Zamanlayıcıyı kurmadan hemen önce elim sayının üstünde duraklıyor. Yirmi beş mi, on beş mi, yoksa bugün hiç kurmasam mı? Bu küçük pazarlık, bazı günler işin kendisinden daha çok enerji alıyor.
Bir dönem bu sayıyı “doğru” seçmem gerektiğine inanıyordum. Sanki herkes için işleyen bir süre vardı ve ben onu bulamamıştım. Sonra esnek pomodoro fikrine yaklaştım: sayıyı aramak yerine sayıyı bir ayar gibi görmek. Bu yazıda o ayarı nasıl yaptığımı anlatıyorum.
Kısaca: Esnek pomodoro, çalışma süresini, mola süresini ve zil çaldığındaki kararını günün enerjisine ve işin türüne göre ayarlamak demek. DEHB'de sabit bir kalıba uymaya çalışmak yerine denemek ve ayarı değiştirmek, çoğu zaman daha az sürtünme yaratıyor.
Esnek pomodoro tam olarak ne demek?
Klasik yöntemde süreler sabit: önce çalışma, sonra mola, sonra yine çalışma. Esnek pomodoroda bu sabitliği bırakıp üç şeyi ayar olarak görüyorum:
- Çalışma süresi: Bugün, bu işte ne kadar kalabilirim?
- Mola süresi: Hangi uzunluk beni toparlıyor, hangisi dağıtıyor?
- Zil sonrası karar: Durmak mı, biraz daha sürmek mi, işi değiştirmek mi?
Burada önemli olan, ayarlamanın bir kaçış değil bir bilgi olması. Zamanlayıcıyı değiştirdiğimde kendime “bugün şu kadar enerjim var” demiş oluyorum. Bu da beni her gün aynı ölçüyle yargılamaktan kurtarıyor. Dün yirmi beş dakika dayandıysam bugün de dayanmak zorunda değilim; bunu kabullenmek, işe başlamamı bile kolaylaştırıyor.
Süreyi seçmeden önce kendime üç soru soruyorum
Sayıyı rastgele seçmek yerine kısa bir yoklama yapıyorum. Çok ciddi bir ölçüm değil, sadece birkaç saniyelik bir bakış:
- Bugün enerjim nasıl? Uykusuz, dağınık ya da yorgun bir günde on dakika bile bir kazanç olabiliyor. İyi bir günde uzun bir blok daha doğal geliyor.
- İş ne kadar ilgimi çekiyor? İlgimi çeken bir işte uzun süre kalabiliyorum. Sıkıcı bir işte ise kısa blok neredeyse şart.
- Başlamak mı zor, sürdürmek mi? Başlamak zorsa süreyi çok kısa tutuyorum; amaç sadece masaya oturmak. Sürdürmek zorsa daha sık molalı bloklar deniyorum.
Bu üç sorunun cevabı çoğu zaman sayıyı kendiliğinden söylüyor. Bazen cevap “yirmi dakika”, bazen “sadece beş dakika, o kadar”. İkisi de geçerli bir cevap.
Bir örnek vereyim. Cevaplamam gereken bir e-posta yığınının karşısındaysam, enerjim düşükse ve iş sıkıcıysa on dakikalık bir blok kuruyorum ve sadece ilk üç mesaja bakıyorum. Aynı sabah ilgimi çeken bir yazıyı toparlamaya oturduysam, kırk dakikayı bile kısa bulabiliyorum. İkisinde de aynı kişiyim; değişen, işin bana dokunuş biçimi.
Bir haftalık küçük deney
Hangi sürenin bana uyduğunu düşünerek bulamadım; denemeyle buldum. İşin güzel yanı, bu deneyin ciddi bir hazırlık istememesi. Benim izlediğim hafif düzen şöyle:
- Birkaç gün boyunca farklı süreler dene: kısa, orta, uzun.
- Her bloktan sonra tek cümlelik bir not al: “Başlamak kolaydı”, “ortada koptum”, “zil beni böldü”.
- Birkaç gün sonra notlara bak. Hangi süre hangi işte daha az sürtünme yarattı?
- Çıkan örüntüye göre iki üç “varsayılan” süre belirle. Mesela sıkıcı işler için kısa, ilgi çeken işler için uzun.
Bu deneyde kendimi değil süreyi notluyorum. “Ben yetemedim” demek yerine “bu süre bu işe fazla gelmiş” diyebiliyorum. Aradaki fark küçük görünüyor ama utanç duygusunu masadan kaldırıyor, geriye sadece bir ayar sorunu kalıyor.
Deneyin ilk günlerinde sonuçlar dağınık çıkabiliyor. Bir gün yirmi dakika harika geçiyor, ertesi gün aynı süre dayanılmaz geliyor. Bunu başarısızlık olarak değil, verinin doğası olarak okumaya çalışıyorum. Zaten “esnek” demenin sebebi de bu: Süreyi sabitlediğimde bu dalgalanmayı görmezden gelmiş oluyorum, esnetince onunla birlikte çalışabiliyorum.
Zil çaldığında ne yapıyorum?
Ayarlarım içinde en çok işime yarayanı zil sonrası karar oldu. Zil çaldığında üç seçenekten birini seçiyorum:
- Dur ve mola ver: Bedenim yorulmuşsa ya da gözüm bulanıklaşmışsa.
- Bir tur daha ekle: Akıştaysam beş ya da on dakika ek süre veriyorum.
- İşi değiştir: Bir yerde tıkandıysam mola değil, başka bir adım ya da başka bir iş gerekiyor.
Bu üçlü zili bir emir olmaktan çıkarıp bir kontrol noktasına çeviriyor. Zil çalınca kendime sorduğum soru “bitti mi?” değil, “şu an neye ihtiyacım var?” oluyor. Bu soruyu sormak bile, otomatik pilota bağlanmış gibi sürüklenmemi azaltıyor.
Esnek olmak ile savrulmak arasındaki fark
Her şey bu kadar pürüzsüz ilerlemiyor; esnekliğin de bir tuzağı var. Süreyi her blokta değiştirmeye başladığım dönemler oldu. Fark ettim ki bu bazen ayar yapmak değil, başlamamak için yeni bir yol bulmaktı: “Önce şu süreyi bir deneyeyim, hayır belki şu daha iyidir.” Bu döngüye girdiğimde zamanlayıcı bir araç olmaktan çıkıp bir oyalanma nesnesine dönüşüyordu.
Bu yüzden kendime küçük bir kural koydum: Süreyi blok başlamadan seçiyorum, bloğun ortasında değiştirmiyorum. Değiştirmek istiyorsam zil çalmasını bekliyorum. Kural katı değil; sadece “şimdilik bu” diyebilmemi sağlıyor.
Moladan dönmek de bende çoğu zaman en zor kısım. O yüzden molaya da süre koymak işe yarıyor. Mola, belirsiz bir boşluk olmaktan çıkıp sınırları belli bir ara oluyor ve dönüş bir karar yerine bir alışkanlığa yaklaşıyor.
Tabii ayar yapmanın kendisi de zor günlerde yük gibi gelebiliyor. O günlerde seçenek sunmak yerine tek bir varsayılan kullanıyorum: on dakika. Karar vermek yerine sadece başlıyorum.
Süre değişse de değişmeyenler
Süreyi esnettiğimde bile bende sabit kalan birkaç şey var:
- Başlamadan önce tek cümleyle “bu blokta ne yapacağım” yazıyorum.
- Kalan süreyi görebildiğim bir zamanlayıcı kullanıyorum.
- Bloğun sonunda küçük bir not alıyorum: nerede kaldım, sırada ne var?
Bu üç küçük sabit, süre değişse bile bir iskelet sağlıyor. Süre akışkan, iskelet sağlam. Böyle olunca bir blok yarım kalsa bile ertesi gün oradan devam etmek kolaylaşıyor.
Yani esnek pomodoro, “her şey serbest” demek değil. Bende işleyen, birkaç küçük sabit ile birkaç küçük ayarın birlikte durduğu bir düzen. Hangisinin sabit, hangisinin ayar olacağına da yine denemeyle karar veriyorum; bugün sabit olan yarın ayara dönüşebiliyor.
Kendime not
Esnek pomodoro bana bir şey öğretti: Kendi ritmimi bulmak, bir kural bulmaktan daha kalıcı. Bazı günler yine yanlış süreyi seçiyorum, zil beni kesiyor ya da blok çok uzun geliyor. O zaman süreyi değiştiriyorum, kendimi değil.
Eğer sen de her gün aynı süreyle aynı sonucu bekleyip kendine kızıyorsan, belki sorun sende değil, sayıdadır. Küçük bir deneme yap, notlarını tut ve ayarı kendine göre kur. Çok zorlandığın bir dönemde dikkatin hakkında konuşmak istersen, bir psikiyatrist ya da psikolog bu konuda yol gösterebilir.