Zaman blokları ile çalışmak: DEHB'de günü kutulara bölmek

Zaman blokları ile çalışmak DEHB'de nasıl işliyor? Günü kutulara bölerken neye dikkat ettiğimi, bloklar bozulunca ne yaptığımı kendi deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Takvimime ilk kez “yazı yaz” diye bir blok açtığımda, o saate geldiğimde ne yazacağımı hatırlamıyordum bile. Blok orada duruyordu, boştu, bana bakıyordu. Ben de bakıp bir şey yapmadan çıktım.

Zaman blokları ile çalışmak, sandığımdan daha fazla ayrıntı istiyordu ama bir kere oturunca günümü gerçekten hafifletti. Bu yazıda bloğu bir kutu olarak nasıl kullandığımı, hangi hatalardan sonra düzelttiğimi anlatıyorum.

Kısaca: Zaman blokları ile çalışmak, günü saat saat görev listesi yapmak yerine belirli işlere ayrılmış kutulara bölmek demek. DEHB'de bana yarayan hâli: kısa bloklar, aralarında tampon süreler ve her bloğun içinde tek bir iş ile yazılı bir ilk adım.

Zaman blokları ile çalışmak ne demek?

Fikir basit: Takvimde ya da kâğıtta günün bir kısmını bir işe ayırıyorsun. “Öğleden sonra bir ara bakarım” yerine “şu saat aralığında şu iş” diyorsun. Böylece iş, havada asılı bir niyet olmaktan çıkıp bir yere oturuyor.

Başta bunu katı bir program gibi düşündüm ve ilk hafta içinde kendimi sıkışmış hissettim. Sonra bloğu bir randevu gibi değil, bir “niyet kutusu” gibi görmeye başladım. Kutu orada duruyor, ben o saatte gelip içine bakıyorum; bazen dolduruyorum, bazen küçültüyorum.

Zaman blokları bir yapılacaklar listesi değil. Liste “ne” sorusuna cevap verir; blok “ne zaman” ve “ne kadar” sorusunu da ekler. DEHB'de bu iki soru çoğu zaman en çok enerji yiyen soru oluyor, çünkü zaman körlüğü yüzünden bir işin ne kadar süreceğini ve gün içinde nereye sığacağını tahmin etmek zor.

Bloklar bana neden iyi geldi?

Üç şey fark ettim:

  • Karar yorgunluğu azaldı. “Şimdi ne yapsam?” sorusunu işin başında değil, önceden, sakin bir anda cevaplamış oluyorum. Masaya oturduğumda sadece bloğa bakıyorum.
  • Zaman görünür oldu. Bloklar yan yana dizilince gün, belirsiz bir sis olmaktan çıkıp bir harita gibi görünmeye başladı. Bir işe ne kadar yer ayırdığımı gözümle görebiliyorum.
  • Dağılınca dönecek bir yer oldu. Dikkatim kaydığında “şu an hangi bloktayım?” sorusu beni geri çağıran bir çapa gibi çalışıyor.

Bu her şeyi çözen bir yöntem değil; her gün aynı biçimde işlemiyor. Ama başlamakta zorlandığım günlerde, kararın bir kısmının daha önce verilmiş olması gerçek bir rahatlama.

Bloklar bende bir de şuna yarıyor: Bitmemiş işin zihnimde dolaşmasını azaltıyor. Bir işe belli bir saat verdiğimde, o saat gelene kadar onu sürekli düşünmek zorunda olmadığımı hissediyorum. İş takvimde duruyor, kafamda durmak zorunda değil.

Blok kurarken dikkat ettiğim beş şey

İlk denemelerimde bloklarım ya çok uzundu ya da çok belirsizdi. Zamanla şu küçük kuralları edindim:

  1. Bloğa tek bir iş yazıyorum. “Çalışma” değil, “raporun giriş paragrafı”. Ne kadar belirliyse o kadar kolay başlıyorum.
  2. İlk adımı bloğun içine yazıyorum. “Dosyayı aç ve başlığı yaz” gibi. Bloğa geldiğimde düşünme yükü kalmıyor.
  3. Blokları kısa tutuyorum. Yarım saat ya da kırk dakika çoğu zaman yeterli. Uzun bloklar bana daha çok baskı gibi geliyor.
  4. Aralara tampon bırakıyorum. Bloklar arka arkaya dizilince biri kaydığında hepsi kayıyor. Beş ya da on dakikalık boşluk hem geçişi hem küçük gecikmeleri taşıyor.
  5. Boş bloklar da koyuyorum. Her şeyi doldurmak, planın ilk aksamada çökmesine yol açıyor. “Taşan işler” diye bir bloğum var; plandaki sapmalar orada eriyor.

Bu kuralların hiçbiri sert değil. Bazı günler dördüncüyü unutuyorum ve bunun bedelini hemen ödüyorum; sonraki gün tampon bırakıyorum. Bir bloğu kurarken en çok işe yarayan soru, “bunu yarın sabah yorgunken de yapabilir miyim?” oluyor. Cevap hayırsa bloğu küçültüyorum.

Örnek bir gün nasıl görünebilir?

Aşağıdaki sadece bir örnek; kendi günün büsbütün farklı olabilir:

  • Sabah ilk blok: En çok direnç hissettiğim iş, kısa bir süre ve yazılı bir ilk adım.
  • Ortada bir tampon: Su, ayağa kalkmak, pencereden bakmak.
  • İkinci blok: Orta zorlukta bir iş, mesela e-postaların ilk bir kısmı.
  • Öğleden sonra “taşan işler” bloğu: Sabah yetişmeyenler ve beklenmeyenler.
  • Akşama doğru hafif blok: Yarın için bir sonraki adımı yazmak.

Burada dikkat ettiğim şey, günün zor işini enerjimin en iyi olduğu zamana yerleştirmek. Hangi saatin bana iyi geldiğini ayrıca gözlemlemem gerekti; bu da kendi başına bir deneme konusu.

Her gün böyle gitmiyor. Kötü günlerde yalnızca iki blok kuruyorum ve geri kalanını bilerek boş bırakıyorum. Boş bırakmak da bir plan; bunu kendime izin olarak yazıyorum. Gün sonunda iki blok bile gerçekleştiyse günü “yapılmış” sayabiliyorum.

Plan bozulunca ne yapıyorum?

Bloklara başladığım ilk günlerde en büyük hatam, planı tutturamadığımda her şeyi çöpe atmaktı. Bir blok kaçınca “zaten bozuldu” deyip günün kalanını boş bırakıyordum. Zamanla iki şeyi öğrendim.

Birincisi, bozulan bloğu silmek yerine kaydırmak ya da küçültmek. Yarım saatlik bir iş yapılamadıysa, on dakikalık bir hâle getiriyorum. Küçük bir parça bile bloğu hayatta tutuyor.

İkincisi, bozulmayı bir hata değil bilgi olarak okumak. Eğer aynı blok üç gün üst üste tutmuyorsa, ya yanlış saate koymuşumdur ya da fazla büyüktür. Kendimi suçlamak yerine bloğu değiştiriyorum.

Her işi bloklamak da mümkün değil. Başkalarının hızına bağlı işler ya da ne kadar süreceğini hiç bilemediğim işler bloğa sığmıyor. Onlar için bloğu işin tamamına değil bir parçasına veriyorum: “araştır”, “taslağı çıkar”, “ilk üç maddeyi yaz” gibi. Böylece blok bitiş çizgisine değil, harekete bağlanıyor ve bir iş bitmese bile blok başarılı sayılabiliyor.

Blokları yalnız kurmak zorunda değilim

Planı kurmak bir şey, bloğa gerçekten oturmak başka bir şey. Bazı günler bloğu kuruyorum ama oturamıyorum. Böyle zamanlarda başka birinin yanında çalışmak yardımcı oluyor; ben bunun için MASA'yı geliştirdim, ama bir arkadaşla aynı odada ya da çevrimiçi aynı saatte çalışmak da aynı işi görebiliyor.

Önemli olan, bloğun bir söz gibi hissettirmemesi. Benim için blok, “bu saatte buradayım” diyen yumuşak bir buluşma noktası; kırılırsa başka bir saate taşınabilir.

Kendime not

Zaman bloklarını sevmemin nedeni, günümü kontrol etmemi sağlaması değil. Günümün ne kadar belirsiz olduğunu görüp o belirsizliğe küçük kutular koymamı sağlaması.

Bloklarım hâlâ sık sık bozuluyor. Bazen yanlış işi yanlış saate koyuyorum, bazen hiç oturmuyorum. Yine de ertesi gün yeni bir kutu açabilmek, hep başa dönüp “bu sefer olacak” demekten çok daha hafif. Eğer sen de planların çöktüğünde kendine sert çıkıyorsan, bloğu küçültmeyi dene; o da bir başarı. Başlangıç için yarın sadece tek bir blok kur, içine tek bir iş ve tek bir ilk adım yaz. Gerisini günün akışına bırakabilirsin.

Sık sorulanlar

Zaman bloklama DEHB'de işe yarar mı?

Bende yararlı oldu ama herkes için aynı sonucu vermeyebilir. Blokları kısa, esnek ve içlerinde tek bir iş olacak şekilde kurmak, yaklaşımı DEHB'ye daha uygun hâle getiriyor.

Zaman bloğu ile pomodoro arasındaki fark ne?

Pomodoro kısa bir çalışma-mola döngüsüdür. Zaman bloğu ise gününün belli bir kısmını belli bir işe ayırmandır; içinde istersen pomodoro da kullanabilirsin.

Plan bozulduğunda zaman bloklarını bırakmalı mıyım?

Gerek yok. Bozulan bloğu silmek yerine kaydırmak ya da küçültmek, yaklaşımı sürdürmeyi kolaylaştırıyor. Planın bozulması bir hata değil, günün doğal bir parçası.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir