Kendiliğindenlik ve DEHB dürtüsellik arasındaki ince çizgi

DEHB dürtüsellik bazen hayatı renklendiren bir kendiliğindenlik, bazen pişmanlık. İkisini ayırmayı ve anlık kararlarla barışmayı deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Arkadaşlarım arasında “hadi, şimdi gidelim” diyen kişi genellikle benim. Plansız bir yürüyüş, son anda katılınan bir etkinlik, akşamüstü birden kurulan bir sofra. Bu anların çoğunu çok seviyorum. Ama aynı “hadi, şimdi” sesi, bazen hiç ihtiyacım olmayan bir şeyi sepete ekleten ya da düşünmeden ağzımdan bir söz çıkaran ses de oluyor.

DEHB dürtüsellik belirtileri arasında sayılan şeylerin bazılarını, hayatımın en canlı anlarına borçlu olduğumu biliyorum. Bazılarını ise hâlâ pişmanlıkla hatırlıyorum. Bu yazıda kendiliğindenlik ile dürtüsellik arasındaki o ince çizgiyi ve onu görmek için denediğim yolları anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'deki dürtüsellik, bazen hayatı renklendiren bir kendiliğindenlik, bazen de pişmanlık bırakan anlık kararlar olarak yaşanır. İkisini ayırmanın yolu çoğu zaman kararın geri alınabilir olup olmadığına ve kime dokunduğuna bakmaktır. Amaç kendiliğindenliği öldürmek değil, ona güvenli bir alan açmak.

Kendiliğindenlik ve DEHB dürtüsellik aynı şey mi?

Tam olarak değil, ama aynı kökten besleniyorlar gibi. Benim deneyimimde ikisi de “aklıma geldi, yaptım” hissinden doğuyor. Aradaki fark çoğu zaman sonradan ortaya çıkıyor: biri bana güzel bir anı bırakıyor, öbürü bir sorun.

Dürtüsellik, DEHB ile birlikte sık anılan özelliklerden biri. Düşünmeden konuşmak, beklemekte zorlanmak, anlık kararlar vermek, bir şeyi istediğim an yapmak. Bunlar bazen sorun yaratıyor, bunu inkâr etmiyorum. Ama aynı enerji, başkalarının uzun uzun tarttığı ve sonunda vazgeçtiği şeyleri yapabilmemi de sağlıyor.

Bu yüzden ben kendiliğindenliği dürtüselliğin “iyi” bir yüzü olarak değil, dürtüselliğin iyi yönetildiği bir hâl olarak görüyorum. Aynı itki, ama seçimin hâlâ bende olduğunu hissettiğim bir yerde.

Kendiliğindenliğin güzel yanları

Bu kısmı yazarken gülümsüyorum, çünkü sevdiğim pek çok anı burada.

  • Fırsatları kaçırmamak. Bir davet geldiğinde, bir kapı aralandığında uzun uzun düşünmeden “evet” diyebilmek, beni çok güzel yerlere götürdü.
  • Değişen planlara uyum. Bir plan bozulduğunda yenisini hemen kurabilmek. Bu, beklenmedik durumlarda gerçekten işe yarıyor.
  • Anı yaşamak. Gelecekle ya da geçmişle meşgul olmadan, o an ne oluyorsa ona katılabilmek.
  • Başkalarını harekete geçirmek. Bazen bir grubun durgunluğunu kıran, “hadi yapalım” diyen kişi olmak güzel bir rol.
  • Yaratıcı cesaret. Bir fikri uzun süre tartmadan denemek, bazen beklenmedik sonuçlar doğuruyor.

Kendiliğindenlik, hayatı bir yapılacaklar listesinden çok bir macera gibi hissettirebiliyor. DEHB'li olmanın zor yanlarıyla uğraşırken bunu hatırlamak bana iyi geliyor. Her günü önceden belirlenmiş bir senaryoya göre yaşamak zorunda olmamak, bazıları için kaygı verici olabilir; benim içinse çoğu zaman bir nefes alanı.

Dürtüselliğin bedeli

Ama aynı itki bazen beni hiç gitmek istemediğim yerlere götürdü. Bunları dürüstçe yazmak istiyorum, çünkü “spontane olmak” etiketinin altında saklanmaları kolay.

Sözü kesmek, düşünmeden bir şey söyleyip karşımdakini kırmak, toplantıda aklıma gelen her şeyi hemen dile getirmek. Bunlar ilişkilerimi zaman zaman zorladı. Sonra özür dilemek ve “neden yine yaptım” diye düşünmek, yorucu bir döngü.

Bir de kararlar var. Düşünmeden verilen bir söz, takvimi zaten dolu bir haftaya eklenen bir iş, “nasılsa hallederim” diye kabul edilen bir sorumluluk. O anda heyecanla verilen kararlar, sonradan bir yük olarak geri dönebiliyor.

Mesajlar da ayrı bir başlık. Bir şeye kırıldığımda ya da heyecanlandığımda, o duyguyla anında uzun bir mesaj yazıp gönderebiliyorum. Duygu geçtiğinde ise o mesaj orada, geri alınamaz biçimde duruyor. Artık duygusal anlarda yazdığım mesajları önce taslak olarak bırakmayı, bir süre sonra tekrar okumayı deniyorum. Her zaman başaramıyorum. Ama başardığım her sefer, sonradan kendime teşekkür ettiğim bir an oluyor.

Para ve anlık alışverişler

Dürtüsel alışveriş, DEHB'li pek çok yetişkinin anlattığı bir deneyim. Benim için de öyle oldu. Bir şeyi gördüğüm anda istemek, o istekle başa çıkamamak ve satın almak. Sonra kargo geldiğinde neden aldığımı hatırlamamak.

Bunu bir ahlak meselesi olarak görmüyorum, ama bir bedel olarak görüyorum. Finansal olarak zorlandığın bir dönemdeysen, bunun bir uzmanla ve gerekirse bir mali danışmanla konuşulması gereken bir konu olduğunu da hatırlatmak isterim. Ben burada sadece kendi deneyimimden yola çıkarak araya koyduğum küçük frenleri anlatabilirim.

Aradaki çizgiyi nasıl görüyorum?

Kendiliğindenlik ile dürtüsellik arasındaki çizgiyi o anda görmek çok zor. O yüzden önceden kendime bazı sorular hazırladım. Bir şeyi “hemen şimdi” yapma isteği geldiğinde bunları hatırlamaya çalışıyorum.

  1. Bu karar geri alınabilir mi? Plansız bir yürüyüş geri alınabilir. Büyük bir alışveriş, bir iş teklifini reddetmek ya da kırıcı bir mesaj göndermek o kadar kolay geri alınmıyor.
  2. Bu karar başka birine dokunuyor mu? Sadece beni etkileyen kararlarda daha esnek davranabilirim. Başkasının zamanına, parasına ya da duygusuna dokunan kararlarda biraz daha yavaşlamam gerekiyor.
  3. Yarın sabah bu kararı nasıl hissedeceğim? Bu soruyu sormak bile bazen o anki dürtünün gücünü azaltıyor.
  4. Biraz bekleyebilir miyim? Geri alınamaz kararlar için kendime küçük bir bekleme kuralı koydum: bir gece uyumak ya da en azından bir saat ara vermek.
  5. Bu bir kaçış mı? Bazen dürtüsel kararlarım sıkıntıdan, stresten ya da zor bir duygudan kaçma isteğinden geliyor.

Bu sorular beni yavaşlatıyor ama durdurmuyor. Durdurmasını da istemiyorum. Sadece seçimin hâlâ bende olduğunu hissetmek istiyorum.

Kendiliğindenliğe güvenli bir alan açmak

Dürtüselliği yönetmeye çalışırken kendiliğindenliği tamamen öldürmekten korktum. Çünkü bir dönem her kararı uzun uzun tartmaya, her şeyi planlamaya çalıştım. Sonuç, kendimi kafeste hissetmek oldu.

Şimdi farklı bir yol deniyorum: kendiliğindenliğe bilinçli olarak alan açmak. Haftanın bir gününü tamamen plansız bırakmak, küçük bir “keyfine göre harca” bütçesi ayırmak, sadece beni etkileyen kararlarda “evet” demeye daha çok izin vermek. Böylece o “hadi, şimdi” sesi, zarar veremeyeceği bir oyun alanında koşabiliyor.

Bu bana garip bir şekilde daha özgür hissettiriyor. Çünkü güvenli alanda kendiliğinden olmaya izin verdiğimde, riskli alanlarda frene basmak daha kolay geliyor. Sanki iç sesim, ihtiyacının bir kısmının karşılandığını bildiği için daha az bağırıyor.

Eğer dürtüselliğin hayatını, ilişkilerini ya da maddi durumunu ciddi biçimde zorluyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak gerçekten fark yaratabilir. Bu tek başına çözülmesi gereken bir şey değil.

Kapanırken

Kendiliğindenliğimi seviyorum. Hayatımın en güzel sürprizlerinin çoğu, uzun uzun düşünmeden “evet” dediğim anlardan çıktı. Ama dürtüselliğimin bedellerini de biliyorum ve onları yok saymak istemiyorum.

Bugün aklına “hadi, şimdi” diyen bir ses gelirse, ona hemen karşı çıkma. Sadece bir soru sor: geri alınabilir mi? Cevap evetse, belki gitmeye değer. Hayır ise, bir gece uyuyup sabah yeniden düşünmek, o sesi susturmak değil; ona biraz daha iyi bir yol göstermek.

Sık sorulanlar

DEHB'de dürtüsellik nasıl görünür?

Dürtüsellik; düşünmeden konuşmak, sözü kesmek, anlık kararlar vermek, planlanmamış alışverişler yapmak ya da beklemekte zorlanmak gibi biçimlerde görülebilir. Herkeste aynı şekilde yaşanmaz.

Spontane olmak ile dürtüsel olmak arasındaki fark ne?

Kabaca söylemek gerekirse, spontanlıkta seçim hâlâ sende hissedilir ve sonuçlar çoğu zaman tolere edilebilir; dürtüsellikte ise karar seni sürükler ve sonradan pişmanlık daha sık görülür. Çizgi her zaman net değildir.

Dürtüsel kararlarımı nasıl azaltabilirim?

Karar ile eylem arasına küçük bir bekleme koymak, geri alınamaz kararlar için bir kural belirlemek ve tetikleyici durumları tanımak birçok kişiye yardımcı olur. Dürtüsellik hayatını ciddi etkiliyorsa bir uzmana danışmak iyi olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir