"Sen mi DEHB'lisin? Ama hiç yerinden kıpırdamıyorsun ki." Bu cümleyi o kadar çok duydum ki artık neredeyse gülümseyerek karşılıyorum. Çünkü DEHB denince akla gelen ilk görüntü hâlâ sınıfta zıplayan bir çocuk. Oysa DEHB türleri, yani DEHB'nin farklı görünümleri, birbirinden oldukça farklı hayatlar anlatabiliyor.
Bu yazıda o farklılıkları sade bir dille anlatmak istiyorum. Uzman değilim; tanı ölçütlerini değerlendirmek bir psikiyatristin işi. Ama hangi görünümün nasıl hissettirdiğini bilmek, hem kendini hem çevrendekileri anlamayı kolaylaştırıyor.
Kısaca: DEHB'nin üç görünümü vardır: dikkat eksikliği ağırlıklı, hiperaktif-dürtüsel ağırlıklı ve ikisinin birlikte görüldüğü bileşik görünüm. Hareketlilik olmadan da DEHB olabilir ve görünüm hayat boyunca değişebilir.
DEHB türleri neden "tür" değil de "görünüm" diye anılıyor?
Halk arasında hâlâ "DEHB türleri" ya da "alt tipler" deniyor; ben de aramalarda en çok bu ifadeyle karşılaşıyorum. Ama güncel tanı ölçütlerinde "görünüm" kelimesi tercih ediliyor. Bunun sebebi bence çok anlamlı: DEHB'nin dışa yansıyan hâli sabit bir kategori değil, zaman içinde değişebilen bir tablo.
Bir dönem belirgin olan hareketlilik, başka bir dönemde geri planda kalabiliyor. Ya da dikkat güçlükleri, hayatın taleplerine göre daha çok ya da daha az fark ediliyor. Yani "hangi türdesin" sorusu, aslında "şu sıralar DEHB sende en çok nasıl görünüyor" sorusuna daha yakın.
Bir de eski bir kısaltma var: Eskiden dikkat eksikliğinin öne çıktığı tablo için "DEB" ya da İngilizcesiyle "ADD" dendiğini duyarsın. Bugün bu tablo da DEHB çatısı altında, dikkat eksikliği ağırlıklı görünüm olarak anılıyor.
Dikkat eksikliği ağırlıklı görünüm: sessiz olan
Bu görünüm, en çok gözden kaçan görünüm. Çünkü kimseyi rahatsız etmiyor. Sınıfı karıştırmıyor, toplantıyı bölmüyor; sadece pencereden dışarı bakıp başka bir dünyaya gidiyor.
Dikkat eksikliği ağırlıklı DEHB'de sık anlatılan deneyimler şunlar:
- Okurken ya da dinlerken zihnin fark etmeden başka yere kayması.
- Detaylarda dikkatsizlikten kaynaklanan küçük hatalar.
- Eşyaları sık kaybetmek, randevuları ve görevleri unutmak.
- Uzun ve sıkıcı işleri sürdürmekte, bitirmekte zorlanmak.
- Konuşmanın ortasında ipi kaçırmak ve "beni dinlemiyorsun" cümlesini sık duymak.
- Düzen kurmakta ve planı takip etmekte güçlük.
Bu listenin birçok maddesi bana çok tanıdık. Özellikle o "ipi kaçırma" hâli: Biri bana bir şey anlatırken başlıyorum dinlemeye, sonra kullandığı bir kelime aklımda başka bir kapı açıyor ve ben o kapıdan geçip gidiyorum. Geri döndüğümde konuşma çoktan başka yerde oluyor.
Bu görünümde olan insanlar çoğu zaman "dalgın", "hayalperest", "biraz dağınık" diye tanımlanıyor. Bu sıfatlar zararsız görünse de, altta yatan zorluğu uzun süre görünmez kılabiliyor.
Neden daha geç fark ediliyor?
Dikkat eksikliği ağırlıklı görünümde zorluk çoğu zaman içeride yaşanıyor. Dışarıdan bakan biri sadece biraz dalgın, biraz yavaş ya da biraz düzensiz bir insan görüyor. Kişi de çoğu zaman bu açığı fazladan çabayla kapatmaya çalışıyor: Aynı sayfayı tekrar tekrar okuyor, her şeyi son geceye bırakıp sabaha kadar çalışıyor, unutmamak için zihninde sürekli liste tutuyor.
Bu çaba bir süre işe yarıyor gibi görünse de ciddi bir yorgunluk bırakıyor. Çevredekiler ise genellikle sadece sonucu görüyor ve "demek ki yapabiliyorsun" diyor. Oysa o sonucun bedeli, kimsenin görmediği yerde ödeniyor.
Hiperaktif-dürtüsel görünüm: görünen olan
Bu görünüm, DEHB denince çoğu insanın aklına gelen tablo. Ama yetişkinlerde o bilindik "yerinde duramama" hâli genellikle daha incelikli bir biçim alıyor.
Yetişkinlerde hiperaktivite ve dürtüsellik çoğu zaman şöyle görünüyor:
- Uzun süre oturmak gereken ortamlarda belirgin bir huzursuzluk.
- Bacak sallamak, parmaklarla oynamak, sürekli bir şeylere dokunmak.
- Çok konuşmak ya da konuşmayı bir türlü bitirememek.
- Karşındakinin sözünü kesmek, sorunun sonunu beklemeden cevap vermek.
- Sırada beklemekte zorlanmak, sabırsızlık.
- Sonuçlarını düşünmeden alınan ani kararlar.
Burada önemli bir nokta var: Bu davranışlar terbiyesizlik ya da saygısızlık değil. Dürtüyü fark edip durdurmak için gereken o kısa an, DEHB'de bazen çok daha kısa ya da hiç yok gibi hissettiriyor. Söz kesen kişi çoğu zaman bunu fark ettiği anda zaten mahcup oluyor.
Dürtüsellik yalnızca konuşmada da kalmıyor. Bir anda verilen "evet"ler, üzerine düşünülmeden atılan mesajlar, planda olmayan harcamalar ya da bir işi yarıda bırakıp yenisine atlamak da aynı ailenin üyeleri. Benim için en tanıdık olanı, heyecanla bir şeye söz verip ardından takvime baktığımda o işe nasıl yer açacağımı bilememek.
Bileşik görünüm ve aradaki geçişler
Üçüncü görünüm, iki alanın da belirgin olduğu bileşik görünüm. Yani hem dikkat güçlükleri hem de hiperaktivite ve dürtüsellik bir arada. Bazı kaynaklarda "karma tip" diye de geçiyor.
Ama bence bu üç başlığı kesin çizgilerle ayrılmış kutular gibi düşünmemek gerekiyor. Gerçek hayatta çoğu insan bir yelpazenin farklı noktalarında duruyor. Dikkat eksikliği ağırlıklı biri de zaman zaman dürtüsel davranabilir; hiperaktif-dürtüsel görünümdeki biri de dikkat güçlükleri yaşayabilir.
Yetişkinlikte en sık konuşulan değişim, hareketliliğin içe dönmesi. Çocukken koşturan biri, yetişkinlikte sakin görünen ama içinde hiç durmayan bir motor taşıyabiliyor. Bu yüzden bir yetişkine bakıp "hiç hiperaktif değil" demek, çoğu zaman sadece dışarıdan görünene bakmak oluyor.
Hangi görünümde olduğunu bilmek ne işe yarar?
Görünümleri tanımak, bana birkaç açıdan iyi geldi:
- Kendimi daha iyi anlamamı sağladı. "DEHB'li olsam yerimde duramazdım" düşüncesi, uzun süre kendime soru sormamı engellemişti.
- Başkalarına anlatmamı kolaylaştırdı. "Sessiz bir DEHB de var" diyebilmek, birçok yanlış anlamayı daha başta önlüyor.
- Neye dikkat etmem gerektiğini gösterdi. Zorlandığım alanları bilmek, destek ararken nereden başlayacağımı netleştirdi.
Bir de şunu unutmamak gerekiyor: Görünüm, bir kimlik etiketi değil. "Ben dikkat eksikliği tipiyim" ya da "ben hiperaktif olanım" demek bazen işe yarasa da insanı bir kutuya hapsedebiliyor. Bugün seni en çok zorlayan şey yarın değişebilir; bu yüzden etiketten çok, gündelik hayatta neyin işlediğine ve neyin işlemediğine bakmak bana daha faydalı geliyor.
Ama bir uyarıyı da eklemem gerekiyor: Bu yazıyı okuyup kendine bir görünüm biçmek, tanı yerine geçmez. Belirtilerin hangi alanlarda ve ne ölçüde olduğunu, çocukluktan bu yana nasıl seyrettiğini ve başka bir durumla karışıp karışmadığını değerlendirmek bir psikiyatristin işi. Kendinde bu işaretleri görüyorsan, gözlemlerini not alıp bir uzmanla konuşmak en sağlıklı adım.
Son söz
DEHB'nin tek bir yüzü yok. Kimimiz pencereden dışarı bakarken kayboluyoruz, kimimiz bir yerde beş dakika oturamıyoruz, kimimiz ikisini de aynı gün yaşıyoruz. Görünümler arasındaki farkı bilmek, bu çeşitliliğe yer açıyor.
Ve belki en önemlisi: Hangi görünümde olursan ol, yaşadığın zorluk gerçek. Sessiz olması, daha az önemli olduğu anlamına gelmiyor.