Bir dönem, zorlandığım bir şeyi anlattığımda karşımdakinin hemen “ama senin de çok güzel yanların var” diye araya girmesine alışmıştım. Niyet iyiydi, biliyordum. Yine de cümle, söylediğim şeyin üstüne bir örtü gibi çekiliyordu. Sanki zorluktan bahsetmek ayıpmış, hemen telafi edilmesi gerekiyormuş gibi.
Sonra bir gün kendimi aynı şeyi yaparken yakaladım. İnternette “DEHB güçlü yanları” diye aratıyor, okuduğum her listede kendimi biraz daha iyi hissetmek istiyordum. Bazı maddeler gerçekten bana benziyordu. Bazıları ise kimseye benzemeyen, parlatılmış bir afiş gibiydi. Bu yazı, o ikisinin arasında bir yer bulma çabası.
Kısaca: DEHB'li birçok yetişkin merak, yaratıcılık, ilgi duyduğu konuda derin odak ve kriz anında sakinlik gibi güçlü yanlar tarif eder. Ama bu yanlar bağlama bağlıdır, çoğu zaman bir bedelle gelir ve zorlukların yerini tutmaz. Onları romantize etmeden görmek, hem kendine hem ihtiyaçlarına dürüst kalmak demek.
Güçlü yanlardan konuşmak neden hem iyi gelir hem riskli olabilir?
DEHB ile yaşayan biri olarak uzun süre en çok duyduğum şey eksiklerimdi. Dağınıklık, unutkanlık, yarım kalan işler, geç kalınan randevular. Bunların her biri gerçek. Ama bir insan sürekli eksikleriyle tarif edildiğinde, zamanla kendini de öyle görmeye başlıyor.
Güçlü yanlardan söz etmek bu tek taraflı hikâyeyi dengeler. Kendine “ben sadece sorunlarımdan ibaret değilim” demenin bir yoludur. Bu yüzden önemli buluyorum.
Risk ise şurada başlıyor: güçlü yanlar, zorlukları susturmak için kullanıldığında. “Ama sen çok yaratıcısın” cümlesi, faturayı yine geç ödediğim gerçeğini değiştirmiyor. Hatta bazen destek istemeyi zorlaştırıyor. Çünkü madem bu kadar güçlü yanım var, neden hâlâ zorlanıyorum ki?
DEHB nörogelişimsel bir durumdur. Kimse onu bir yetenek paketi olarak seçmez. Öte yandan kimse yalnızca zorluklarından ibaret de değildir. İkisini aynı anda tutabilmek, bence bu konudaki en olgun duruş.
Romantize etmemek neden önemli?
Sosyal medyada sık karşılaştığım bir anlatım var: DEHB'yi bir yetenek gibi sunan, zorlukları birer sevimli tuhaflık gibi gösteren. Bu anlatım bazı insanlara iyi geliyor olabilir. Ama ben, zorlandığı her günü bu parlak tabloyla kıyaslayıp “demek ki ben yanlış yapıyorum” diyen insanları düşünüyorum.
Romantize etmemek, karamsar olmak demek değil. Gerçekçi olmak demek. Kendimce şöyle bir denge kurmaya çalışıyorum: güçlü yanlarımı görüyorum ama onları kanıtlamak zorunda hissetmiyorum. Zorluklarımı kabul ediyorum ama onları kimliğimin tamamı yapmıyorum. Başkalarının deneyiminin benimkinden farklı olabileceğini de aklımda tutuyorum.
DEHB güçlü yanları neler olabilir?
Aşağıdaki liste bir kontrol listesi değil. Her DEHB'li yetişkinde bunların hepsi olmaz, bazıları hiç olmaz. Ben kendi deneyimimde fark ettiklerimi ve DEHB'li insanlarla konuşurken sık duyduklarımı bir araya getirdim.
İlgi duyduğunda derin odak
Hiperodak denen durum: bir şey ilgini çektiğinde saatlerin nasıl geçtiğini fark etmemek. Ben bunu en çok yeni bir şey öğrenirken yaşıyorum. Etrafımdaki sesler kayboluyor, aç olduğumu bile unutuyorum. Bu derinlik bazen gerçekten değerli işler çıkarıyor.
Ama işin can sıkıcı yanı şu: bu odağı ben seçemiyorum. Çoğu zaman ilgi kendi kafasına göre geliyor. Önemli bir iş beklerken zihnim bambaşka bir konuya kilitlenebiliyor. Yani bu derin odak bir güç olabilir, ama kumandası her zaman bende değil.
Merak ve bağlantı kurma
DEHB'li zihin çoğu zaman bir konudan diğerine atlar. Bu atlayışlar dağınık görünse de bazen birbirine uzak iki fikri yan yana getirir. Benim en sevdiğim fikirlerin çoğu, aslında başka bir şey düşünürken geldi.
Merak bana yeni insanlarla konuşmayı, bilmediğim alanlara girmeyi, sıkıcı görünen bir konunun bile ilginç bir köşesini bulmayı kolaylaştırıyor. Öbür yandan aynı merak, akşamı bir konudan diğerine sekerek geçirip hiçbir şeyi bitirmeden yatmama da yol açabiliyor.
Kriz anında soğukkanlılık
Sıradan bir günde bulaşığı yıkamakta zorlanan ben, bir şeyler ters gittiğinde garip bir şekilde netleşebiliyorum. Acil bir durum, dağınık zihnime tek bir hedef veriyor. Bunu DEHB'li pek çok kişiden duydum.
Bunu güzel bir özellik olarak görüyorum ama bir uyarıyla: krizin yarattığı netlik, sakin günlerde kendiliğinden gelmiyor. O yüzden “ben baskı altında daha iyi çalışırım” cümlesine biraz şüpheyle yaklaşıyorum. Belki doğru, ama bu cümle beni sık sık gereksiz son dakika koşturmalarına da sürükledi. Krizde sakin kalabilmek bir beceri; krizi beklemek ise bir tuzak olabiliyor.
Enerji ve hareket
Yüksek enerji yorucu olabilir, hem bana hem çevreme. Ama doğru yöne aktığında, başkalarının üşendiği işlere başlamak için gereken o ilk itkiyi sağlayabiliyor. Bir ortama hareket getirmek, durgun bir projeyi canlandırmak gibi.
Kendiliğindenlik ve uyum
Planlar bozulduğunda paniğe kapılmak yerine “peki, şimdi ne yapıyoruz?” diyebilmek. Değişen koşullara hızlı ayak uydurmak. Ben bunu en çok yolculuklarda ve beklenmedik değişikliklerde fark ediyorum.
Empati ve duygusal yoğunluk
Duyguları yoğun yaşamak bazen çok zorlayıcı. Bazen de başkasının ne hissettiğini hızlıca sezmeyi sağlıyor. Dışlanmanın, yanlış anlaşılmanın ne demek olduğunu bilen biri, başkasının bu hâlini daha kolay tanıyabiliyor.
Mizah ve alışılmadık çözümler
Kendi kaosuna gülebilmek, sorunlara herkesin baktığı yerden değil yandan bakabilmek. Bunlar da sık duyduğum, kendimde de gördüğüm şeyler. Mizah çoğu zaman bir savunma da olabiliyor; ama aynı zamanda zor günleri hafifleten bir araç.
Her güçlü yanın bir de faturası var
Bu kısmı atlayan her yazı bana eksik geliyor. Çünkü benim deneyimimde güçlü yanlar neredeyse hiç bedava gelmedi. Aynı özelliğin bir yüzü işime yararken öbür yüzü hayatımı zorlaştırdı.
- Hiperodak saatlerce süren bir akış sağlayabilir; ama ardından gelen yorgunluk, unutulan yemekler ve kaçırılan sorumluluklar da onunla gelir.
- Merak yeni dünyalar açar; ama yarım kalmış hobileri, açık bırakılmış sekmeleri ve “bunu neden aldım ki” denen malzemeleri de biriktirir.
- Kriz anındaki sakinlik gerçek; ama bazen sıradan günleri sıkıcı bulup farkında olmadan son dakikaya sıkışmaya da yol açabiliyor.
- Kendiliğindenlik hayatı renklendirir; ama planlara güvenen insanları yorabilir.
- Empati bağ kurmayı kolaylaştırır; ama başkasının duygusunu kendi duygun gibi taşımak tüketebilir.
Bunu yazmamın nedeni moral bozmak değil. Tam tersine: bir özelliğin iki yüzünü de bildiğinde, onu yönetmek için daha gerçekçi araçlar seçebiliyorsun. Hiperodağın çöküşle bittiğini biliyorsan, ondan önce bir mola hatırlatıcısı kurmayı düşünürsün. Bilmiyorsan, her seferinde kendini suçlarsın.
Güçlü yan dediğimiz şey çoğu zaman bağlama bağlı
Aynı özellik bir ortamda kusur, başka bir ortamda yetenek gibi görünebiliyor. Sınıfta yerinde duramayan biri, hareketli bir işte rahat edebiliyor. Toplantıda konudan konuya atlayan biri, beyin fırtınasında en çok fikri getiren kişi olabiliyor.
Bunu fark etmek benim için önemli bir dönüm noktasıydı. Uzun süre sorunun tamamen bende olduğunu düşündüm. Sonra bazı sorunların, benimle ortam arasındaki uyumsuzlukta olduğunu gördüm. Her şeyin sorumlusu ortam değil elbette. Ama her şeyin sorumlusu ben de değilim.
Kendine şu soruyu sorabilirsin: Hangi ortamlarda zorlanıyorum, hangilerinde kendimi daha az eksik hissediyorum? Cevaplar, güçlü yanlarının nerede nefes alabildiğini gösterir. Bazen küçük bir değişiklik bile, örneğin bir işi sabah yerine akşam yapmak ya da yalnız yerine biriyle yan yana çalışmak, aynı özelliğin yüzünü değiştirebiliyor.
Benim için bağlamı değiştiren bazı şeyler şunlar oldu:
- Uzun ve belirsiz görevler yerine kısa, sonu görünen görevler.
- Tamamen sessiz bir oda yerine hafif bir arka plan sesi.
- Tek başıma oturmak yerine, biri yanımda kendi işini yaparken çalışmak.
- Hareket etmeme izin veren bir düzen: ayakta çalışmak, ara ara yürümek.
Bunlar herkese uymaz. Ama ortamla oynamak, “ben böyleyim, yapacak bir şey yok” demekten daha umut verici bir başlangıç.
Bu özellikler sadece DEHB'lilere mi ait?
Hayır, ve bunu söylemek önemli. Merak, yaratıcılık ya da kriz anında sakinlik DEHB'ye özgü şeyler değil. DEHB'si olmayan pek çok insan da bu özelliklere sahip. DEHB'li herkes de bunları taşımıyor. Bu yüzden “DEHB'liler yaratıcıdır” gibi genellemelerden uzak durmaya çalışıyorum. Daha dürüst bir cümle şu olabilir: bazı DEHB'li insanlar, kendi beyinlerinin çalışma biçimiyle bağlantılı gördükleri bazı güçlü yanlar tarif ediyor. Daha az parlak, ama daha gerçek.
Kendi güçlü yanlarını nasıl fark edebilirsin?
Bende işe yarayan yöntem, hazır listelerden değil kendi gözlemlerimden yola çıkmak oldu. Başkasının listesinde kendini aramak yerine kendi günlerine bakmak daha dürüst sonuç veriyor.
- Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın anları not et. Bir hafta boyunca, kendini kaptırdığın her şeyi kısaca yaz. Ortak bir tema çıkabilir.
- İnsanların senden ne istediğine bak. Arkadaşların seni hangi konularda arıyor? Fikir mi soruyorlar, sakinleştirmeni mi istiyorlar, güldürmeni mi?
- Zor anlarda nasıl davrandığını hatırla. Bir şeyler ters gittiğinde ne yaptın? Panik mi, netlik mi?
- Kolay gelen şeyleri küçümseme. Bize kolay gelen şeyi çoğu zaman “herkes yapar” sanıyoruz. Oysa herkes yapmıyor.
- Bedeli de yaz. Her güçlü yanın yanına, onun sende yarattığı zorluğu ekle. Böylece romantize etmeden, bütün resmi görürsün.
Bu liste bir test değil, bir merak egzersizi. Cevapların zamanla değişebilir; bu da normal. Ben bu notları bir süre tuttuktan sonra, aslında “dağınıklık” diye utandığım şeyin bir kısmının farklı alanlardan beslenmek olduğunu fark ettim. Bir kısmı ise gerçekten dağınıklıktı. İkisini ayırabilmek bile rahatlatıcıydı.
Güçlü yanlar destek ihtiyacını ortadan kaldırmaz
Bunu ayrıca söylemek istiyorum çünkü en çok burada yanlış anlaşıldığımı hissettim. Güçlü yanlarımın farkında olmam, takvimimi tutamamamı ya da duygusal iniş çıkışlarımı ortadan kaldırmıyor. Destek almak, güçlü yanları inkâr etmek anlamına gelmiyor.
Eğer günlük hayatın ciddi biçimde zorlanıyorsa, işin, ilişkilerin ya da ruh hâlin bundan etkileniyorsa, bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi bir adım olabilir. Yetişkinlerde DEHB tanısını psikiyatrist koyar ve hangi desteğin sana uygun olduğunu birlikte değerlendirebilirsiniz. Güçlü yanlarını keşfetmek bu sürecin bir parçası olabilir, yerine geçemez.
Bir de şunu fark ettim: güçlü yanlarımı ancak yeterince desteklendiğimde kullanabiliyorum. Uykusuz, bunalmış ve sürekli kendini suçlayan bir hâldeyken merakım da yaratıcılığım da kayboluyor. Yani destek, güçlü yanların önündeki engel değil; çoğu zaman onların zemini.
Son söz
Bu rehber, DEHB'nin güçlü yanları ve hiperodak üzerine bir dizi yazının giriş kapısı gibi. Diğer yazılarda tek tek şu konulara giriyorum: hiperodağın nasıl yönetilebileceği ve sonrasında gelen çöküş, merakın iki yüzü, yeni hobilere atlama ve onları yarıda bırakmanın suçluluğu, ilgi temelli dikkatin ne demek olduğu, sıkıcı işleri biraz daha katlanılır kılmanın yolları, risk almak, mizah ve kendi yolunu bulmak. Her birinde aynı ilkeye sadık kalmaya çalışıyorum: güzel olanı abartmadan, zor olanı küçümsemeden anlatmak.
Bugün biri bana “ama senin de güzel yanların var” dediğinde artık itiraz etmiyorum. Sadece şunu ekliyorum: “Biliyorum. Ve bu, zorlandığım gerçeğini değiştirmiyor.”
Güçlü yanlarını görmek, kendine karşı adil olmanın bir parçası. Zorluklarını görmek de öyle. İkisinin arasında bir yerde, kendini olduğun gibi tarif edebildiğin bir dil bulmanı dilerim. O dil, bir afişten çok daha sahici olacak.