Görünmez ev yükü ve zihinsel yük: DEHB'li kadınlarda

Zihinsel yük nedir, DEHB'li bir kadın için neden iki kat ağırlaşabilir? Görünmez ev yükünü fark etmenin ve paylaşmanın sade yollarını anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Evde tuvalet kâğıdının azaldığını fark eden kişi, çoğu zaman onu alması gereken kişi oluyor. Bunu en çok yoğun bir günün sonunda, çantamı bırakırken farkına vararak yaşıyorum: Bir şeyin bittiğini görmek, o şeyi halletme sorumluluğunu da kendiliğinden bana yüklüyor. Kimse bunu bana söylememiş, ama bir şekilde böyle işliyor.

Zihinsel yük, evdeki işlerin kendisinden çok onların etrafındaki sessiz emeği anlatıyor: görmek, aklında tutmak, sıraya koymak, kimin ne zaman ne yapacağını kestirmek. DEHB'li bir kadın için bu yük, kendi zihninin zaten zorlandığı alanlara denk geldiği için çok daha ağır olabiliyor. Bu yazıda bu görünmez yükü nasıl fark ettiğimi, neyi ayırdığımı ve neleri denediğimi anlatıyorum.

Kısaca: Zihinsel yük, bir işi yapmadan önceki fark etme, planlama ve hatırlama emeğidir ve çoğu zaman görünmez kalır. DEHB'li bir kadında bu emek, zaten zorlanılan becerilere dayandığı için daha çok yorar. Yükü görünür kılmak ve işleri baştan sona sahiplenerek devretmek, hafiflemenin en somut yollarından biri.

Zihinsel yük tam olarak nedir?

Bir işi üç parçaya ayırmak bana çok yardımcı oldu. Çamaşırı örnek alalım:

  1. Fark etmek. Sepetin dolduğunu, havlunun kokmaya başladığını görmek.
  2. Planlamak ve hatırlamak. Ne zaman yıkayacağımı, kurutmaya yer olup olmadığını, deterjanın bitip bitmediğini aklımda tutmak.
  3. Yapmak. Makineyi çalıştırmak, asmak, katlamak.

Çoğu zaman “ev işi” dediğimizde yalnızca üçüncü adımı kastediyoruz. Birinci ve ikinci adımlar ise görünmediği için sayılmıyor. “Söyleseydin yapardım” cümlesi tam da burada devreye giriyor: Söylemek zaten işin yarısı. Yük, işin kendisinden önce başlıyor ve bitmiyor.

Görünmez ev yükü neden bu kadar çok kadının üstüne kalıyor?

Bu konuda kesin rakamlar vermeyeceğim, çünkü bilmediğim şeyi söylemek istemiyorum. Ama kendi çevremde ve okuduklarımda sık sık duyduğum bir tablo var: Evin “yönetimi” çoğu zaman kadınlara kalıyor. Büyük ölçüde alışkanlıktan, bazen öğrenilmiş rollerden, bazen de “zaten ben daha iyi yaparım” düşüncesinden.

Burada herkesin kötü niyetli olduğunu söylemiyorum. Birlikte yaşayan insanların çoğu, o yükü hiç görmemiş olabilir. Biri tuvalet kâğıdının azaldığını fark etmiyorsa, bunun nedeni genellikle ona hiç bakmaması; dönüp bakılan şey ise çok kolay biçimde başkasına kalıyor. Yani mesele çoğu zaman bir niyet değil, görünürlük meselesi.

DEHB'li bir kadında yük neden iki kat ağırlaşıyor?

Çünkü zihinsel yükün istediği şeyler, DEHB'li bir zihnin en çok zorlandığı alanlarla örtüşüyor:

  • Sıralama ve öncelik. Yüz küçük iş arasında hangisinin şimdi olduğunu seçmek.
  • Hatırlama. Bir şeyin ne zaman bittiğini, ne zaman yenileneceğini aklında tutmak.
  • Geçiş ve başlatma. Bir fark edişi bir eyleme dönüştürmek.
  • Duygusal bedel. Her unutuşun, kendi içinde “yine mi?” diye bir suçluluk üretmesi.

Bir de şu var: DEHB'li bir kadın çoğu zaman bu yükü taşıdığını bile fark etmiyor, çünkü “herkes yapıyor, ben neden zorlanıyorum?” diye düşünüyor. Yorgunluğun kaynağını kendi eksikliğinde arıyor; oysa bir kısmı, taşıdığı görünmez işlerden geliyor olabilir.

Yani aynı yükü taşırken, DEHB'li kadın hem daha çok çaba harcıyor hem de daha çok kendini eleştiriyor. Sürekli notlar, alarmlar, kontrol listeleri; hepsi ayrıca bir iş. Dışarıdan bakan biri bu çabayı görmüyor; sadece düzensizliğin kaldığı yerleri görüyor. Bu da yükün görünmezliğini bir kat daha artırıyor.

Yükü görünür kılmak

Yükü hafifletmek için önce onu görmem gerekti. Üç gün boyunca küçük bir not tuttum; bunu kendin de deneyebilirsin. Not defterine ya da telefona şunları yazıyorsun:

  • Bugün neyi fark ettim? (“Sabun azalmış.”)
  • Neyi planladım ya da hatırladım? (“Yarın için şu form.”)
  • Neyi başkasının yapacağını varsayıp sonra kendim yaptım?

Üç gün sonra elinde, aklından bir günde geçen düzinelerce küçük iş olacak. Bu liste hem şaşırtıcı hem de rahatlatıcı: Demek ki yorgunluğum sadece “yapılan işlerden” değil, taşınan işlerden geliyormuş.

Bu listeyi bir suçlama aracı olarak değil, bir konuşma aracı olarak kullanmayı seviyorum. “Bak ne kadar yapıyorum” demek yerine, “Bunların bir kısmı hep aklımda duruyor; bir kısmını birlikte düşünebilir miyiz?” demek, çok daha açık kapılar buluyor.

Yükü gerçekten devretmek

Yardım istemek ile bir işi devretmek aynı şey değil. “Çamaşıra yardım eder misin?” dediğimde, planlayan ve hatırlatan kişi hâlâ ben oluyorum. Gerçek hafiflemeyi, bir işin tamamını, fark etmekten yapmaya kadar başkasının sahiplenmesiyle yaşıyorum:

  • Bütün bir alanı devret. “Çöp ve geri dönüşüm senin” demek; bunun içinde torbanın bitip bitmediğine bakmak da var.
  • Standardı baştan konuş. “Yapılmış” ne demek, bunu birlikte tanımlamak.
  • Hatırlatma yapmamayı göze al. İşi devrettiysen, devraldığı kişinin kendi usulüyle ve kendi zamanında yapmasına izin vermek. Burası benim için en zoru; ama devretmenin gerçekten gerçekleştiği yer burası.
  • Yük ortak bir sistemde dursun. Görünür bir liste, ortak bir takvim ya da buzdolabında asılı bir not; “bu işi kim bilir?” sorusunu ortadan kaldırıyor.

Evde birlikte yaşadığın kişiler çocuklar, yaşlı bir aile bireyi ya da ev arkadaşları olabilir; herkes aynı ölçüde yük alamayabilir. Bu durumlarda adil olanı birlikte konuşmak ve bazen de yükü azaltmak için standardı düşürmek gerekebiliyor. Bu bir başarısızlık değil, bir seçim.

Konuşmayı nasıl açabilirsin?

Zihinsel yük konuşması çoğu zaman yanlış bir anda ve yorgun bir tonda açılıyor; sonuç da savunma ve karşı savunma oluyor. Benim için işe yarayan birkaç cümle:

  • “Bu hafta aklımda tuttuğum şeyleri yazdım. Bakıp bir kısmını birlikte konuşabilir miyiz?”
  • “Sadece yapmayı değil, fark etmeyi de devretmek istiyorum. Bu işi baştan sona sana bırakabilir miyim?”
  • “Ben bu işi hatırlamakta zorlanıyorum; ikimiz de görebilelim diye bunu bir yere asalım mı?”

Sakin bir zamanda, yemekten ya da tartışmadan hemen sonra değil, konuşmak da fark yaratıyor. Karşındaki kişi hemen anlamayabilir; yükün görünmez olması zaten buradan geliyor. Bir kez konuşmak yetmeyebilir ve bu normal.

Yükü kendi payında hafifletmek

Paylaşmanın mümkün olmadığı ya da yetmediği zamanlar için de küçük şeyler var:

  • Aklında dönen her şeyi tek bir yere yazmak, zihni bir parça boşaltıyor.
  • Yinelenen işleri takvime bağlamak, “ne zaman?” sorusunu ortadan kaldırıyor.
  • İşe başlamakta zorlandığımda yanımda sessizce çalışan birinin olması iyi geliyor; MASA'daki sanal ortak masa da bu fikre dayanıyor.
  • Standardı bilinçli düşürmek. Bir gün yemek yerine hazır bir şey yemek, bir hafta çekmeceyi açmamak...

Kendime not

Zihinsel yük, bir tür sevgi emeği; ama sevgi emeği bile yalnız taşındığında yıpratıyor. Bunu görmek ve adını koymak, yükün kendisini ortadan kaldırmasa da, “ben neden bu kadar yoruluyorum?” sorusuna şefkatli bir cevap veriyor. Yorgunluğunun anlamı var.

Eğer bu yük seni sürekli yoğun bir tükenmişlik, uykusuzluk ya da umutsuzlukla baş başa bırakıyorsa, bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak çok değerli. Bugün için küçük bir adım: Önündeki üç gün boyunca fark ettiğin işleri not al ve sadece bak, bir şey yapmana gerek yok.

Sık sorulanlar

Zihinsel yük nedir?

Zihinsel yük, bir işi yapmaktan önce onu fark etmek, planlamak, hatırlamak ve takip etmekle ilgili görünmeyen emektir. Evde neyin bittiğini, neyin zamanı geldiğini bilen kişi çoğu zaman bu yükü taşır.

DEHB'li biri için zihinsel yük neden daha ağır olabilir?

Planlama, hatırlama ve işleri sıraya koyma DEHB'li bir zihnin en çok zorlandığı alanlar arasında. Bu yüzden aynı yükü taşımak daha fazla çaba ve daha çok suçluluk anlamına gelebiliyor.

Zihinsel yükü paylaşmak için nereden başlanır?

Önce yükü görünür kılmak iyi bir başlangıç: Birkaç gün boyunca fark ettiğin, planladığın ve hatırladığın şeyleri yaz. Sonra bir işi sadece yapmayı değil, baştan sona sahiplenmeyi başkasına devretmeyi dene.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir