Bir gece, uyumadan önce “sadece bir şeye bakacağım” diye telefonu elime aldım. Bir saat sonra ahtapotların neden üç kalbi olduğunu okuyordum. Oradan deniz feneri bekçilerinin hayatına, oradan eski deniz haritalarının nasıl çizildiğine geçtim. Uyandığımda bu bilgilerin çoğunu unutmuştum, ama o gecenin hissi aklımda kaldı: hem büyülenmiş hem de biraz suçlu.
Merak benim için hep böyle çift taraflı oldu. Bu yazıda DEHB ve merak arasındaki bağı, merakın beni besleyen ve dağıtan iki yüzünü anlatmak istiyorum. Ve onu bastırmadan, biraz daha yönlendirebilmek için denediğim yolları.
Kısaca: DEHB'li birçok yetişkin için merak, dikkati en güçlü biçimde açan şeylerden biridir. Bu merak öğrenmeyi, sohbeti ve fikir üretmeyi besler; ama zamanı yutabilir, uykuyu bölebilir, işleri yarıda bırakabilir. Amaç merakı yok etmek değil, ona uygun bir alan açmak.
DEHB ve merak arasında nasıl bir bağ var?
Kendi deneyimime bakınca şunu görüyorum: dikkatimi zorla bir yere tutmak çok zor, ama ilgimi çeken bir şey olduğunda dikkat kendiliğinden geliyor. Merak da tam olarak bu ilgiyi uyandıran şey. Yeni bir soru, bilinmeyen bir konu, garip bir bilgi… Hepsi zihnimde bir ışık yakıyor.
DEHB'li pek çok insan benzer bir şey anlatıyor: yeni ve ilginç olan, dikkatlerini çok güçlü biçimde çekiyor. Bu yüzden merak, dağınık bir zihin için hem bir yakıt hem de bir pusula gibi. Sorun, bu pusulanın her zaman gitmem gereken yönü göstermemesi.
Bir şeyi merak ettiğimde, o soruyu cevaplamadan bırakmak bana neredeyse fiziksel olarak rahatsız edici geliyor. Kafamda bir kapı aralık kalmış gibi. Bu his bazen beni gerçekten değerli öğrenmelere götürüyor. Bazen de sabahın ikisinde hiç ihtiyacım olmayan bir bilginin peşinde koşturuyor.
Merakın besleyen yüzü
Merakımı sevdiğim pek çok an var. Bunları küçümsemek istemiyorum, çünkü hayatımın en canlı kısımlarının çoğu buradan geliyor.
- Öğrenmek bana kolay geliyor, eğer ilgimi çekerse. İlgi duyduğum bir konuda kısa sürede şaşırtıcı derecede derinleşebiliyorum.
- Sohbetlerde soru sormayı seviyorum. İnsanların ne yaptığını, neden yaptığını merak ediyorum. Bu da bağ kurmamı kolaylaştırıyor.
- Bağlantılar kuruyorum. Farklı alanlardan topladığım küçük bilgiler bazen beklenmedik biçimde birbirine bağlanıyor ve yeni bir fikir doğuruyor.
- Sıkıcı bir konunun bile ilginç bir köşesini bulabiliyorum. Bu, zorunlu işleri biraz daha katlanılır kılmanın da bir yolu.
- Hayat daha renkli görünüyor. Merak, sıradan bir yürüyüşü bile küçük bir keşfe çevirebiliyor.
Merakın bu yüzü, DEHB ile ilgili konuşulan zorlukların arasında bazen unutuluyor. Oysa bir insanın dünyaya ilgiyle bakabilmesi, hiç de küçük bir şey değil.
Bir de şunu fark ettim: merakım, sıkıntıya karşı bir tür panzehir gibi çalışıyor. Uzun bir bekleme salonunda, sıkıcı bir toplantıda ya da bitmek bilmeyen bir yolculukta, çevremdeki küçük ayrıntılara takılarak zamanı katlanılır kılabiliyorum. İnsanların nasıl yürüdüğü, bir tabeladaki yazım hatası, duvardaki bir çatlağın şekli. Başkasına anlamsız gelen bu ayrıntılar, benim zihnimin kendini oyalama biçimi. Bunu bir güçlü yan olarak görüyorum, çünkü sıkılmak benim için sıradan bir rahatsızlık değil; bazen neredeyse dayanılmaz bir his.
Merakın dağıtan yüzü
Ama aynı merak, günümü dağıtan en büyük güç de olabiliyor. Bir iş yaparken aklıma gelen küçük bir soru, beni yarım saat boyunca bambaşka bir yere götürebiliyor. Döndüğümde ne yaptığımı hatırlamak için bir süre ekrana bakıyorum.
Benim yaşadığım bazı tipik durumlar şunlar: bir tarif ararken mutfak tarihine dalmak, bir e-posta yazarken bir kelimenin kökenine takılmak, ödev ya da iş için açtığım sekmelerin arasında kaybolup sayısını unutmak. Bunlar tek tek masum. Ama bir güne yayıldığında, işlerin büyük kısmı olduğu yerde kalıyor.
Bir de uyku meselesi var. Merakımın en güçlü olduğu saatler bazen gece oluyor. Herkes uyuduğunda, dikkatimi bölen şeyler azaldığında, zihnim sorulara açılıyor. Bu da ertesi günü yorgun ve dağınık geçirmeme yol açıyor. Bir dönem bu döngünün içinde uzun süre kaldım.
Tavşan deliği mi, keşif mi?
Kendime sorduğum bir soru var: Şu an keşif mi yapıyorum, yoksa kaçıyor muyum? İkisi dışarıdan aynı görünüyor. Ama bazen merakım gerçek bir ilgiden değil, yapmam gereken sıkıcı ya da zor bir işten uzaklaşma isteğinden geliyor. Merak, kaçışın en zarif kılığı olabiliyor.
Bu soruyu sormak beni suçlamak için değil. Sadece o anki tercihimi biraz daha bilinçli yapmak için. Bazen cevap “evet, kaçıyorum, ama şu an buna ihtiyacım var” oluyor. Bu da tamam. Önemli olan, farkında olmak.
Merakı bastırmadan yönlendirmek: bende işe yarayanlar
Merakımı susturmaya çalıştığım dönemler hep kötü bitti. Hem işe yaramadı hem de kendimi kısılmış hissettim. Onun yerine, merakıma bir yer açıp onu biraz yönlendirmeye çalışıyorum.
- Merak defteri tutmak. İş yaparken aklıma gelen her soruyu tek bir not dosyasına yazıyorum. Cevabını hemen aramıyorum. Soru kaydedildiği için zihnimdeki o aralık kapı kapanıyor.
- Merak için ayrı bir zaman açmak. Günün bir saatini, örneğin akşam yemeğinden sonra yarım saati, defterdeki sorulara ayırıyorum. Bu, merakı yasaklamak yerine ona bir randevu vermek gibi.
- Merakı işe bağlamak. Zorunlu bir işte beni gerçekten meraklandıran tek bir soru bulmaya çalışıyorum. “Bu rapor neden böyle yazılmış?” gibi küçük bir soru bile işe başlamamı kolaylaştırabiliyor.
- Gece için sınır koymak. Yatmadan önce telefonu yatak odasının dışında bırakmayı denedim. Her zaman başaramıyorum ama başardığım gecelerin farkı belli oluyor.
- Bazı merakları sadece keyif için yaşamak. Her merakın bir sonuca, bir projeye dönüşmesi gerekmiyor. Bazen sadece öğrenmenin tadı yeterli.
Bu yöntemler merakımı kontrol etmiyor. Sadece onunla aynı evde daha rahat yaşamamı sağlıyor.
Merakını utanılacak bir şey gibi görme
Çocukken ve sonrasında, merakımın sık sık “dikkatsizlik” ya da “dağınıklık” olarak adlandırıldığını hatırlıyorum. Soru sormak, konudan sapmak, başka bir şeye ilgi duymak hep bir sorun gibi görüldü. Bu yüzden uzun süre merakımı saklamaya, kendimi küçültmeye çalıştım.
Şimdi merakımın hem zor hem değerli bir yanım olduğunu düşünüyorum. Onu günlük hayatımla dengelemek zorundayım, evet. Ama onu bir kusur gibi taşımak zorunda değilim. Merakın, seni dünyaya bağlayan en canlı iplerden biri olabilir.
Eğer merakın hayatını ciddi biçimde zorluyorsa, işini, uykunu ya da ilişkilerini sürekli etkiliyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi gelebilir. Merakını korumak ile hayatını düzenlemek arasında bir denge bulmak için destek almak da bir seçenek.
Bitirirken
O gece öğrendiğim ahtapot bilgisinin çoğunu unuttum. Ama merakın beni nereye götürebileceğini, ve aynı zamanda nelere mal olabileceğini unutmadım.
Bugün aklına bir soru gelirse, onu hemen cevaplamak zorunda değilsin. Sadece bir yere yaz. Merakın kaybolmayacak; sadece biraz bekleyecek. Ve sen, o bekleyişin içinde yapman gereken işe dönebileceksin.