Haftalık planlama: DEHB için basit bir pazar ritüeli

Haftalık planlama gözünü korkutuyorsa yirmi dakikalık bir pazar ritüeli yetebilir. DEHB'le haftaya hazırlanırken kullandığım sade adımları anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Pazar akşamlarının kendine özgü bir ağırlığı var. Güneş batarken içimde tanıdık bir huzursuzluk başlıyor. Yarın pazartesi ve ben haftanın neler getireceğini bilmiyorum. Bir yerlerde unuttuğum bir şey var mı, kaçırdığım bir tarih var mı? Bu belirsizlik, pazar akşamlarımı uzun süre gölgeledi.

Haftalık planlama bu huzursuzluğa iyi gelen şeylerden biri oldu. Ama uzun, ayrıntılı, renkli şablonlarla dolu bir planlama değil. Yirmi dakikalık sade bir pazar ritüeli. Bu yazıda DEHB'li biri olarak haftaya nasıl hazırlandığımı ve bu küçük ritüeli nasıl sürdürülebilir kıldığımı anlatacağım.

Kısaca: DEHB'de haftalık planlama kısa ve sade olduğunda daha sürdürülebilir olur. Yirmi dakikalık bir pazar ritüeli; takvime bakmak, haftanın birkaç önemli işini seçmek ve dinlenmeye yer ayırmaktan oluşabilir. Amaç her saati doldurmak değil, haftanın iskeletini görmektir.

Haftalık planlama neden gözümü korkutuyordu?

Uzun süre haftalık planlama yapmayı denedim ve her seferinde bıraktım. Sorun, planlamayı çok büyük bir iş olarak görmemdi. İnternette gördüğüm haftalık planlama örnekleri saatlerce süren, her günün her saatinin doldurulduğu, hedeflerin, alışkanlıkların, ruh hâlinin işaretlendiği devasa sistemlerdi.

Ben de öyle yapmaya çalıştım. İlk hafta harika gitti. İkinci hafta biraz yoruldum. Üçüncü hafta planlamayı yapamadım ve dördüncü hafta, yapamadığım üçüncü haftanın suçluluğuyla hiç başlamadım.

Bir de planın kendisi sorun oluyordu. Her saati doldurduğum bir hafta planı, pazartesi öğleden sonra ilk aksilikte çöküyordu. Çöken planı düzeltmek yerine bırakıyordum. Ve bir dahaki pazar, bir önceki çöküşün hatırasıyla planlama yapmak daha da zorlaşıyordu.

Sonunda şunu fark ettim: Benim ihtiyacım olan şey ayrıntılı bir plan değil, haftanın kabaca bir haritasıydı. Nerede ne var, nereler dolu, nereler boş? Bu kadarı yeterliydi.

Yirmi dakikalık pazar ritüeli

Şimdi her pazar, genellikle öğleden sonra, kendime yirmi dakika ayırıyorum. Bir çay demliyorum, takvimimi ve bir kâğıt açıyorum. Ritüelim şu adımlardan oluşuyor:

  1. Geçen haftaya kısaca bakıyorum. Ne oldu, ne yetişti, ne kaldı? Bunu yargılamadan, sadece fark etmek için yapıyorum. Beş dakikadan fazla sürmüyor.
  2. Takvimdeki sabit şeyleri görüyorum. Randevular, buluşmalar, son tarihler. Bunlar haftanın iskeleti.
  3. Kalan işleri yeni haftaya aktarıyorum. Geçen haftadan kalan işlerden hâlâ önemli olanları not ediyorum. Önemini yitirenleri siliyorum.
  4. Haftanın üç önemli işini seçiyorum. Bütün işlerin değil, sadece en önemli üçünün. Bunları kâğıdın en üstüne yazıyorum.
  5. Dinlenmeye yer ayırıyorum. Haftanın içinde en az bir akşamı ya da yarım günü boş bırakıyorum.
  6. Bir keyif ekliyorum. Haftanın içine dört gözle bekleyebileceğim küçük bir şey koyuyorum: bir yürüyüş, bir film, bir arkadaşla kahve.

Geçen haftaya bakarken kendime iki soru soruyorum: "Geçen hafta beni en çok ne yordu?" ve "En çok ne iyi geldi?" Bu iki sorunun cevabı, yeni haftayı planlarken neyi azaltmam, neyi korumam gerektiğini gösteriyor. Mesela art arda iki dışarıda geçen gün beni çok yorduysa, bu hafta onları birbirinden ayırmaya çalışıyorum.

Bu kadar. Yirmi dakika, belki biraz fazlası. Bitirdiğimde haftanın kabaca nasıl geçeceğini biliyorum ve pazar akşamının o huzursuzluğu biraz hafiflemiş oluyor.

Takvime bakmak: haftanın iskeleti

Ritüelin en önemli kısmı takvime bakmak. Çünkü haftanın sürprizlerinin çoğu, takvime bakmadığım için oluyor. Salı günü bir randevum olduğunu salı sabahı öğrenmek, bütün günü alt üst edebiliyor.

Takvime bakarken sadece randevuları değil, onların çevresindeki zamanı da görüyorum. Bir randevu varsa, öncesinde hazırlanmak ve yol için zaman gerekiyor. Sonrasında toparlanmak için de. Bu geçiş sürelerini görmek, haftanın gerçekte ne kadar dolu olduğunu anlamamı sağlıyor.

Bazen takvime baktığımda haftanın zaten çok dolu olduğunu görüyorum. O zaman önemli işlerimi daha da azaltıyorum. Dolu bir haftaya üç büyük iş sığdırmaya çalışmak yerine bir tane seçiyorum. Haftalık planlama bana nelerin sığdığını olduğu kadar, nelerin sığmadığını da gösteriyor.

Haftanın üç önemli işi

Neden üç? Çünkü daha fazlası bende dağılmaya yol açıyor. On önemli iş yazdığımda, hiçbiri önemli gelmiyor. Üç iş yazdığımda ise her biri net, görünür ve elle tutulur.

Bu üç işi seçerken kendime şu soruyu soruyorum: "Bu hafta sonunda hangi üç şeyi yapmış olmak beni rahatlatır?" Cevap genellikle bir son tarih, ertelediğim bir şey ve kendim için yapmak istediğim bir şey oluyor.

Her önemli işin yanına bir de ilk adımını yazıyorum. "Başvuruyu tamamla" değil, "başvuru formunu aç ve ilk sayfayı doldur." İlk adım net olduğunda, pazartesi sabahı o işe nereden gireceğimi düşünmek zorunda kalmıyorum.

Seçtiğim işleri kâğıdın en üstüne yazıp masamın yanına asıyorum. Hafta boyunca her gün görüyorum. Bir iş bittiğinde üstünü çiziyorum. Bu küçük çizgi, hafta sonunda bana neler yaptığımı hatırlatıyor.

Önemli işlerin yanında günlük işler de var elbette. Ama onları ayrı bir listede tutuyorum. Haftalık planlamanın amacı her şeyi yazmak değil, önemli olanı görünür kılmak.

Ritüeli keyifli kılmak

Bir şeyi sürdürmem için ondan biraz da hoşlanmam gerektiğini öğrendim. Bu yüzden pazar ritüelimi küçük keyiflerle donatıyorum.

Sevdiğim bir çayı sadece pazar planlaması için saklıyorum. Planlama yaparken arka planda sevdiğim bir müzik çalıyor. Kâğıdı ve kalemi özenle seçtim; onları kullanmak bile bir küçük zevk. Bazen planlamayı evde değil, sevdiğim bir kafede yapıyorum.

Bu keyifler ritüeli bir görev olmaktan çıkarıp bir mola gibi hissettiriyor. Pazar öğleden sonraları artık "planlama yapmam lazım" değil, "çayımı içip haftama bakacağım" oluyor.

Pazar ritüelini kaçırdığımda

Her pazar planlamayı yapamıyorum. Bazen bir yere gidiyorum, bazen yorgun oluyorum, bazen sadece unutuyorum. Eskiden bu bir kopuş anlamına gelirdi. Şimdi bunun için bir yedek planım var.

Pazar günü yapamadıysam pazartesi sabahı kısa bir versiyonunu yapıyorum: sadece takvime bakmak ve üç önemli işi seçmek. Beş dakika. Bu bile hafta boyunca beni taşımaya yetiyor.

Hiç yapamadığım haftalar da oluyor. O haftalar genellikle daha dağınık geçiyor, ama kıyamet kopmuyor. Bir sonraki pazar yeniden başlıyorum. Geçmiş haftayı telafi etmeye çalışmadan, sadece yeni haftaya bakarak.

Planlamayla ilgili zorlukların ve haftaların sürekli dağılması günlük hayatını belirgin şekilde etkiliyorsa, bunu bir uzmanla, bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da destekleyici olabilir.

Haftaya bırakılan not

Pazar akşamları hâlâ biraz ağır. Ama artık o ağırlığın içinde bir harita var. Yarın ne olacağını tam olarak bilmiyorum, ama kabaca biliyorum. Ve bu kabaca bilgi, pazartesi sabahını çok daha yumuşak kılıyor.

Bu pazar sadece bir şey dene: Takvimini aç, önümüzdeki haftaya bak ve bir kâğıda haftanın en önemli üç işini yaz. Yirmi dakika bile değil, belki on. Haftalık planlama büyük bir proje olmak zorunda değil. Bazen bir fincan çay ve bir kâğıt kadar küçük olabilir.

Sık sorulanlar

Haftalık planlama ne kadar sürmeli?

Kişiden kişiye değişir, ama DEHB'li birçok kişi için kısa tutmak sürdürülebilirliği artırır. Yirmi otuz dakikalık sade bir gözden geçirme, saatler süren ayrıntılı bir planlamadan daha kolay alışkanlığa dönüşebilir.

Haftalık planlamada neler yapılır?

Genellikle geçen haftaya kısaca bakılır, takvimdeki sabit randevular gözden geçirilir, haftanın birkaç önemli işi seçilir ve dinlenme için de yer ayrılır. Amaç her saati doldurmak değil, haftanın iskeletini görmektir.

Pazar günü planlama yapmayı unutursam ne olur?

Hiçbir şey kaybolmaz. Pazartesi sabahı ya da haftanın herhangi bir günü kısa bir versiyonunu yapabilirsin. Ritüelin amacı kusursuz olmak değil, haftaya biraz daha hazırlıklı girmektir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir