Randevuları unutmak: DEHB'de hafıza değil, sistem meselesi

Randevuları unutmak utanç verici olabilir. DEHB'de bunun neden sık yaşandığını ve randevularımı kaçırmamak için kurduğum basit sistemi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Telefonun öbür ucundaki ses kibar ama yorgundu: "Randevunuz yarım saat önceydi, gelmeyecek misiniz?" O an mutfakta, elimde bir bardak çayla duruyordum. Ne yapacağımı bilemedim. Önce özür diledim, sonra bir bahane aradım, sonra vazgeçip sadece "Unuttum, çok özür dilerim" dedim. Telefonu kapattığımda yüzüm yanıyordu.

Randevuları unutmak, DEHB'li biri olarak bana en çok utanç veren şeylerden biri oldu. Çünkü unutmak, dışarıdan bakınca önemsememek gibi görünüyor. Bu yazıda bunun neden böyle olmadığını, randevuları unutmanın neden bu kadar sık yaşandığını ve sonunda hafızama değil bir sisteme güvenmeyi nasıl öğrendiğimi anlatacağım.

Kısaca: DEHB'de randevuları unutmak çoğu zaman önemsizlikten değil, zamanı ve gelecekteki olayları zihinde tutmanın zorluğundan kaynaklanır. Randevuyu hemen tek bir takvime yazmak, iki aşamalı hatırlatma kurmak ve hafıza yerine bir dış sisteme güvenmek unutmayı belirgin biçimde azaltabilir.

Randevuları unutmak neden bu kadar sık oluyor?

Bir randevuyu aldığım an, onu unutmayacağıma eminim. "Perşembe saat üç, tamam." Bu cümle o an o kadar net ki yazmama gerek yokmuş gibi geliyor. Sonra telefon kapanıyor, gün akıp gidiyor ve perşembe saat üç, zihnimin bir köşesinde sessizce kayboluyor.

Burada uzman olmadığımı belirtmeliyim. Ama DEHB'nin çalışma belleği, dikkat ve planlama gibi yürütücü işlevlerle ilişkili olduğu genel olarak biliniyor. Bir randevuyu hatırlamak aslında birkaç adımlı bir iş: Bilgiyi kaydetmek, onu zihinde tutmak, doğru zamanda geri çağırmak ve ona göre harekete geçmek. Bu zincirin herhangi bir halkası koptuğunda randevu kaçıyor.

Bende en sık kopan halka, doğru zamanda hatırlamak. Randevuyu bildiğim halde, onun bugün olduğunu ya da şu an çıkmam gerektiğini fark etmiyorum. Bilgi orada, ama zaman ile bağlantısı kopmuş.

Bir de "şimdi değil" meselesi var. Gelecek haftaki bir randevu, benim için sisli bir "sonra" kutusunda duruyor. O kutudaki şeyler, zamanı geldiğinde kendiliğinden öne çıkmıyor. Biri ya da bir şey onları öne çıkarmazsa, kutunun içinde kalıyorlar.

Unutmanın farklı biçimleri

Zamanla randevuları unutmamın tek bir biçimi olmadığını fark ettim. Birkaç farklı senaryo vardı ve her biri farklı bir çözüm gerektiriyordu:

  • Hiç kaydetmemek: Randevuyu alıp hiçbir yere yazmamak. "Nasılsa hatırlarım" demek.
  • Kaydedip bakmamak: Takvime yazmak ama takvime hiç bakmamak.
  • Günü karıştırmak: Perşembe yerine cuma sanmak ya da tarihi bir hafta kaydırmak.
  • Saati yanlış hatırlamak: Üç yerine dört diye aklımda kalması.
  • Hatırlayıp çıkmayı unutmak: Sabah randevuyu hatırlamak, sonra bir işe dalıp çıkış saatini kaçırmak.
  • Hazırlığı unutmak: Randevuya gitmek ama götürmem gereken belgeyi evde bırakmak.

Bu listeyi yazmak, sorunun "kötü hafıza" kadar basit olmadığını gösterdi. Her biri zincirin farklı bir halkasıydı. Ve her halkaya ayrı bir destek koyabilirdim.

Randevuyu aldığım anda yaptığım üç şey

En büyük değişiklik, randevuyu aldığım anda yaptıklarım oldu. Artık "sonra yazarım" demiyorum, çünkü benim için "sonra" çoğu zaman "hiç" demek. Randevu aldığım anda şu üç şeyi yapıyorum:

  1. Hemen ana takvime yazıyorum. Telefonla konuşurken bile, "bir saniye, takvime ekliyorum" diyorum. Karşı taraf genellikle sabırla bekliyor. Tarih ve saati yüksek sesle tekrar ediyorum ki yanlış yazmayayım.
  2. İki hatırlatma kuruyorum. Biri bir gün önce, akşam saatinde. Diğeri çıkmam gereken saatten kısa bir süre önce. İlki hazırlanmamı, ikincisi kapıdan çıkmamı sağlıyor.
  3. Gerekenleri nota ekliyorum. Randevunun not kısmına adresi, götürmem gereken belgeleri, sormak istediğim soruları yazıyorum. Böylece hatırlatma geldiğinde her şey tek bir yerde oluyor.

Bu üç adım bir dakikadan kısa sürüyor. Ama o bir dakika, sonradan yaşayacağım utancın ve telaşın büyük kısmını önlüyor.

Hafıza değil, sistem

Uzun süre randevuları unutmamın çözümünün "daha dikkatli olmak" olduğunu düşündüm. Kendime söz verdim, kendimi zorladım, unutunca kendime kızdım. Hiçbiri işe yaramadı.

Sonra bakış açımı değiştirdim. Hafızam güvenilir bir araç değilse, ona güvenmeyi bırakabilirdim. Bunun yerine dışarıda, gözümün önünde duran bir sisteme güvenebilirdim. Bir tür dış hafıza.

Benim dış hafızam birkaç parçadan oluşuyor. Tek bir ana takvim, sabah kahvemi koyarken takvime göz atma alışkanlığı, kapının yanında ertesi gün götürmem gerekenler için küçük bir yer ve buzdolabının kapağında haftanın önemli randevularının yazdığı bir kâğıt. Bunların hiçbiri benim bir şeyi hatırlamamı gerektirmiyor. Hepsi bana hatırlatıyor.

Bu bakış açısı değişikliği utancımı da azalttı. Bir randevuyu unuttuğumda artık "ben neden böyleyim" diye sormuyorum. "Sistemin hangi parçası çalışmadı?" diye soruyorum. Bu soru beni suçlamıyor, düzeltilebilecek bir şeye işaret ediyor.

Randevuyu kaçırdığımda

Bütün bu sisteme rağmen bazen hâlâ bir randevuyu kaçırıyorum. Böyle anlarda eskiden saklanırdım. Telefonu açmaz, mesajlara cevap vermez, utancın geçmesini beklerdim. Ama utanç geçmezdi; sadece iletişimsizlik büyürdü.

Şimdi farklı bir şey yapıyorum. Kaçırdığımı fark ettiğim an kısa bir mesaj ya da telefonla haber veriyorum. "Randevumu kaçırdım, çok özür dilerim. Yeni bir randevu alabilir miyim?" Uzun açıklamalar yapmıyorum. Kısa, dürüst ve çözüme dönük olmak, hem benim hem karşı tarafın işini kolaylaştırıyor.

Bazı yerler randevu kaçırıldığında ücret alıyor ya da yeni randevu için uzun süre bekletiyor. Bu, kaçırmanın gerçek bir maliyeti var demek. Bu maliyeti kendime ceza olarak değil, sistemimi güçlendirmem için bir hatırlatma olarak görmeye çalışıyorum.

Başkalarından yardım istemek

Randevuları tek başıma hatırlamak zorunda olmadığımı öğrenmek de bir rahatlama oldu. Birkaç küçük şey yardım istiyor:

Randevu aldığım yerlere "Bana bir gün önce mesajla hatırlatma gönderebilir misiniz?" diye soruyorum. Birçok yer zaten bunu yapıyor, yapmayanlar da çoğu zaman istenince yapıyor. Yakın biriyle ortak bir takvim kullanmak da işe yarayabiliyor; onlar da benim önemli randevularımı görüyor ve gerektiğinde nazikçe hatırlatıyor.

Bu bir sorumluluk devri değil. Randevuya gitmek hâlâ benim işim. Ama hatırlatma yükünü paylaşmak, onu tek başıma taşımaktan çok daha hafif.

Unutkanlığın günlük hayatını, işini ya da sağlık takiplerini belirgin biçimde etkiliyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da faydalı olabilir. Yaşadığın şeyin nedenini anlamak, ona uygun destekleri bulmayı kolaylaştırır.

Bir sonraki randevu için

O telefon konuşmasını hâlâ hatırlıyorum. Ama artık ondan eskisi kadar utanmıyorum. O an bana hafızama güvenmeyi bırakmam gerektiğini öğretti. Ve hafızama güvenmeyi bıraktığımda, randevularımı çok daha az unutmaya başladım.

Bir sonraki randevunu aldığında sadece bir şey dene: Telefonu kapatmadan önce onu takvimine yaz ve bir gün öncesine bir hatırlatma kur. O kadar. Gerisini sistem halletsin, sen de zihnini başka şeylere ayır.

Sık sorulanlar

Randevuları sürekli unutmak DEHB belirtisi olabilir mi?

Unutkanlığın birçok nedeni olabilir ve tek başına bir tanı göstergesi değildir. Ancak DEHB'li birçok yetişkin randevu ve tarihleri takip etmekte zorlandığını anlatıyor. Bu durum hayatını etkiliyorsa bir psikiyatristle konuşmak iyi bir adımdır.

Randevuları unutmamak için ne yapabilirim?

Randevuyu aldığın anda tek bir ana takvime yazmak, biri bir gün önce biri çıkmadan önce olmak üzere iki hatırlatma kurmak ve takvime her gün aynı saatte bakmak çoğu kişiye yardımcı olur.

Bir randevuyu kaçırdığımda ne yapmalıyım?

Fark ettiğin anda kısa bir mesajla ya da telefonla haber verip özür dilemek ve yeni bir randevu istemek genellikle en iyi yoldur. Uzun açıklamalar yerine kısa ve dürüst bir iletişim çoğu zaman yeterlidir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir