Düzenli bir ev, zamanında verilen cevaplar, hiç unutulmayan doğum günleri, iyi görünen bir yüz, sabırlı bir ses, güçlü bir kariyer, hâlâ sakin kalabilen bir zihin. Bu listeyi bir yerde okumadım; çevremden duyduklarımdan, izlediklerimden, kendi çıkarımlarımdan oluştu. Hiç tanımadığım bir kadının listesi bu ve ben onun gölgesinde çok zaman geçirdim.
Mükemmel kadın beklentisi, DEHB'li bir kadın için sadece toplumsal bir baskı değil; kendi zihninin çalışma biçimiyle sürekli çarpışan bir ölçü. Bu yazıda bu çarpışmanın neye benzediğini ve beklentiyi biraz küçültmek için denediklerimi anlatıyorum. Bir uzman gibi değil, aynı ölçüyle yaşamayı öğrenen biri gibi konuşuyorum.
Kısaca: Mükemmel kadın beklentisi, planlama, hatırlama ve düzen gibi DEHB'li bir zihnin en çok zorlandığı alanlara yaslanıyor. Bu yüzden aradaki fark çoğu zaman kendine yönelik sert bir yargıya dönüşüyor. Beklentinin kime ait olduğunu fark etmek ve onu küçültmek bu yükü hafifletebilir.
Mükemmel kadın beklentisi nereden geliyor?
Bu beklentinin tek bir kaynağı yok. Aile içinde duyulan cümleler, çevreden gelen küçük yorumlar, dergilerde ya da ekranlarda gösterilen hayatlar, hatta iyi niyetli tavsiyeler bile bu ölçüyü biraz daha büyütüyor. “Kız çocuğu düzenli olur”, “bir kadın evini toplu tutar”, “hepsini yapabilen kadın” gibi cümleler bir gün bir yere yerleşiyor ve oradan bütün hayatı sessizce yargılıyor.
Bu ölçünün özelliği, kimsenin onu açıkça söylememesi. Çoğu zaman bir şey söylenmiyor; sadece birinin yüzü değişiyor, ya da ben kendi yüzümü o şekilde hayal ediyorum. Yani ölçü dışarıdan gelip içeri yerleşiyor ve benim kendi sesim gibi konuşmaya başlıyor.
Bir de kıyas var. Başkalarının hayatını hep en derli toplu karesiyle görüyoruz; kendimizinkini ise arka planıyla, dağınık çekmeceleri ve yarım kalan işleriyle. Böyle bir karşılaştırmada kaybetmek neredeyse kaçınılmaz. Yine de bu ilişkiyi fark etmek, hissi bir miktar yumuşatıyor.
DEHB'li bir kadın bu beklentiyle neden daha çok çarpışıyor?
Çünkü bu beklentinin istediği şeylerin çoğu, DEHB'li bir zihnin zor yapılan alanlarına denk geliyor:
- Düzen ve toparlanma. Eşyaların yerini bilmek, evi sürekli hazır tutmak.
- Hatırlama. Doğum günleri, randevular, küçük sözler.
- Zamanında yetişmek. Geç kalmamak, mesajlara hızlı dönmek.
- Duygusal denge. Her zaman sakin ve anlayışlı kalabilmek.
- Her şeyi “kolayca” yapıyormuş gibi görünmek.
DEHB'li kadınların çoğu, bu ölçüye yetişmek için görünmeyen bir çaba harcıyor. Notlar, hatırlatıcılar, son dakika toparlanmaları, sürekli gerginlik. Dışarıdan bakıldığında “iyi idare ediyor” görünüyor ama içeride her gün küçük bir sınav var. Bu çaba görünmediği için, takdir de görmüyor; yalnızca eksik kalan şeyler fark ediliyor.
DEHB'li kadınların kendi zorluklarını saklamak için mükemmeliyetçiliğe sarılabildiğini de duyuyorum. “Fark edilmesin, o zaman sorun olmaz” mantığı, kısa vadede işe yarar gibi görünüyor ama uzun vadede çok yorucu. Bir şeyi tam yapamayacağım korkusuyla hiç başlamamak da, aşırı hazırlanmak da aynı kaynaktan beslenebiliyor.
Bu yüzden aradaki mesafe, çoğu zaman “ben yetersizim” hissine dönüşüyor. Oysa mesafe, kişinin yetersizliğinden değil, ölçünün gerçekçi olmamasından da kaynaklanıyor olabilir.
Beklentinin gündelik yüzleri
Beklentinin soyut bir şey olarak kalmadığı yerleri fark etmek bana yardımcı oldu. Kendimde gördüğüm bazı küçük işaretler:
- Misafir gelmeden önce panikle toplamak ve gelenlerin evi yargılayacağını düşünmek.
- Geç cevap verdiğim bir mesaja uzun özürler yazmak.
- Dışarıdan düzgün görünmek için hazırlanmaya fazla enerji harcayıp işin asıl kısmına yorgun girmek.
- “Hayır” demek yerine her şeyi kabul edip sonra yetişememek.
- Bir şeyi tam yapamayacaksam hiç başlamamak.
Bunların hiçbiri tek başına büyük bir şey değil. Ama birikince, gün sonunda “bütün gün performans verdim” hissi bırakıyor. Dinlenmek ise hep başka bir güne kalıyor.
Kendi cetvelini fark etmek
Beni en çok rahatlatan egzersiz, “olmalı” cümlelerimi yazıya dökmek oldu. Bir kâğıda şunu yazıyorsun: “Bir kadın …” ya da “İyi bir insan …” ve cümleyi tamamlıyorsun. Aklına gelen ilk on cümleyi, düzeltmeden.
Sonra her cümlenin yanına üç soru:
- Bu cümleyi ilk kim söyledi, ya da ilk nerede duydum?
- Bu kural gerçekten benim hayatımı iyileştiriyor mu?
- Bu kuralı bir arkadaşım için de geçerli sayar mıydım?
Üçüncü soru bende en çok işe yarayanı oldu. Bir arkadaşım için asla söylemeyeceğim sertlikte cümlelerin, kendi hayatımda alışkanlık olduğunu görmek, gülümsetici ve biraz da acıtıcı bir keşifti.
Bunu yaparken ilk fark ettiğim şey, cümlelerin çoğunun birbiriyle çeliştiği oldu: Hem çok çalışkan hem hiç yorulmayan, hem fedakâr hem kendine bakan, hem sakin hem tutkulu... Aynı anda hepsi olmak mümkün değil; ama cetvelin bunu isteyebildiğini görmek, onun ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulatıyor.
Bu çalışma seni tamamen özgürleştirmeyebilir; ben de her cümlemi bırakamadım. Ama bir cümleyi “benim sesim” olmaktan çıkarıp “bir yerden duyduğum bir ses” olarak görebilmek bile gerginliği biraz azaltıyor.
Beklentiyi küçültmek için denediklerim
Beklentiyi tamamen yok etmek gerçekçi değil. Ama küçültmek mümkün:
- “Yeterli”nin tanımını yazmak. Evin yeterli olması için ne olması gerekiyor? Bir yemek, temiz bir yüzey, yatak? Tanımı kendin koyduğunda, cetvel sana ait oluyor.
- “Olmasa da olur” listesi yapmak. Bu hafta bırakabileceğim üç şey. Bırakamıyorsam bile, listeyi görmek bir izin gibi geliyor.
- Gösteriden çıkarmak. Bazı işleri başkalarına göstermek için değil, sadece kendi rahatım için yapmak.
- Bir kadın arkadaşla gerçek konuşmak. “Bugün ben de çok dağıldım” demek. Çoğu zaman karşı taraftan “ben de” cevabı geliyor ve ölçünün gücü bir anda azalıyor.
- Zorlandığın yerde destek almak. Evde, işte ya da kendi içinde zorlandığın bir alan varsa, bunu bir uzmanla konuşmak mükemmeliyetçiliğin ardındaki gerçek ihtiyacı görmeni sağlayabilir.
Bunların hiçbiri bir gecede olmuyor. Bazı günler eski cetvelime geri dönüyorum, kendimi yargılıyorum ve sonra bunu fark edip biraz gülüyorum. Bu da ilerlemenin bir parçası.
Bir şeyi daha eklemek istiyorum: Kendi ölçünü küçültmek, başkalarına karşı özensiz olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, kendine yönelttiğin sertlik azaldıkça çevrene daha yumuşak ve daha rahat bakabildiğini fark ediyorsun. Bencillik gibi görünen şey, çoğu zaman yeniden nefes alabilmek oluyor. Bu da hem seni hem de çevrendeki insanları rahatlatıyor.
Sürekli kendini kanıtlamak yorulunca
Beklentiyle uzun süre yaşayan kadınlar, bir noktada çok yorulabiliyor. Sürekli kendini kanıtlama, “hepsini yapıyor gibi görünme” çabası zamanla tükenmişliğe, kaygıya ya da çöküşe dönüşebiliyor. Bu yorgunluk günlük hayatını, uykunu ve ilişkilerini zorluyorsa bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak çok değerli. Umutsuzluk ya da kendine zarar verme düşünceleri varsa beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvur ya da 112'yi ara.
Kendime not
Mükemmel kadın aslında hiç var olmadı; sadece onun gölgesi var. O gölgenin altında yaşamak yerine, kendi ölçümü kendim yazmak istiyorum. Bazı günler iyi bir yemek, bazı günler sadece ayakta durmak, bazı günler “bugün yetmedi ama ben yeterliyim” demek.
Bugün için yalnızca tek bir “olmalı” cümlesini seç ve yanına “bu gerçekten benim mi?” diye sor. Cevap ne olursa olsun, sormuş olman bile ölçüyü gevşetmeye başlıyor.