Bazı günler masaya oturuyorum ve saat bir anda öğleden sonra dördü gösteriyor. Ne yaptığımı soran biri olsa, tam olarak cevap veremem. Bir belgeyi açtım, bir sekmeye baktım, biraz yazdım, bir şey aradım, gözlerim yandı, sırtım sertleşti. İş yapmışım gibi, ama aynı zamanda yapmamışım gibi.
Ekran başında uzun süre odaklanmak, benim için hem zihinsel hem bedensel bir iş. Bu yazıda DEHB ile ekranda çalışırken dikkatimi nasıl yönetmeye çalıştığımı, hangi küçük düzenlerin bana yaradığını anlatıyorum. Uzman değilim; yazdıklarım bir yetişkin olarak kendi gözlemlerim.
Kısaca: Ekran başında uzun süre odaklanmak, dikkatin yanı sıra göz ve beden yorgunluğuyla da ilgili. Tek pencerede çalışmak, işi bloklara bölmek, aralarda ekrandan gerçekten ayrılmak ve bedeni unutmamak bende uzun süre ekranda kalmayı daha sürdürülebilir hâle getirdi.
Ekran başında uzun süre odaklanmak neden bu kadar yoruyor?
Ekran dikkat için ilginç bir ortam. Bir yanda tek bir görevi yapmam gerekiyor, diğer yanda aynı ekranda yüz farklı şey bir tık uzağımda. Başka bir sekme, bir bildirim, yeni bir arama, o an aklıma gelen soru. Hiçbirini yapmam gerekmiyor ama hepsi mümkün. Bu “mümkünlük”, dikkatimi sürekli bir seçim yapmaya zorluyor.
Bir de geri bildirim eksikliği var. Kâğıt üzerinde bir işi yapınca sayfalar dolar, kalem aşınır, bir şey değişir. Ekranda ise iki saat çalışsam da görünen çok az şey değişiyor. Bu da “Ne kadar yol aldım?” sorusunu belirsiz bırakıyor ve dikkatimi bir şeylere kaydırıyor.
Son olarak beden unutuluyor. Gözlerim kırpılmayı azaltıyor, omuzlarım yükseliyor, su içmeyi unutuyorum. Beden sıkıştıkça zihin de daralıyor; tam o noktada dikkatim kaymaya başlıyor ve ben bunu “odaklanamıyorum” diye yorumluyorum, oysa bedenim de yorgun.
Tek pencere, tek iş
En çok işime yarayan düzenleme bu oldu. Bir işe başlarken yalnızca o işin penceresini açık bırakıyorum. Diğerleri kapalı ya da başka bir masaüstünde. Bunu yaparken aklımda şu var: Yeni bir sekme açmak çok kolay olduğu için, onun önündeki engeli biraz artırmak.
Bende işe yarayan birkaç küçük yol:
- Tam ekran modu. Çalıştığım pencereyi tam ekran yapıyorum, yan çubuklar ve ek paneller görünmüyor.
- Bildirimleri kısmak. Sadece çalışma süresince, tamamen kapatmaya çalışmadan, beni gerçekten ilgilendirmeyen bildirimleri susturuyorum.
- “Sonra” notu. Aklıma bir şey gelip arama yapmak istediğimde, sekme açmak yerine kâğıda ya da bir not belgesine yazıyorum. Aramayı aradan sonra yapıyorum.
- Sekme sayısına bakmak. Açık sekme sayısını görünür tutuyorum. Beşin üzerine çıkıyorsa bir kısmı kapanıyor.
Bir de “araştırıyorum” tuzağı var. İşin bir noktasında gerçekten bir şey bakmam gerekiyor ve bu masum bir arama olarak başlıyor. On dakika sonra ilgisiz üç yazı okumuş, bir tanesinin kaynağına inmiş ve asıl soruyu unutmuş oluyorum. Bunun önüne geçmek için aramadan önce sorumu tek cümleyle yazıyorum ve cevabı bulduğumda ya da süre dolduğunda dönüyorum. Arama bir görev olarak başlıyor, tünel olarak bitmiyor.
Ekran işini bloklara bölmek
Bir işi “ne zaman biterse” diye yapmaya çalışmak bende genellikle sonu olmayan bir tünele dönüşüyor. Bunun yerine işi bloklara ayırıyorum. Tek bir blok benim için yirmi ile elli dakika arasında değişiyor; hangi gün, hangi iş olduğuna göre. Bloğun başında ne yapacağımı kısaca yazıyorum, sonunda ise kâğıda bir çizgi atıyorum.
Bu çizgi küçük ama önemli. İlerlediğimi görmeme yardım ediyor. Ekran bana tek başına bunu söylemediği için, onu kendim görünür kılıyorum. Süreyi sabitlemek zorunda da değilim; bir blok kötü gittiyse yarıda bırakıp başka bir şeye geçmeye izin veriyorum. Kurallar bana hizmet etmeli, ben onlara değil.
Aralarda ne yapıyorum?
Aralar çok kritik, çünkü ara verirken ekranı bırakıp başka bir ekrana geçmek en kolay tuzak. Telefonu eline alıp “Beş dakika” diyorum, yarım saat sonra masaya dönmediğimi fark ediyorum. O yüzden aralarım ekransız olmaya çalışıyor:
- Ayağa kalkıp bir bardak su doldurmak.
- Pencereye gidip uzaktaki bir noktaya bakmak. Gözlerim yakından uzağa geçince rahatlıyor.
- Birkaç adım yürümek ya da omuzları çevirmek.
- Kısa bir nefes almak ya da kâğıt üzerinde bir sonraki adımı yazmak.
Aranın amacı dikkatimi yenilemek, yeni bir şey yüklemek değil. Bir şey yemek, su içmek, bedeni biraz oynatmak. Dönerken de ilk yapacağım şeyi bilerek dönüyorum, çünkü boşluğa dönmek bende genellikle yeni bir kaymaya yol açıyor.
Gözüm ve bedenim için küçük düzenlemeler
Ekran başında geçirdiğim süre uzadıkça, odaklanamamanın bir kısmının bedenle ilgili olduğunu fark ettim. Küçük şeyler bana fark yarattı: yazı boyutunu büyütmek, ekran parlaklığını ortama göre ayarlamak, sandalyede dizlerimin rahat olmasına dikkat etmek, sırtımı yaslamak, ekranı göz hizama yakın tutmak.
Bunlar kesin kurallar değil; sadece gözümü ve boynumu yormayan bir düzen kurmaya çalışıyorum. Gözlerinde sürekli yanma, baş ağrısı, bulanık görme ya da boyun ve sırtında ağrı varsa, bunun üzerine bir doktora ya da göz uzmanına danışmak daha doğru. Ben bu konularda tavsiye veremem; yalnızca ekran başında bedenimi unutursam odağımın da çabuk gittiğini söyleyebilirim.
Gün içinde ekran türlerini değiştirmek
Bütün gün aynı türden ekran işi yapmak beni özellikle yoruyor. Yazı yazmak, okumak, tablo doldurmak, görüntülü konuşmak, sekmeler arasında gezmek, her biri dikkate farklı bir yük bindiriyor. Bu yüzden günü planlarken ekran işlerinin türlerini sıralıyorum: yazma gibi yoğun bir işin ardından kâğıt üzerinde bir iş, ya da bir okuma bloğundan sonra ayakta yapılan bir telefon görüşmesi. Ekran değişimi bile bazen yeni bir mola yerine geçiyor.
Ekranın başında yalnız olmak
Bir de ekran başında yalnız olmanın etkisi var. Bende yalnız çalışırken dikkat daha çabuk dağılıyor; kimse bakmıyor, her şey mümkün. Başka biri aynı anda çalışıyor olduğunda ise tuhaf bir biçimde yerimde kalmam kolaylaşıyor. Bazı günler bunu MASA'da başkalarının sessizce çalıştığı bir oturuma katılarak yapıyorum. Her gün gerekmiyor ama zor günlerde fark yaratıyor.
Eğer yaşadığın ortamda bunu yapamıyorsan, bir arkadaşınla aynı saatte çalışmaya başlamak ya da sadece “Şimdi yazıyorum” diye mesaj atmak bile yeterli olabiliyor. Amaç, ekranın içinde tek başına kaybolma hissini küçültmek.
Kendime not
Ekran başında uzun süre odaklanmak, benim için kesintisiz bir performans değil; bloklar, aralar ve bedeni hatırlamanın bir dengesi. Bazı günler bu denge tutuyor, bazı günler hiç tutmuyor. İkisinde de ekran başında geçen zamanın değeri bana ne kadar “verimli” göründüğüyle ölçülmüyor.
Bir dahaki sefere saatin nasıl geçtiğini anlamadığında, kendine kızmadan bir şey yap: kalk, su iç, uzağa bak. Ekran seni bekler; sen de biraz daha yerinde dönebilirsin.