Saat akşam dokuz. Ev sessizleşmiş, ama zihnin hâlâ gün boyu açılmış yirmi pencerenin arasında dolaşıyor: yarım kalan form, yarın götürülecek bir şey, unutulmuş bir yanıt, hatırlayıp da yapamadığın üç iş. Belki bunu tam böyle yaşamıyorsun; ama DEHB'li bir kadın olarak “her şeyi aklımda tutmam gerekiyor” hissini çok iyi tanıyorum.
Bu yazıya baştan açık olmak istediğim bir şeyle başlamak istiyorum: Ben anne değilim. Bu yüzden senin gününü, yorgunluğunu ya da sevgini bildiğimi söylemeyeceğim; bunun haddim olmadığını düşünüyorum. Yazdığım şey, DEHB'li bir kadının kendine yönelttiği o sert iç sesi tanımasından, ve DEHB'li anneler hakkında dinlediğim ve okuduğum kadarıyla bir arkadaş gibi söylemek istediğim birkaç nazik nottan ibaret.
Kısaca: DEHB'li anneler, planlama ve hatırlama yükünü sıklıkla görünmez bir emek olarak taşıyor ve bunun yanına “iyi anne” baskısı da biniyor. Kendini suçlamak yerine yükü hafifletmek, yardım istemek ve zorlanmayı bir karakter kusuru olarak değil bir bilgi olarak görmek bu yolculuğu yumuşatabilir.
DEHB'li anneler neden bu kadar yorgun olabilir?
Annelik, çok büyük bir sevgiyle birlikte çok büyük bir yönetim işi de getiriyor: Takvimler, okul yazıları, sağlık randevuları, yemekler, çocuğun ruh hâli, evin düzeni. Bu işin büyük kısmı görünmez. Biri aksadığında fark ediliyor, işlediğinde ise kimse fark etmiyor.
DEHB'li bir zihin için bu yükün birkaç kısmı özellikle zor olabiliyor:
- Hatırlamak ve planlamak. Birden fazla kişinin programını aynı anda zihinde tutmak çalışma belleğine çok yükleniyor.
- Sürekli yön değiştirmek. Bir işin ortasında çocuğun çağırması, odak ve geçiş için ayrı bir enerji istiyor.
- Gürültü ve duyusal yoğunluk. Bazı insanlar için çok ses, çok dokunma, çok hareket gün sonunda büyük bir boşalma getiriyor.
- Rutini kurmak ve sürdürmek. Çocuklar rutinden fayda görüyor; ama rutini sürdürmek DEHB'li yetişkin için ayrı bir emek.
Bunlar karakter eksikliği değil. Bunlar bir görev tanımı ile bir zihin arasındaki uyumsuzluk. Yani yorgunluğun bir anlamı var.
“İyi anne” ölçüsü ve sessiz utanç
Annelik hakkında sürekli konuşulan o görünmez ölçü var: Her zaman sabırlı, her zaman hazırlıklı, her zaman hatırlayan. Bir DEHB'li anne için bu ölçü, zaten kendi içinde taşıdığı “yeterince iyi değilim” sesiyle birleşince ağır bir yüke dönüşebiliyor.
Bu sessiz utancın bazı bildik cümleleri var: “Bunu nasıl unuttum?”, “Diğerleri nasıl yetişiyor?”, “Çocuğum benden daha iyisini hak ediyor.” Bu cümlelerin bazıları belki sana da tanıdık geliyordur. Eğer geliyorsa, şunu söylemek isterim: Bu cümleleri düşünmen, onların doğru olduğu anlamına gelmiyor. İç sesin çoğu zaman gerçeği değil, yorgunluğu konuşuyor.
Kıyaslamak ve kimsenin göstermediği şeyler
Sosyal medyada ya da çevrende “her şeyi yetiştiren” anneler görmek çok kolay. Gördüğün şey, o kişinin hayatının seçilmiş bir karesi. Kimse sana akşam dokuzdaki dağınık zihnini ya da sabahki kayıp anahtarını göstermiyor.
Kıyaslama sesi yükseldiğinde, kendime şunu söylemeye çalışıyorum: Karşımdaki kişinin gününü bilmiyorum, yalnızca onun sunduğunu görüyorum. Bu, kıyaslamayı tamamen durdurmuyor; ama sesini biraz kısıyor. Bazen de o akşam kimseyle konuşmak, yani aynı hissi taşıyan bir arkadaşla “bugün ben de çok dağıldım” demek, her şeyi değiştiriyor.
DEHB'li anneler için nazik notlar
Aşağıdakiler talimat değil, birer not. Hangisi sana iyi geliyorsa al, kalanını bırak.
- Unutmak bir sevgi ölçüsü değil. Bir randevuyu, bir yazıyı ya da bir eşyayı unutmak, çocuğunu daha az sevdiğin anlamına gelmiyor. Sevgi ile çalışma belleği farklı yerlerde yaşıyor.
- Hatırlamayı zihninden çıkar. Takvim, görünür bir liste, kapının yanında bir kutu, telefonda tekrarlayan hatırlatıcılar... Zihnin bunları taşımak zorunda olmadığında, başka şeylere yer kalıyor.
- Bir günde üç şeyi yeterli say. Bazı günlerin hedefi sadece günü bitirmek olabilir. Bu, yetersizlik değil gerçekçilik.
- Yardım istemeyi bir beceri olarak gör. Yakınlarından, bir arkadaşından ya da sana yakın biri olabilecek herhangi birinden somut bir iş istemek: “Salı günü şu işi üstlenebilir misin?” gibi. Genel “yardım lazım” cümlesi yerine tek bir iş çok daha kolay karşılık buluyor.
- Dinlenmeyi hak etmeye çalışma. Tüm iş bitince dinlenmek, çoğu zaman hiç gelmeyen bir an. Küçük molaları işlerin arasına yerleştirmek daha gerçekçi.
- Hata sonrası onarmak, hatasız olmaktan değerli. Bir gün sesini yükselttin ya da bir şeyi unuttun. “Bugün çok yorgundum, özür dilerim, bunu birlikte düzeltelim” diyebilmek, çocuğuna bir hatanın nasıl taşınacağını da gösteriyor.
En yoğun saatler için küçük destekler
Günün bazı saatleri, DEHB'li bir kadın için özellikle kalabalık: sabah çıkış telaşı ve akşam yemekle uyku arasındaki köprü. Bu saatlerde yeni bir sistem kurmaya çalışmak yerine, tek bir noktayı hafifletmeyi öneriyorum:
- Çıkış noktası. Kapının yanında, çıkarken lazım olan her şey için tek bir raf ya da kutu. Anahtar, çanta, imzalanacak kâğıt aynı yerde.
- Akşamdan bir hazırlık. Sabahı yarım dakikalık bir kararla kolaylaştırmak: yarının kıyafeti, hazır çanta, yazılmış kısa bir liste.
- Kısa bir sessizlik. Gün içinde, mümkünse on dakikalık, kimsenin senden bir şey istemediği bir an. Kulaklık takmak da bir yoldur.
- Karar sayısını azaltmak. Yemek, kıyafet ve rutinlerde “bu hafta hep aynısı” demek, aynı kararı her gün yeniden vermekten daha az yoruyor.
Bunlar bir mükemmel düzen yaratmak için değil, kriz anlarının sayısını biraz azaltmak için. Ve bir şey işlemediğinde onu bırakmak, başarısızlık değil, bilgi.
Kendi tanın ve çocuğun için kaygılar
Bazı kadınlar, çocukları için bir değerlendirme sürecine girdiklerinde kendi hayatlarına dair tanıdık şeyler fark ettiklerini anlatıyor. Bu seni de ilgilendiriyorsa ve kendin için bir değerlendirme düşünüyorsan, yetişkin DEHB'sini bilen bir psikiyatriste gitmek doğru adres. Çocuğunla ilgili endişelerin varsa, çocuk ve ergen psikiyatristi ve okuldaki rehber öğretmen yol gösterebilir.
Burada bir şeyi vurgulamak istiyorum: Kendi zorluğunu fark etmek, çocuğunun zorluğunu fark etmeye engel değil; ikisi birbirinden bağımsız ve ikisi de değerli. Ve her iki konuda da suçlanacak kimse yok. Ne sen ne de çocuğun.
Yük ağırlaştığında
Bir gün üç kişilik bir işi tek başına taşıdığını hissetmen mümkün. Bu yüke bir de uykusuzluk, maddi stres ya da çevreden gelen yargılar eklenince çok ağır olabiliyor. Bazen sadece “yoruldum” demek bile bir rahatlama sağlıyor.
Ama şu işaretleri fark edersen bir doktora ya da psikiyatriste gitmeyi ertelememeni isterim:
- Uzun süredir devam eden yoğun üzüntü, boşluk ya da umutsuzluk,
- Çocuğunla bağ kurmakta ya da evde olmakta belirgin zorlanma,
- Uyku ve iştahta uzun süreli bozulma,
- Kendine ya da çocuğuna zarar verme düşüncesi.
Özellikle doğum sonrası dönemde bu hisler yaşanıyorsa utanmadan bir doktora söylemek çok önemli. Zarar verme düşüncesi varsa beklemeden en yakın sağlık kuruluşuna başvur ya da 112'yi ara. Yardım istemek, güçsüzlük değil; sorumluluğun ta kendisi.
Kendime not
Bu yazıyı yazarken sürekli bir şeyin farkındaydım: Annelik hakkında konuşulurken kadınlar çoğu zaman ya fazla yüceltiliyor ya da fazla eleştiriliyor. İkisinin ortasında, sadece yorgun ve sevgi dolu bir insan olarak kalmak için çok az alan bırakılıyor.
Sen o alana hakkın olan birisin. Bu akşam yapabileceğin tek bir küçük şey seç: Yarın için tek bir hatırlatıcı kur, ya da tek bir cümleyle yakınlarından birinden bir iş iste. Gerisini yarına bırakmak serbest.