“Herkeste biraz DEHB var” mı? Bu cümle neden yanlış

Herkeste biraz DEHB var mı? Herkesin dalgın olduğu günler olur ama DEHB bundan farklı. Bu cümlenin neden yanlış ve incitici olduğunu sade bir dille anlattım.

· · 5 dk okuma

Bir sohbetin ortasındayız. Ben anahtarımı yine bulamadığımı anlatıyorum, karşımdaki gülümseyip "Ben de bugün telefonumu buzdolabında buldum, sanırım ben de biraz DEHB'liyim" diyor. Herkes gülüyor. Ben de gülüyorum ama içimde bir şey hafifçe sıkışıyor.

Herkeste biraz DEHB var mı sorusu, aslında bu küçük sıkışmanın sebebini anlatıyor. Bu cümle genellikle kötü niyetle kurulmuyor. Ama DEHB ile yaşayan biri için, yaşadığı zorluğun sıradan bir dalgınlıkla aynı kefeye konması, görünmez bir yük gibi çöküyor.

Kısaca: Herkes zaman zaman dalgınlaşır, unutur ya da huzursuzlanır. Ama DEHB, bu deneyimlerin çocukluktan beri süren, hayatın birçok alanına yayılan ve günlük işleyişi belirgin biçimde zorlayan hâlidir. Fark, belirtilerin varlığında değil; sıklığında, sürekliliğinde ve bedelinde.

Herkeste biraz DEHB var mı, gerçekten?

Kısa cevap: hayır. Uzun cevap biraz daha incelikli.

DEHB'nin belirtileri, insan deneyiminin tamamen dışında şeyler değil. Dikkatin dağılması, bir şeyi unutmak, sıkıcı bir işi ertelemek, uzun bir toplantıda kıpırdanmak... Bunları herkes yaşar. DEHB'yi anlamayı zorlaştıran da tam olarak bu: Belirtiler tanıdık geldiği için, insanlar onları kendi deneyimleriyle ölçüyor.

Ama bir şeyi ara sıra yaşamak ile hayatının dokusunu belirleyecek kadar sürekli yaşamak arasında büyük bir fark var. Herkes bazen üzülür; bu, herkesin biraz depresyonda olduğu anlamına gelmez. Herkes bazen endişelenir; bu da herkesin kaygı bozukluğu yaşadığını göstermez. DEHB için de aynı mantık geçerli.

DEHB nörogelişimsel bir durumdur. Yani beynin gelişimi ve işleyişiyle ilgilidir, çocuklukta başlar ve çoğu zaman yetişkinlikte de sürer. Bir yorgunluk dönemi ya da yoğun bir haftanın sonucu değildir.

Bunu bir ses düğmesi gibi düşünmek bana yardımcı oluyor. Dikkat dağınıklığı, unutkanlık ya da huzursuzluk herkeste belli bir seviyede çalışıyor. Ama DEHB'de bu düğme, çoğu zaman başkalarının hiç çıkmadığı bir seviyede duruyor ve kişi onu kendi isteğiyle kısamıyor. Belirtilerin bir yelpazede olması, yelpazenin bir ucundaki zorluğun gerçek olmadığı anlamına gelmiyor. Tanı da zaten tam olarak bu eşiği, yani zorluğun ne kadar yoğun ve kalıcı olduğunu değerlendiren bir süreç.

Ara sıra yaşamak ile her gün yaşamak arasındaki fark

Bu farkı benim için en iyi anlatan şeyler birkaç başlıkta toplanıyor:

  1. Sıklık. Telefonunu buzdolabında bulmak birinin hayatında komik bir anı olabilir. Benim hayatımda ise bu türden kayıplar neredeyse her gün yaşanan şeyler.
  2. Süreklilik. DEHB'nin belirtileri, belirli bir stres dönemiyle sınırlı değil. Tatildeyken de, rahat bir dönemdeyken de oradalar. Çocukluktan beri farklı biçimlerde eşlik ediyorlar.
  3. Yaygınlık. Zorluk tek bir alanda değil; işte, evde, ilişkilerde, para yönetiminde, sağlık randevularında aynı anda kendini gösteriyor.
  4. Bedel. Belki en önemli fark bu. Ara sıra unutmak küçük bir aksaklık yaratır. Sürekli unutmak ise kaçan fırsatlara, gecikme cezalarına, kırgın ilişkilere ve en çok da kendine duyulan güvenin aşınmasına yol açabilir.
  5. Çaba. Başkalarının kendiliğinden yaptığı şeyler, DEHB'de bilinçli ve yorucu bir çaba gerektirebiliyor. Bir randevuya zamanında gitmek, benim için bazen bir operasyon planlamak gibi.

Yani mesele "dalgınlık var mı, yok mu" değil. Mesele, bu dalgınlığın ne kadar sık olduğu, ne kadar sürdüğü ve hayatına neye mal olduğu. Bir yazıda ya da bir videoda kendini görmen, bu soruların cevabını vermiyor; sadece sormaya başlaman için bir kapı açıyor.

Bu cümle neden incitici olabiliyor?

"Herkeste biraz var" cümlesi, ilk bakışta kapsayıcı görünüyor. Sanki "yalnız değilsin" diyor. Ama çoğu zaman tam tersi bir etki yaratıyor.

Birincisi, yaşanan zorluğu küçültüyor. Eğer herkeste biraz varsa, o zaman benim zorlanmam bir abartı ya da bahane gibi görünüyor. "Herkes bunu yaşıyor ve idare ediyor, sen neden edemiyorsun?" sorusu, söylenmese bile havada asılı kalıyor.

İkincisi, yardım aramayı geciktirebiliyor. DEHB'li pek çok insan, uzun süre "herkes böyle, ben sadece daha çok çabalamalıyım" diye düşünüyor. Bu düşünce, bir uzmana başvurmayı ve kendini anlamayı ertelettiriyor.

Üçüncüsü, görünmeyen emeği siliyor. DEHB'li biri, dışarıdan "normal" görünen bir günü geçirebilmek için çoğu zaman perde arkasında ciddi bir çaba harcıyor. "Herkeste var" cümlesi, bu çabayı da görünmez kılıyor.

Peki bu cümleyi kuranlar ne demek istiyor?

Haksızlık etmek istemem: Bu cümleyi kuranların çoğu iyi niyetli. Bazıları empati kurmaya çalışıyor, bazıları ortamı yumuşatmak istiyor, bazıları ise DEHB hakkında gerçekten pek bir şey bilmiyor.

Bir de sosyal medyanın etkisi var. Kısa videolarda DEHB "sevimli bir dağınıklık" ya da "eğlenceli bir kişilik özelliği" gibi sunulabiliyor. İnsanlar kendilerini bu videolarda bir an görünce, DEHB'yi de o kadar hafif bir şey sanabiliyor.

Burada ince bir denge var. DEHB hakkında daha çok konuşulması bence iyi bir şey; pek çok insan kendini ilk kez bu sayede sorguluyor. Ama farkındalık ile hafifletme arasındaki çizgi kolayca bulanıklaşıyor. Bir durumu tanınır kılmak başka, onu herkesin biraz yaşadığı zararsız bir tuhaflığa dönüştürmek başka.

Bu yüzden ben bu cümleyi duyduğumda karşımdakini düşman ilan etmiyorum. Sadece, içimde o sıkışmayı hissedince durumu biraz açmayı deniyorum.

Bu cümleyi duyduğumda ne diyorum?

Zamanla bana uygun gelen birkaç yaklaşım buldum. Her ortamda hepsini kullanmıyorum; enerjime ve karşımdaki kişiye göre seçiyorum:

  • Kısa bir ayrım yapıyorum. "Herkes bazen unutur, ama benim için bu her gün ve her alanda oluyor" demek, çoğu zaman yeterli.
  • Bir benzetme kullanıyorum. "Herkes bazen üzülür ama bu herkesin depresyonda olduğu anlamına gelmez" benzetmesi genellikle hızlıca anlaşılıyor.
  • Somut bir örnek veriyorum. Bir haftada yaşadığım küçük kayıpları ya da başlayamadığım işleri anlatmak, soyut bir açıklamadan daha etkili oluyor.
  • Soru soruyorum. "Sen bunu her gün yaşıyor musun?" diye sormak, karşımdakinin kendi deneyimiyle benimki arasındaki farkı kendi başına görmesini sağlayabiliyor.
  • Bazen hiçbir şey demiyorum. Her yanlış anlamayı düzeltmek zorunda değilim. Bazen sadece gülümseyip konuyu değiştirmek, enerjimi korumanın bir yolu.

Eğer sen de kendi deneyimlerinin "herkesin yaşadığı şeyler" olup olmadığından emin değilsen, bunu bir yazıyla ya da bir sohbetle çözmek zor. Zorlukların sürekli ve hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa, bir psikiyatristle konuşmak en sağlıklı yol olacaktır.

Kapanırken

Herkes zaman zaman dalgınlaşır; bu doğru. Ama DEHB, ara sıra yaşanan bir dalgınlık değil, her gün yeniden karşılaşılan bir düzen. Bu farkı görmek, hem DEHB'li insanların zorluğunu küçültmemek hem de onlara gerçekten alan açmak için önemli.

Kendime de sık sık şunu hatırlatıyorum: Benim zorlandığım şeyler başkalarına kolay geliyorsa, bu benim yetersiz olduğumu değil, beynimin farklı çalıştığını gösteriyor. Ve bu farkı anlatmak için kimseden izin almam gerekmiyor.

Sık sorulanlar

Herkeste biraz DEHB var mı?

Hayır. Herkes zaman zaman dalgınlaşır, unutur ya da huzursuzlanır. DEHB'de ise bu zorluklar çocukluktan beri süreklidir, hayatın birden çok alanında görülür ve günlük işleyişi belirgin biçimde etkiler.

Arada bir dikkatimin dağılması DEHB olduğumu mu gösterir?

Tek başına göstermez. Yorgunluk, stres, uykusuzluk ya da yoğun bir dönem herkeste dikkati etkileyebilir. Zorluklar sürekli ve hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikiyatristle konuşmak en doğru adım olur.

“Herkes biraz DEHB'li” diyen birine ne söyleyebilirim?

Sakin bir dille, herkesin ara sıra yaşadığı şeyle her gün yaşanan ve hayatı zorlaştıran bir durum arasındaki farkı anlatabilirsin. Bazen bir örnek vermek, uzun bir açıklamadan daha çok işe yarar.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir