Bazı cumartesi sabahları kanepeye oturuyorum ve kafamda o günün listesi açılıyor: çamaşır, bir e-posta, bir randevu araması, yarım kalmış bir yazı. Hepsi yapılabilir şeyler. Hiçbiri gerçekten zor değil. Ve ben saatlerce o kanepede, ne dinlenerek ne de iş yaparak oturuyorum.
Dışarıdan bakan birinin bu sahneye vereceği isim belli: tembellik. Ben de uzun süre kendime bu ismi verdim. Ama DEHB tembellik mi sorusunu kendi hayatım üzerinden düşündükçe, o kanepede yaşadığım şeyin tembellikle pek ilgisi olmadığını anladım.
Kısaca: DEHB tembellik değildir. Tembellik çoğu zaman bir şeyi yapmak istememek olarak düşünülür; DEHB'de ise kişi yapmak ister ama başlamakta, sürdürmekte ya da dikkatini yönlendirmekte zorlanır. Dışarıdan aynı görünen bu iki durum, içeriden bambaşka hissettirir.
DEHB tembellik mi, yoksa başka bir şey mi?
Tembellik dediğimiz şeyi tarif etmeye çalışalım. Genellikle şöyle bir şey kastediliyor: Bir işi yapabilecek durumdasın, ama yapmak istemiyorsun ve yapmamayı seçiyorsun. Belki rahatlığı tercih ediyorsun, belki o işi önemsemiyorsun.
DEHB'de yaşanan ise farklı. İşi önemsiyorum. Yapmak istiyorum. Hatta yapmadığım her dakika için kendime kızıyorum. Ama düşünce ile eylem arasındaki köprü bir türlü kurulmuyor. Sanki beynimde "başla" düğmesine basıyorum ve hiçbir şey olmuyor.
DEHB nörogelişimsel bir durum ve beynin kendini yönetme becerilerini, yani yürütücü işlevleri etkiliyor. Bir işe başlamak, sürdürmek ve dikkatini orada tutmak da bu becerilerin arasında. Bu yüzden "istersen yaparsın" cümlesi DEHB için doğru bir tarif değil. İstemek, DEHB'de çoğu zaman yeterli olmuyor.
Bir de dinlenmeyle ilgili bir karışıklık var. Dinlenmek de, bilinçli olarak hiçbir şey yapmamak da insanın ihtiyacı; bunlar tembellik değil. Benim anlattığım durum ise ne gerçek bir iş ne de gerçek bir dinlenme. İkisinin arasında, ikisinin de faydasını vermeyen bir boşluk.
İçeriden nasıl hissettiriyor?
Bu kısmı anlatmak benim için en zoru, çünkü kelimelere dökmesi kolay değil. Ama deneyeceğim.
Basılmayan düğme
Yapmam gereken işi gözümün önünde görüyorum. Hangi adımlardan oluştuğunu biliyorum. Hatta bitince ne kadar rahatlayacağımı da biliyorum. Ama bedenim ve zihnim o ilk adıma geçmiyor. Bu bir isteksizlik değil; daha çok, bir kapının önünde durup kolunu çeviremiyormuşum gibi bir his.
DEHB'li insanların bir kısmı bu hâle "donup kalmak" diyor. Ben de bu benzetmeyi sevdim. Çünkü o anlarda gerçekten donmuş gibiyim; ne ileri gidebiliyorum ne de rahatça bırakıp dinlenebiliyorum.
Dinlenemeyen bekleyiş
Tembellikle ilgili en büyük yanılgılardan biri bence şu: Tembel olan kişinin keyif aldığı varsayılıyor. Oysa benim o kanepede geçirdiğim saatler dinlenme değil. Kafamda sürekli "şimdi kalkmalıyım" sesi var. Telefona bakıyorum ama ne baktığımı hatırlamıyorum. Günün sonunda hem iş yapılmamış oluyor hem de hiç dinlenmemiş oluyorum.
Bu, belki de en yorucu kısım. İş yapmanın yorgunluğu bir şekilde tatmin edici. Yapamamanın yorgunluğu ise insanın içini kemiriyor.
Neden bazı işler kolay, bazıları imkânsız?
Benim en çok yanlış anlaşıldığım nokta burası. Çünkü bazı işleri saatlerce, hiç ara vermeden yapabiliyorum. İlgimi çeken bir konuyu araştırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Son dakikaya kalmış bir teslimde ise bir anda inanılmaz bir hızla çalışabiliyorum.
DEHB'li pek çok insan, harekete geçmeyi kolaylaştıran durumları benzer biçimde anlatıyor:
- İlgi çekici ya da merak uyandıran işler
- Yeni ve farklı olan şeyler
- Gerçekten acil olan, son dakikaya kalmış görevler
- Biraz zorlayıcı, oyun gibi hissettiren işler
- Başka biriyle birlikte yapılan işler
Sıkıcı, tekrarlayan, ödülü uzakta olan işler ise bu listenin tam tersinde duruyor. Dışarıdan bakınca bu tutarsızlık bir tercih gibi okunuyor: "Sevdiği şeyi yapıyor, sevmediğini yapmıyor." Ama içeriden öyle değil. Ben sıkıcı işi yapmayı seçmiyor değilim; beynim o işe kendiliğinden yönelmiyor ve onu oraya zorla yönlendirmek çok daha fazla enerji istiyor.
Son dakika telaşının sağladığı o ani hız da bir çözüm gibi görünebiliyor. Bir dönem ben de her şeyi bilerek son ana bırakıp o baskıyla çalışmaya güvendim. Ama bu yöntemin bedeli ağır: uykusuz geceler, gergin bedenler ve her teslimden sonra gelen derin bir tükenmişlik. Bir şeyin işe yaraması, onun sürdürülebilir olduğu anlamına gelmiyor.
"Tembel" etiketinin bedeli
Bir insana yıllarca "tembel" denildiğinde, o kelime bir süre sonra dışarıdan gelen bir yorum olmaktan çıkıp içeride bir sese dönüşüyor. Benim içimde de böyle bir ses vardı ve bazen hâlâ konuşuyor.
Bu sesin en kötü yanı, sorunu daha da büyütmesi. Çünkü bir işe başlayamadığımda kendime "tembel" dediğimde, o işin etrafına bir de utanç örülüyor. Utanç da başlamayı kolaylaştırmıyor; tam tersine o işi daha da ağır, daha da kaçınılması gereken bir şey hâline getiriyor.
Bu döngüyü fark etmek benim için önemli bir dönüm noktası oldu. "Tembel" kelimesini bırakıp "şu an başlamakta zorlanıyorum" demeye başladığımda, en azından kendime karşı daha adil olabildim. Ve garip bir şekilde, kendime biraz daha nazik davrandığım günlerde başlamak da biraz daha kolaylaştı.
Bende işe yarayan küçük şeyler
Burada bir çözüm listesi sunmak istemiyorum; çünkü herkesin işine yarayan şey farklı. Ama kendi deneyimimden, o donma hâlini biraz çözen birkaç şeyi paylaşabilirim:
- İlk adımı gülünç derecede küçültmek. "Çamaşırları yıka" yerine "kirli sepetini banyonun kapısına koy." Bazen bu kadar küçük bir adım, ikinci adımı da peşinden getiriyor.
- Biriyle birlikte çalışmak. Başka birinin varlığında başlamak benim için çok daha kolay. MASA'yı geliştirme fikri de biraz bu deneyimden doğdu.
- Ortamı değiştirmek. Aynı kanepede donup kaldıysam, kalkıp başka bir odaya geçmek bazen o donmayı kırıyor.
- Kısa bir süre belirlemek. "Sadece on dakika" demek, işin sonsuz gibi görünen ağırlığını hafifletiyor.
- Kötü yapmaya izin vermek. İlk taslağın kötü olabileceğini kabul etmek, başlamanın önündeki mükemmeliyetçi duvarı alçaltıyor.
Bunlar her gün işe yaramıyor. Bazı günler hiçbir şey işe yaramıyor ve ben bunu da kabul etmeyi öğreniyorum. Ama o günlerde bile kendime "tembel" demek yerine "bugün zor bir gün" diyebiliyorum.
Eğer başlayamamak uzun süredir hayatını zorlaştırıyorsa ve bunun altında ne olduğunu merak ediyorsan, bir psikiyatristle konuşmak en sağlıklı adım olur. Başlayamamanın DEHB dışında da pek çok sebebi olabilir ve bunları ayırt etmek bir uzmanın işi.
Kendime not
Tembellik, yapmamayı seçmektir. Benim yaşadığım ise yapmak isteyip yapamamak. Bu iki şey dışarıdan aynı görünse de içeride bambaşka hikâyeler anlatıyor.
O kanepede oturduğum sabahlar hâlâ oluyor. Ama artık o sabahlara bir yargıyla değil, bir merakla bakmaya çalışıyorum: Bugün neden zor? Ve küçücük bir adım ne olabilir?