEHB'nin nörogelişimsel bir durum olduğunu ve bunun kimsenin suçu olmadığını açıkça söylemek rahatlatabilir. Amacının geçmişi yargılamak değil, bugünü daha iyi anlamak olduğunu vurgulamak konuşmayı yumuşatır.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir