En iyi fikirlerimin neredeyse hiçbiri masada, önümde boş bir sayfayla otururken gelmedi. Bulaşık yıkarken geldiler, yürürken geldiler, tam uykuya dalacakken geldiler. Bazen de bambaşka bir şeyi araştırırken, alakasız bir cümlenin içinden fırlayıp çıktılar.
Uzun süre bunu bir düzensizlik belirtisi olarak gördüm. Sonra DEHB yaratıcılık ilişkisi üzerine okudukça ve kendi deneyimime daha dikkatli baktıkça, dağınık zihnimin hem ışığını hem gölgesini daha net görmeye başladım. Bu yazıda ikisini birden anlatmak istiyorum, çünkü sadece birini anlatmak eksik olur.
Kısaca: DEHB'li bazı yetişkinler, bir konudan diğerine atlayan zihinlerinin beklenmedik bağlantılar ve bol fikir ürettiğini anlatır. Ama aynı zihin, fikirleri sürdürmekte ve bitirmekte zorlanabilir. Yaratıcılığı romantize etmeden, onu destekleyecek küçük düzenler kurmak daha gerçekçi bir yol.
DEHB yaratıcılık ilişkisi gerçek mi?
Bu soruya dürüst cevabım şu: bazı DEHB'li insanlar için evet, öyle hissediliyor; ama bu herkes için geçerli bir kural değil. DEHB'li olup kendini hiç yaratıcı hissetmeyen insanlar da var, DEHB'si olmayan son derece yaratıcı insanlar da. “DEHB'liler yaratıcıdır” cümlesi kulağa hoş geliyor ama bir genelleme olarak kimseye adil değil.
Benim söyleyebileceğim, kendi zihnimin nasıl çalıştığı. Ve benim zihnim çağrışımla çalışıyor. Bir kelime başka bir kelimeyi, o da bir anıyı, o anı da bir soruyu çağırıyor. Bu zincir çoğu zaman beni yapmam gereken işten uzaklaştırıyor. Ama bazen, zincirin sonunda kimsenin aklına gelmeyecek bir fikir duruyor.
Bunu bir yetenek olarak değil, bir çalışma biçimi olarak görmeyi tercih ediyorum. Yetenek dediğimizde kendimizi bir şeyi kanıtlamak zorunda hissediyoruz. Çalışma biçimi dediğimizde ise onu anlamaya ve ona uygun ortam kurmaya odaklanabiliyoruz.
Dağınık zihin nasıl fikir üretir?
Kendi deneyimimde fikir üretmeyi kolaylaştıran birkaç şey fark ettim. Bunlar dağınıklık dediğimiz şeyin içinden çıkıyor.
Uzak şeyleri yan yana getirmek
Dikkatim tek bir hatta ilerlemediği için, aklımda aynı anda birbiriyle ilgisiz birkaç şey dolaşıyor. Bir yemek tarifi, bir şarkının ritmi ve yarım kalmış bir yazı. Bazen bu üçü birden bir araya geliyor ve ortaya beklenmedik bir şey çıkıyor. Bunu planlayarak yapamıyorum; ama izin verdiğimde kendiliğinden oluyor.
Sınırları tam fark etmemek
Bazen “bu böyle yapılır” denen kuralları gerçekten fark etmiyorum. Bu bir yandan sorun: resmî işlerde, formlarda, prosedürlerde başımı ağrıtıyor. Öbür yandan yaratıcı bir işte, başkalarının kendiliğinden kaçındığı yollara girmeme izin veriyor.
Yeni olanın çekimi
Yeni bir fikir bana bir enerji dalgası gibi geliyor. O ilk heyecanın içindeyken hızla taslaklar çıkarabiliyor, onlarca olasılığı deneyebiliyorum. Fikir üretme aşaması, benim için yaratıcı sürecin en kolay ve en keyifli kısmı.
Yaratıcılığın gölgesi: bitirememek
İşte burada iş zorlaşıyor. Fikir üretmek kolay geliyor, ama bir fikri sonuna kadar götürmek bambaşka bir beceri istiyor: sıkıcı ayrıntılara katlanmak, aynı şeyi tekrar tekrar düzeltmek, heyecanın söndüğü orta kısımdan geçmek.
Benim yaratıcı projelerimin çoğu tam o orta kısımda takıldı. Başlangıç heyecanı bitti, sonuç henüz görünmüyor ve o arada yeni, daha parlak bir fikir belirdi. Sonra yenisine geçtim. Sonra onun da ortasına geldim.
Bir dönem bu yüzden kendimi “fikir çok, iş yok” biri olarak tanımladım. Bu cümle hem acımasız hem de eksikti. Çünkü bitirdiğim şeyler de vardı; sadece onları görmüyordum. Yine de bitirememenin bir kayıp duygusu yarattığı gerçek. İçimde yarım kalmış onlarca şeyin hafif ama sürekli bir ağırlığı vardı.
Yaratıcı ruh hâli ve dalgalanmalar
Bir de dalgalanma meselesi var. Bazı haftalar fikirler sel gibi akıyor, bazı haftalar zihnim kupkuru. Eskiden kuru haftalarda “demek ki yaratıcılığım bitti” diye paniğe kapılırdım. Şimdi bunun bir döngü olduğunu biliyorum. Yorgunluk, uykusuzluk, stres ya da sadece sıkıcı bir dönem yaratıcı enerjimi bastırabiliyor. Bu, fikirlerimin gittiği anlamına gelmiyor; sadece dinlenmeleri gerekiyor.
Sel gibi akan haftalarda da dikkatli olmaya çalışıyorum. O dönemlerde her şeye birden başlamak istiyorum. Oysa en verimli olduğum anlar, o akışın içinden bir iki şeyi seçip geri kalanını not defterine bırakabildiğim anlar oluyor.
Bu gölgeyi kabul etmek, yaratıcılığımı küçümsemek değil. Tam tersine, onu korumak için atılması gereken ilk adım. Çünkü fikirlerimin bir yere varmasını istiyorsam, o orta kısımda bana eşlik edecek bir şeylere ihtiyacım var.
Dağınık zihinle yaratmak için bende işe yarayanlar
Bunlar kesin yöntemler değil. Kendi deneyimimde zamanla oturan, bazen işe yarayan bazen yaramayan alışkanlıklar.
- Fikri hemen dışarı almak. Aklıma gelen fikri o an bir yere yazmazsam kayboluyor. Telefonumda tek bir not dosyası tutuyorum; düzenlemeye çalışmadan, sadece döküyorum.
- Fikir üretmeyi ve seçmeyi ayırmak. Fikir üretirken eleştirmiyorum. Seçme işini başka bir güne bırakıyorum. Aynı anda ikisini yapmaya çalışınca ikisi de bozuluyor.
- Orta kısmı küçük parçalara bölmek. “Bu yazıyı bitir” yerine “ikinci paragrafı düzelt” gibi küçük, sonu görünen adımlar koyuyorum.
- Bitmişi mükemmele tercih etmek. Yüzde seksen iyi ama bitmiş bir iş, kafamda mükemmel ama yarım bir işten daha çok şey anlatıyor.
- Yeni fikirleri park etmek. Ortadayken gelen yeni fikri reddetmiyorum, ama hemen peşine de düşmüyorum. Bir “sonra” listesine yazıp mevcut işe dönüyorum.
- Birine göstermek. Bir taslağı birine göstereceğimi bilmek, bitirme motivasyonumu artırıyor. Dışarıdan bir göz, içerideki dağınıklığa küçük bir çerçeve çiziyor.
En büyük fark, fikir üretme aşamasıyla bitirme aşamasının farklı şeyler istediğini kabul etmek oldu. Birinde serbest bırakıyorum, ötekinde kendime küçük raylar döşüyorum.
Yaratıcı olmak zorunda değilsin
Son olarak şunu söylemek istiyorum: DEHB'li olman, yaratıcı olmak zorunda olduğun anlamına gelmiyor. Bazen “ama siz çok yaratıcı olursunuz” cümlesi, bir iltifattan çok bir beklenti gibi geliyor. Sanki zorluklarımızın karşılığında bir şey sunmamız gerekiyormuş gibi.
Eğer sen kendini yaratıcı hissetmiyorsan, bunda bir eksiklik yok. Güçlü yanların başka yerlerde olabilir, ya da şu an sadece günü geçirmeye çalışıyor olabilirsin. Bu da yeterli. Yaratıcılık bir borç değil; kimseye ödemen gereken bir bedel değil.
Bir de şunu fark ettim: yaratıcılık sadece sanat ya da tasarım demek değil. Bir aile yemeğini eldeki üç malzemeyle kurtarmak, karmaşık bir durumu bir arkadaşına basit bir benzetmeyle anlatmak, bozulan bir planın yerine anında yenisini kurmak da yaratıcılık. Kendini yaratıcı hissetmiyorsan, belki sadece yanlış yerde arıyorsundur.
Ve eğer yaratıcılığını seviyorsan, onu bir kimlik yükü değil, bir oyun alanı olarak görmeyi dene. Bitirmek zorunda olmadığın, sadece keyif için yaptığın şeyler de yaratıcılıktır.
Son söz
Dağınık zihnim bana hem en sevdiğim fikirleri hem de en ağır yarım işleri verdi. İkisini birbirinden ayırmaya çalışmak yerine artık birlikte taşımayı öğreniyorum.
Bugün aklına bir fikir gelirse, onu sadece bir yere yaz. Bitirmek zorunda değilsin, en azından şimdilik. Fikri yakalamak da yaratmanın bir parçası. Gerisi, kendine uygun bir ritim bulduğunda gelebilir.