Başımı ekrandan kaldırdığımda dışarısı kararmıştı. Öğleden sonra “şuna bir bakayım” diye oturmuştum. Arada su içmemiş, telefonu duymamış, öğle yemeğini tamamen unutmuştum. Bir yandan elimde gerçekten güzel bir iş vardı. Öbür yandan başım zonkluyor, midem kazınıyordu ve yapmam gereken başka her şey olduğu yerde duruyordu.
Bu sahne bana o kadar tanıdık ki, ilk kez “hiperodak” kelimesini duyduğumda içimden “demek bunun bir adı varmış” dedim. Bu yazıda hiperodak nedir, neden hem iyi hem yorucu olabilir ve ben onunla nasıl geçinmeye çalışıyorum, onları anlatıyorum.
Kısaca: Hiperodak, ilgini çeken bir işe o kadar derin dalmak ki zamanı, bedenini ve çevreni unutmaktır. DEHB'li birçok yetişkin bunu sık yaşar. Doğru konuya yöneldiğinde değerli olabilir; ama yönetilmezse yorgunluğa, ihmal edilen sorumluluklara ve ardından gelen çöküşe yol açabilir.
Hiperodak nedir ve neden DEHB ile birlikte anılır?
Hiperodak, resmi bir tanı ölçütü değil; DEHB'li insanların kendi deneyimlerini tarif etmek için sık kullandığı bir kavram. En sade hâliyle: bir şeye öyle derin odaklanmak ki geri kalan her şey sessizleşiyor.
Kulağa çelişkili gelebilir. DEHB denince akla dikkat dağınıklığı geliyor, şimdi de aşırı odak mı? Ben bunu şöyle anlıyorum: sorun dikkatin az olması değil, dikkatin yönünü ve süresini ayarlamanın zor olması. Sıkıcı bir işte dikkat kayıp gidiyor; ilgi çekici bir işte ise bırakmak istesem de bırakamıyorum. İki uç da aynı ayar düğmesinin zorluğu gibi.
Herkes zaman zaman bir işe dalıp zamanı unutabilir. Ama DEHB'li birçok yetişkin bunu daha sık, daha yoğun ve kontrolü daha zor bir şey olarak anlatıyor. Benim deneyimim de buna yakın.
Hiperodak bir güç mü, bir tuzak mı?
Dürüst cevap: ikisi de. Hangisinin ağır bastığı, neye odaklandığıma ve sonrasını nasıl yönettiğime bağlı.
İyi tarafı gerçek. Hiperodaktayken öğrenme hızım artıyor, ayrıntıları fark ediyorum, normalde haftalar sürecek bir şeyi bir oturuşta toparlayabiliyorum. Bu deneyim insana kendini yetkin hissettiriyor, ki DEHB'li biri için bu his hiç de az değil.
Zor tarafı ise şu:
- Odağın nereye gideceğini çoğu zaman ben seçmiyorum. Teslim tarihi yaklaşan iş dururken, bambaşka bir konuya kilitlenebiliyorum.
- Bedenimin sinyallerini kaçırıyorum. Açlık, susuzluk, tuvalet, uyku… hepsi ertelenebilir gibi geliyor.
- Etrafımdaki insanlar beni ulaşılmaz buluyor. Bir şey sorulduğunda sinirlenebiliyorum, çünkü kesilmek fiziksel olarak rahatsız edici geliyor.
- Hiperodak bittiğinde çoğu zaman bir boşluk ve yorgunluk geliyor.
Bu yüzden hiperodağı ne kutsuyorum ne de düşman ilan ediyorum. Onu, yönetilmesi gereken güçlü bir akıntı gibi görüyorum.
Hiperodağa girdiğimi nasıl anlıyorum?
Hiperodağın sinsi yanı, içindeyken fark edilmemesi. O yüzden kendimde bazı işaretleri tanımayı öğrendim. Senin işaretlerin farklı olabilir, ama belki fikir verir:
- “Beş dakika daha” cümlesini art arda kurmaya başlıyorum.
- Su bardağım saatlerdir aynı seviyede duruyor.
- Bildirim sesleri bana uzak bir yerden geliyormuş gibi geliyor.
- Birisi konuştuğunda cevap vermek için ciddi bir çaba gerekiyor.
- Bir süredir aynı pozisyondayım ve omzum ağrımaya başlamış.
Bu işaretleri yakaladığım anda kendime küçük bir soru soruyorum: “Şu an bunu ben mi seçtim, yoksa beni bu mu seçti?” Cevap her zaman net değil ama soru bile bir an durmamı sağlıyor.
Hiperodak nasıl yönetilir? Bende işe yarayanlar
Burada bir yöntem listesi var ama bunlar kesin kurallar değil. Ben deneye yanıla buldum, bazıları bazı dönemler işe yaradı, bazı dönemler yaramadı.
- Başlamadan önce bir çıkış noktası belirlemek. Hiperodağa girdikten sonra karar vermek zor. O yüzden başlamadan “saat şu olunca kalkıyorum” diyorum ve bunu bir alarma bağlıyorum. Kararı, aklım başımdayken veriyorum.
- Alarmı uzağa koymak. Telefonu yanımda tutarsam alarmı kapatıp devam ediyorum. Odanın öbür ucuna koyduğumda kalkmak zorunda kalıyorum; o birkaç adım çoğu zaman büyüyü bozmaya yetiyor.
- Bedenimi önceden hazırlamak. Uzun sürebileceğini sezdiğim bir işe oturmadan önce yanıma su ve atıştırmalık alıyorum. Hiperodağı durduramasam bile bedenimi ihmal etmemeye çalışıyorum.
- Yumuşak çıkışlar. Aniden kesilmek benim için çok sarsıcı. Bu yüzden “on dakika sonra bırakacağım” uyarısı ve ardından son bir not almak işe yarıyor: nerede kaldım, sırada ne var.
- Hiperodağı bilinçli olarak kullanmak. Bazen bir işi ilginç hâle getirebilirsem, hiperodağı ona yönlendirebiliyorum. Her zaman olmuyor ama denemeye değer.
- Sonrası için boşluk bırakmak. Uzun bir hiperodak oturumunun ardından hemen başka zor bir işe geçmeyi beklemiyorum artık. Arada bir dinlenme alanı bırakıyorum.
Bunlardan en çok işe yarayanı, kararı önceden vermek oldu. Çünkü hiperodağın içindeyken mantıklı bir karar verebilecek durumda değilim.
Yakınlarınla nasıl konuşabilirsin?
Hiperodağın en az konuşulan yanı, çevremizdeki insanlara etkisi bence. Ben bir işe gömüldüğümde, bana seslenen birine dalgın, hatta ters cevaplar verebiliyorum. Karşımdaki bunu ilgisizlik ya da kabalık olarak algılayabiliyor. Aslında olan şey, zihnimin bir yerden başka bir yere geçişte zorlanması.
Bunu yakınlarıma önceden anlatmak çok işe yaradı. Sakin bir anda “bir şeye daldığımda sana kısa ve ters cevap verebilirim, bu seninle ilgili değil” demek, sonradan yaşanan kırgınlıkları azalttı. Bir de küçük bir işaret üzerinde anlaştık: önemli bir şey varsa omzuma dokunmak ya da “bir dakikan var mı” yerine “şu an önemli” demek. Böylece neyin bekleyebileceğini, neyin beklemeyeceğini ayırt etmek kolaylaştı.
Kendi tarafımda da bir şey değiştirdim. Kesildiğimde sinirlenmek yerine, en azından “iki dakika, şunu bitirip geliyorum” diyebilmeyi çalışıyorum. Her zaman başaramıyorum. Ama denemek bile, karşımdakine onu duyduğumu gösteriyor. Hiperodak benim deneyimim; ama etkisi yalnızca bende kalmıyor.
Hiperodaktan çıkmak neden bu kadar zor?
Bir dönem, hiperodaktan çıkamadığım için kendime çok kızıyordum. “Neden bırakamıyorsun, alt tarafı bir alarm” diyordum. Sonra fark ettim ki bırakmakta zorlanmak irade eksikliği değil. İlgi temelli çalışan bir dikkat için, ilginç olandan sıkıcı olana geçmek yokuş yukarı yürümek gibi.
Bunu anlamak suçluluğumu azalttı ama sorumluluğumu ortadan kaldırmadı. Hâlâ sözlerimi tutmak, sağlığımı korumak, yakınlarımı ihmal etmemek istiyorum. Sadece bunu artık kendimi azarlayarak değil, dışarıdan destekler kurarak yapmaya çalışıyorum.
Eğer hiperodak senin için uyku düzenini, işini ya da ilişkilerini ciddi biçimde etkiliyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi bir fikir olabilir. Tek başına taşımak zorunda değilsin.
Kendime not
Hiperodak, beni hem en canlı hissettiğim anlara hem de en yorgun düştüğüm akşamlara götüren aynı yol. Onu tamamen kapatmak istemiyorum; o derinliği seviyorum. Ama artık yola çıkmadan önce yanıma su alıyorum, eve dönüş saatini önceden belirliyorum.
Belki sen de bugün bir şeye dalacaksın. Dalmadan önce kendine küçük bir iyilik yap: bir alarm kur, bir bardak su koy, nerede bırakacağını şimdiden bil. Gerisini o derinliğe bırakabilirsin.