Telefonuma üçüncü pomodoro uygulamasını indirdiğim gün, bir şeyin garip olduğunu fark ettim. Sorun uygulamada değildi; ben her denememde aynı yerde tıkanıyordum. Zil çalıyor, ben tam o cümlenin ortasındayken duruyor, beş dakika mola veriyorum ve geri dönmek bir türlü olmuyordu.
Pomodoro bana en çok önerilen teknikti. "25 dakika çalış, 5 dakika dinlen" kadar basit bir şey nasıl bu kadar zor olabilirdi? Bu yazıda DEHB'de pomodoronun neden her zaman beklendiği gibi işlemediğini ve onun yerine bende neyin daha çok tuttuğunu anlatıyorum.
Kısaca: Pomodoro DEHB'de bazı anlarda işe yarıyor ama sabit 25 dakikalık kalıp, hem hiperodaktayken kesintiye hem de başlangıçta geçiş zorluğuna takılabiliyor. Süreyi sabit tutmak yerine işe ve güne göre esnetmek, pomodoroyu daha kullanılabilir hâle getiriyor.
Pomodoro neden mantıklı görünüyor?
Fikir gerçekten iyi: Büyük bir işi küçük, yönetilebilir parçalara bölmek, aradan nefes almak. Kağıt üzerinde DEHB'de dikkatin kısa patlamalar hâlinde çalıştığı düşünülürse, bu teknik tam da ihtiyacım olan şey gibi görünüyordu.
Ben de öyle düşündüm. Zamanlayıcıyı kurdum, "25 dakika kesin dayanırım" dedim. Bazı günler gerçekten işe yaradı. Ama çoğu zaman iki noktada sıkıştım: ya 25 dakikaya hiç başlayamıyordum ya da başladığımda zil beni en yanlış anda kesiyordu.
Sabit 25 dakika neden herkese uymuyor?
DEHB'de dikkat süresi gün gün, iş iş değişiyor. Bazı sabahlar 10 dakika bile zor gelirken, bazı akşamlar bir işe 90 dakika kenetlenebiliyorum. Sabit bir süre, bu değişkenliği hesaba katmıyor.
En çok canımı sıkan kısım, tam akışa girdiğim anda zilin çalması oldu. O noktada durmak, sonradan geri dönmekten daha maliyetli geliyordu bana. Beş dakikalık mola, bazen yirmi dakikaya uzuyordu çünkü geri dönüş için gereken zihinsel geçiş bir türlü olmuyordu.
Diğer taraftan bazı günler 25 dakika başlamak için bile çok uzun geliyordu. "25 dakika" diye düşünmek, işin kendisinden daha ürkütücü bir hedefe dönüşüyordu. Küçük bir iş için büyük bir çerçeve kurmak, başlamayı zorlaştırıyordu.
Zil çalınca neden kopuyorum?
Bunu fark ettiğimde biraz rahatladım: Sorun disiplinsizlik değildi, bir işten çıkıp başka bir ritme geçmekti. DEHB'de bir işe geçiş yapmak zaten emek istiyor; pomodoro beni hem işe girerken hem işten çıkarken bu geçişle iki kere karşı karşıya bırakıyordu.
Bazı işlerde bu kesinti gerçekten yararlı; dinlenmem gerektiğini unutmamı sağlıyor. Ama ilgimi tam yakalamış bir işte, zil bir yardımcıdan çok bir engele dönüşüyordu.
Bana daha çok yardımcı olan değişiklikler
Pomodoroyu tamamen bırakmadım, ama kalıbı kendime göre bozdum. Bunlar bende işe yarayan değişiklikler:
- Süreyi işe göre seçmek. Sıkıcı bir iş için 10–15 dakika, ilgimi çeken bir iş için 45–60 dakika gibi değişken bloklar.
- Zili "bitir" değil "kontrol et" olarak görmek. Zil çaldığında otomatik durmuyorum, "devam edeyim mi, mola mı vereyim" diye kendime soruyorum.
- İlk molayı atlamak. Akışa girdiğim anlarda ilk zili görmezden gelip, ikinci zile kadar devam ediyorum.
- Molaya net bir süre koymak. Molanın kendisi de sınırsız olunca dönüş zorlaşıyor; molaya da bir zamanlayıcı koymak dönüşü kolaylaştırıyor.
- Günün diline göre süreyi değiştirmek. Zor bir sabahta 10 dakikayı hedef koymak, kendimi "başarısız" hissettirmeden başlamamı sağlıyor.
Pomodoro her zaman yanlış mı?
Değil. Bazı işlerde, özellikle net başı ve sonu olan görevlerde pomodoronun sabit yapısı hâlâ işime yarıyor. Sorun teknikte değil, onu tek bir doğru şekilde kullanmaya çalışmamdaydı. Esnetildiğinde, pomodoro bir kalıptan çok bir iskelete dönüşüyor; üzerine kendi ritmimi kurabildiğim bir iskelet.
Kendime göre bir zamanlayıcı ritmi nasıl buldum?
Pomodoroyu tamamen bırakmak yerine, onu kendime göre esnetmeye karar verdiğimde işler değişti. Bunu bir deneme gibi yaptım; doğru cevabı aramadım, sadece neyin bende daha az sürtünme yarattığını izledim.
İzlediğim yol kabaca şöyleydi:
- Önce çok kısa başladım. Yirmi beş dakika gözümü korkutuyordu, bu yüzden on dakikayla başladım. On dakika, “bunu yapabilirim” dedirtecek kadar kısaydı.
- Akış gelirse zili ertelemeyi kendime izin olarak yazdım. Kurala göre zil çalınca durmam gerekiyordu, ama dalmışsam durmak beni geri getirmesi zor bir yerden koparıyordu. Artık akıştaysam devam ediyorum, sadece arada su içip ayağa kalkıyorum.
- Molayı ekransız tuttum. Mola sırasında telefona bakarsam geri dönmem çok zorlaşıyordu. Kısa bir yürüyüş, pencereden bakmak ya da bir bardak çay, ekrandan çok daha iyi bir ara oluyordu.
- Zamanlayıcıyı görünür yaptım. Kalan süreyi görmek, zaman körlüğüne karşı bana küçük bir tutunma noktası verdi.
Bugün kullandığım ritim tek bir sayı değil. Sabahları daha kısa bloklar, öğleden sonra bazen daha uzunları. Bazı günler hiç zamanlayıcı kullanmıyorum. Önemli olan tekniğe sadık kalmak değil, beni masaya oturtup işin başında tutan ritmi bulmak.
Birinin yanında, ortak bir zamanlayıcıyla çalıştığım günlerin ayrıca kolay geçtiğini de söylemeliyim. Zil benim değil de masanın zili olunca, durmak ve yeniden başlamak daha az kişisel geliyor.
Son söz
Pomodoroyu bırakmadım ama ona itaat etmeyi de bıraktım. Şimdi zamanlayıcıyı bir patron gibi değil, bir öneri gibi görüyorum: Uyarsa kullanıyorum, uymazsa süreyi değiştiriyorum. Eğer sen de pomodoroyu denedin ve işlemedi diye kendini eksik hissettiysen, bunun teknikle ilgili bir şey olabileceğini bilmeni isterim. Çözüm, tekniğe daha sıkı sarılmak değil, onu kendine göre bükmek olabilir.