Kriz anında sakin kalmak: DEHB'li zihin neden netleşir?

Sıradan işlerde dağılıp kriz anında sakin kalmak mümkün mü? DEHB'li zihnin acil durumlardaki netliğini, bedelini ve günlük hayata taşımayı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Garip bir çelişkiyle yaşıyorum. Bir faturayı ödemek için uygulamayı açmak bazen bana günler sürebiliyor. Ama bir şeyler gerçekten ters gittiğinde, herkes paniğe kapılmışken içimde tuhaf bir sessizlik oluşuyor. Ne yapılması gerektiğini görüyorum, sırayla yapıyorum, telefonları açıyorum, kararları veriyorum.

Bir dönem bunun neden böyle olduğunu anlamaya çalıştım. Çünkü kriz anında sakin kalmak, sıradan bir salı sabahı bir e-postaya cevap verememekle aynı insandan çıkıyordu. Sonra fark ettim ki bu iki durum, aslında aynı zihnin iki farklı yüzü. Bu yazıda o netliği, bedelini ve onu krizsiz günlere nasıl biraz taşıyabileceğimizi anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'li birçok yetişkin, acil durumların dağınık dikkati tek bir hedefe topladığını ve kriz anında şaşırtıcı biçimde sakin kalabildiğini anlatır. Bu gerçek bir güçlü yan olabilir. Ama krizi beklemek, son dakikaya bırakmak ve sonrasında gelen çöküş gibi bedelleri de var.

Kriz anında sakin kalmak DEHB'li biri için neden daha kolay olabilir?

Kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyebileceğim şu: sıradan günlerde zorlandığım şeylerin çoğu, kriz anında kendiliğinden çözülüyor. Neye öncelik vereceğimi düşünmeme gerek kalmıyor, çünkü öncelik apaçık ortada. Başlamakta zorlanmıyorum, çünkü beklemenin bir bedeli var ve bu bedel çok somut.

Sıradan bir günde zihnim aynı anda on farklı şeye yayılıyor. Hangisini önce yapacağımı seçmek bile başlı başına yorucu. Kriz anında ise bu on şey tek bir şeye iniyor: şu an ne yapmam gerekiyor? Bu sadeleşme, benim gibi dağınık bir zihin için neredeyse rahatlatıcı.

Bir de aciliyetin kendisi var. İlgi ve aciliyet, dikkatimi açan iki anahtar gibi. İlginç bulmadığım bir işe odaklanmak çok zor; ama acil bir iş, ilginç olmasa bile dikkatimi kendiliğinden topluyor. Bu, DEHB'li pek çok kişinin tarif ettiği bir deneyim.

Başkalarının paniği neden bana bulaşmıyor?

Bunu tam açıklayamıyorum ama bir tahminim var. Ben zaten hayatımın büyük kısmını küçük kaoslarla geçirdim. Kaybolan anahtarlar, son anda fark edilen randevular, unutulan teslimler. Belki de bu yüzden kaos bana o kadar yabancı gelmiyor. Başkaları için olağanüstü olan bir durum, benim için tanıdık bir gürültü.

Bu sakinliğin bir bedeli var mı?

Var, ve bunu atlarsam bu yazı yarım kalır. Krizdeki netlik gerçek bir güçlü yan; ama bazı tuzakları da beraberinde getiriyor.

  • Sonrasında gelen çöküş. Kriz geçtiğinde bedenim ve zihnim bir anda gevşiyor. Saatlerce, bazen bir gün boyunca hiçbir şey yapamayacak kadar yorgun hissediyorum.
  • Sıradan günlerin sıkıcı gelmesi. Kriz anındaki o canlılık hissinin ardından normal günler daha da renksiz görünebiliyor.
  • Farkında olmadan kriz üretmek. Bir dönem fark ettim ki işleri son ana bırakmamın bir nedeni de buydu: aciliyet olmadan başlayamıyordum, ben de aciliyeti kendi elimle yaratıyordum.
  • Başkalarının yükünü sırtlanmak. Krizde sakin kalan kişi olunca, herkesin krizinde aranan kişi de olabiliyorsun. Bu da zamanla ağırlaşıyor.

“Baskı altında daha iyi çalışırım” cümlesine dikkat

Bu cümleyi çok kurdum. Kısmen doğru da: baskı altında gerçekten daha hızlı ve daha odaklı çalışabiliyorum. Ama bu cümle, beni defalarca gece yarısı yetiştirilen işlere, uykusuz sabahlara ve “bir dahakine erken başlayacağım” sözlerine sürükledi.

Artık bu cümleyi kurduğumda kendime bir soru daha soruyorum: Daha iyi mi çalışıyorum, yoksa sadece ancak o zaman başlayabiliyor muyum? İkisi aynı şey değil.

Krizdeki netliği sıradan günlere taşımak mümkün mü?

Tamamen değil, ama biraz. Krizin bana sağladığı şeylere bakıp, onları daha küçük ve daha güvenli dozlarda yaratmaya çalışıyorum. Bende bazen işe yarayanlar şunlar:

  1. Küçük, yapay teslim tarihleri. Bir işin teslimi iki hafta sonraysa, kendime iki gün sonrası için bir ara hedef koyuyorum. Ama sadece kafamda değil, birine söyleyerek.
  2. Görünür bir zamanlayıcı. Yirmi beş dakikalık bir sayaç, ufak bir aciliyet duygusu yaratıyor. Kriz kadar güçlü değil ama başlamak için çoğu zaman yeterli.
  3. İşi tek bir soruya indirmek. Kriz anında kendime sorduğum “şu an ne yapmam gerekiyor?” sorusunu sıradan günlerde de soruyorum. Listenin tamamına bakmak yerine sadece bir sonraki adıma bakıyorum.
  4. Birine söz vermek. Bir arkadaşa “yarın sabah sana göndereceğim” demek, dışarıdan bir aciliyet ekliyor. Sözümü tutmama ihtimali beni harekete geçiriyor.
  5. Bitince dinlenmeyi planlamak. Yoğun bir dönemden sonra çöküşü önleyemesem bile, ona yer açıyorum. O günlere başka zor bir iş koymuyorum.

Bunların hiçbiri gerçek bir kriz kadar güçlü değil. Ama amacım zaten hayatımı sürekli bir acil durum gibi yaşamak değil. Sadece başlamak için küçük bir itki bulmak.

Bu güçlü yanı nerede kullanabilirsin?

Krizde sakin kalabilmek, bazı ortamlarda gerçekten değerli bir özellik. Beklenmedik sorunların sık yaşandığı, hızlı karar gerektiren, her günün bir öncekinden farklı olduğu işler ya da roller bazı DEHB'li insanlara daha uygun gelebiliyor. Arkadaş gruplarında da bu kişi genellikle belli oluyor: bir şey ters gittiğinde herkesin dönüp baktığı kişi.

Bunu fark etmek, kendini sadece “dağınık” biri olarak görmekten çıkmanı sağlayabilir. Ama burada da bir uyarım var: sırf bu güçlü yan yüzünden kendini sürekli yüksek tempolu, sürekli acil ortamlara itmek uzun vadede yıpratıcı olabilir. Ben bu tür ortamlarda bir süre çok canlı hissedip ardından ciddi bir yorgunluğa düştüğümü fark ettim. Güçlü yanını kullanmak, onu sürekli zorlamak anlamına gelmek zorunda değil. Arada sakin, öngörülebilir alanlar da gerekiyor; özellikle de bedenin ve zihnin toparlanabilmesi için.

Herkes kriz anında sakin kalmaz, bu da normal

Bunu söylemek önemli: DEHB'li olup kriz anında tamamen donup kalan ya da yoğun bir panik yaşayan insanlar da var. Duyguların yoğun yaşanması, ani değişikliklerin bunaltması da DEHB ile birlikte sık anlatılan deneyimler arasında. Eğer sen krizde sakin kalamıyorsan, bunda bir eksiklik yok. Bu yazıdaki deneyim benimki; seninki farklı olabilir.

Eğer sık sık yoğun panik, kontrol edilemeyen bunalmışlık ya da uzun süren tükenmişlik yaşıyorsan, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir. Gerçek bir acil durumda, kendin ya da bir başkası tehlikedeyse, 112'yi aramaktan çekinme.

Bir de sakin kalabilen taraftaysan, kendine sınır koymayı unutma. Her krizin çözücüsü olmak zorunda değilsin. Bazen “şu an buna gücüm yok” demek de bir tür sakinlik.

Son bir şey

Kriz anında sakin kalabilmek, bende hâlâ biraz şaşırtıcı bir yetenek gibi duruyor. Onu küçümsemek istemiyorum; zor anlarda gerçekten işe yarıyor. Ama onu hayatımın merkezine koymak da istemiyorum.

Belki asıl öğrenmem gereken, kriz olmadan da harekete geçebilmenin küçük yollarını bulmak. Krizin bana verdiği netliği, ufak dozlarda, kendime zarar vermeden yaratabilmek. Bu yazıyı okurken aklına son dakikaya bıraktığın bir iş geldiyse, ona bugün küçük bir ara hedef koymayı deneyebilirsin. Kriz kadar heyecanlı olmayacak, ama gecen daha sakin geçebilir.

Sık sorulanlar

DEHB'li insanlar neden kriz anında daha sakin olabiliyor?

Birçok DEHB'li yetişkin, aciliyetin dağınık dikkati tek bir hedefe topladığını anlatır. Acil bir durum, normalde zor gelen başlama ve önceliklendirme adımlarını kendiliğinden çözebilir. Ama bu herkes için geçerli değildir.

Baskı altında daha iyi çalışmak sağlıklı mı?

Kısa vadede işe yarayabilir ama sürekli son dakikaya bırakmak stres, uykusuzluk ve tükenmişlik getirebilir. Aciliyeti küçük, yapay teslim tarihleriyle oluşturmak daha sürdürülebilir bir yol olabilir.

Kriz anında ben de donup kalıyorum, bu normal mi?

Evet, herkes krize farklı tepki verir ve DEHB'li olup kriz anında bunalan pek çok kişi vardır. Sık sık yoğun panik ya da bunalmışlık yaşıyorsan bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak iyi gelebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir