DEHB ve empati: başkasının duygusunu yoğun hissetmek

DEHB ve empati arasında nasıl bir bağ var? Başkasının duygusunu yoğun hissetmenin güzel yanlarını, yorgunluğunu ve sınır koymayı deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir kafede otururken yan masadaki birinin sesi hafifçe titredi. Ne konuştuklarını duymuyordum bile; sadece o titreme. İçimde bir şey kıpırdadı ve bir süre kendi kahveme odaklanamadım. Tanımadığım birinin üzüntüsü, birkaç dakikalığına benim de üzüntüm oldu.

Bunu bir yetenek olarak mı, yoksa bir yük olarak mı görmem gerektiğini uzun süre bilemedim. DEHB ve empati arasındaki bağ üzerine düşündükçe, cevabın “ikisi de” olduğunu anladım. Bu yazıda duyguları yoğun hissetmenin hem güzel hem yorucu yanlarını, ve sınır koymayı öğrenme çabamı anlatıyorum.

Kısaca: Bazı DEHB'li yetişkinler duyguları yoğun yaşadığını ve başkalarının hâlini kolayca sezdiğini anlatır. Bu, derin bağlar kurmayı kolaylaştırabilir. Ama aynı yoğunluk tükenmeye, dinlerken dağılmanın yanlış anlaşılmasına ve sınırların bulanıklaşmasına da yol açabilir.

DEHB ve empati arasında bir bağ var mı?

Bunu dikkatle söylemek istiyorum: DEHB'li herkes daha empatik değil. DEHB'si olmayan çok empatik insanlar da var, empatiyle zorlanan DEHB'li insanlar da. Benim anlatabileceğim, kendi deneyimim ve DEHB'li insanlarla konuşurken sık duyduğum bir his.

Bu his şu: duygular bende hafif bir esinti gibi değil, bir dalga gibi geliyor. Sevinç de, üzüntü de, öfke de. Duyguları yoğun yaşamak ve onları düzenlemekte zorlanmak, DEHB ile birlikte sık konuşulan deneyimler arasında. Bu yoğunluk, başkasının duygusunu da daha güçlü hissetmeme yol açıyor olabilir.

Bir de geçmiş meselesi var. DEHB ile büyüyen pek çok insan gibi ben de sık sık yanlış anlaşıldım, eleştirildim, “neden böylesin” sorusuyla karşılaştım. Belki de bu yüzden başkasının dışlanmışlığını, utancını, yanlış anlaşılmışlığını çok çabuk tanıyorum. Çünkü o hisleri içeriden biliyorum.

Empatinin güçlü yanları

Yoğun hissetmenin bana kazandırdığı şeyleri küçümsemek istemiyorum. Bunlar ilişkilerimin en değerli kısımları.

  • Dışarıda kalanı fark etmek. Bir grupta sessiz kalan, kenarda duran kişiyi çoğu zaman ilk gören ben oluyorum.
  • Yargılamadan dinlemek. “Sen de mi böylesin?” sorusuna kendi hatalarımla cevap verebilmek, karşımdakini rahatlatıyor.
  • Duyguyu adlandırmak. Bazen birinin tam olarak ne hissettiğini, kendisi henüz kelimelere dökemeden sezebiliyorum.
  • Mizahla yükü hafifletmek. Zor bir anda doğru zamanda yapılmış küçük bir şaka, empatinin bir başka biçimi olabiliyor.
  • Farklılığa alan açmak. Kendim “farklı” olarak yaşadığım için, başkalarının farklılıklarına daha kolay alan açabiliyorum.

Bu özellikler bana yakın arkadaşlıklar, derin sohbetler ve güvenilen biri olma hissi verdi. DEHB'nin zorlu yanlarıyla uğraşırken bunları hatırlamak iyi geliyor.

Empati her zaman kolay görünmüyor

İşin ironik yanı şu: empatiyle bu kadar dolu olmama rağmen, bazen karşımdakine ilgisizmiş gibi görünüyorum. Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi, dinlerken dikkatimin dağılması. Biri bana önemli bir şey anlatırken, zihnim bir anlığına başka bir yere kayabiliyor. Döndüğümde son cümleyi kaçırmış oluyorum. Karşımdaki bunu fark ettiğinde, önemsenmediğini düşünebiliyor.

İkincisi, sözü kesmek. Bir şeyi hissettiğimde ya da bağlantı kurduğumda heyecanla araya girebiliyorum. Niyetim “seni anlıyorum” demek; ama karşımdakine “sözümü kestin” gibi geliyor.

Üçüncüsü, kendi deneyimimi paylaşmak. “Ben de aynısını yaşadım” diyerek bağ kurmaya çalışıyorum. Bazen bu karşımdakini rahatlatıyor, bazen de konuyu kendime çekmişim gibi hissettiriyor.

Dinlerken dağılmak empatisizlik değil

Bunu kendime defalarca hatırlatmam gerekti. Dikkat ve empati aynı şey değil. Dikkatimin dağılması, karşımdakini önemsemediğim anlamına gelmiyor. Sadece dikkatimin her zaman istediğim yerde durmadığı anlamına geliyor.

Bu farkı yakınlarıma anlatmak işe yaradı. Bir de küçük şeyler deniyorum: önemli bir konuşmada telefonu uzağa koymak, karşımdakinin söylediğini kendi cümlelerimle tekrar etmek, kaçırdığımda dürüstçe “bir saniye, son kısmı kaçırdım, tekrar eder misin?” demek. Bu son cümle başta utandırıcıydı. Şimdi bunun, dinlemeye devam etmek istediğimi gösteren bir cümle olduğunu düşünüyorum.

Başkasının duygusunu taşımak: sınır meselesi

Empatinin en ağır yanı, başkasının duygusunu kendi duygum gibi taşımak. Bir arkadaşımın kötü bir günü, akşam benim de kötü günüme dönüşebiliyor. Haberlerde gördüğüm bir şey, günlerce aklımdan çıkmayabiliyor.

Bir dönem herkesin derdini çözmeye çalıştım. Biri bir sorunu anlattığında hemen çözüm üretmeye, onu rahatlatmaya, yanında olmaya koşturdum. Bu, hem beni tüketti hem de bazen karşımdakinin aslında sadece dinlenmek istediğini kaçırmama yol açtı.

Şimdi şunu öğreniyorum: birinin duygusunu anlamak, onu taşımak zorunda olduğum anlamına gelmiyor. Yanında olmak ile yükünü sırtlanmak farklı şeyler.

Eleştiriye ve reddedilmeye karşı hassasiyet

Empatinin bir gölge kardeşi daha var bence: başkalarının bana dair duygularını da çok yoğun hissetmek. Bir arkadaşımın mesajına geç cevap vermesi, bir toplantıda sesimin kısa kesilmesi, ses tonundaki küçük bir değişiklik… Bunları çok hızlı fark ediyorum ve çoğu zaman en kötü ihtimale yorumluyorum. “Bana kızgın”, “beni istemiyor”, “yine bir şeyi yanlış yaptım.”

DEHB'li pek çok yetişkin, eleştiriye ve reddedilme ihtimaline karşı bu tür yoğun bir hassasiyetten söz ediyor. Bende de böyle. Bu hassasiyet, başkalarının duygularını sezmemi kolaylaştırıyor ama aynı zamanda olmayan anlamlar da üretebiliyor. Artık böyle anlarda kendime şunu soruyorum: Bu bir gerçek mi, yoksa bir yorum mu? Bazen doğrudan sormak, “aramız iyi mi?” demek, kafamda kurduğum bütün hikâyeyi bir cümleyle dağıtabiliyor.

Empatiyi korumak için denediklerim

Empatimi kaybetmeden kendimi korumanın yollarını arıyorum. Bunlar bende zamanla oturdu, hepsi her zaman işe yaramıyor.

  1. “Çözüm mü istiyorsun, dinlenmek mi?” diye sormak. Bu basit soru, gereksiz çaba harcamamı engelliyor ve karşımdakine ne istediğini düşünme alanı açıyor.
  2. Toparlanma zamanı ayırmak. Yoğun bir duygusal konuşmadan sonra kendime biraz yalnız kalma zamanı tanıyorum.
  3. Duyguyu adlandırıp bırakmak. “Bu benim duygum değil, onun duygusu” demek, içimde biraz mesafe yaratıyor.
  4. Haber ve sosyal medya için sınır. Her şeyi aynı yoğunlukla taşıyamayacağımı kabul edip, maruz kaldığım içeriği biraz sınırlıyorum.
  5. Kendi duygularıma da empatiyle bakmak. Başkalarına gösterdiğim anlayışı kendime göstermek, belki de en zoru.

Eğer duygusal yoğunluk seni sık sık tüketiyorsa, ilişkilerini zorluyorsa ya da gündelik hayatını etkiliyorsa, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak gerçekten destekleyici olabilir. Duyguları düzenlemeyi öğrenmek, empatiyi azaltmak anlamına gelmiyor.

Kendime nazik bir not

O kafedeki yabancının sesindeki titremeyi hâlâ hatırlıyorum. Bir yanım bu hassasiyeti seviyor; dünyaya kapalı olmadığımı, insanlara dokunabildiğimi hissettiriyor. Öbür yanım ise her şeyi bu kadar yoğun hissetmenin ne kadar yorucu olduğunu biliyor.

Empatin bir güçlü yan olabilir, ama onu korumak için önce kendini korumak gerekiyor. Bugün birinin duygusunu taşırken yorulduysan, bu senin zayıflığın değil. Sadece biraz dinlenmeye, biraz kendine dönmeye ihtiyacın olduğunun işareti. Başkalarına gösterdiğin o anlayışın küçük bir kısmını bu akşam kendine ayır. Empati, bir tek dışarıya akan bir şey olmak zorunda değil; içeriye de akabilir.

Sık sorulanlar

DEHB'li insanlar daha mı empatik olur?

Bunu herkes için söylemek doğru olmaz. Bazı DEHB'li yetişkinler duyguları yoğun yaşadıklarını ve başkalarının hâlini kolay sezdiklerini anlatır; bazıları ise dinlerken dikkat dağınıklığı yüzünden ilgisiz görünmekten şikâyet eder.

Dinlerken dikkatim dağılıyor, bu empatisiz olduğum anlamına mı gelir?

Hayır. Dikkatin dağılması, karşındakini önemsemediğin anlamına gelmez. Dikkat ve empati farklı şeylerdir; dinlerken not almak ya da soru sormak dikkati toplamaya yardımcı olabilir.

Başkalarının duygularını taşımaktan çok yoruluyorum, ne yapabilirim?

Duygusal sınır koymak, kendine toparlanma zamanı ayırmak ve her sorunu çözmek zorunda olmadığını hatırlamak iyi gelebilir. Bu yük ağırlaştıysa bir psikologla konuşmak destekleyici olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir