Tek işe odaklanmak: DEHB'de çoklu görevden çıkmak

Aynı anda beş işi yürütmeye çalışırken hiçbirini bitirememek tanıdık geldi mi? Tek işe odaklanmak için DEHB'de neleri denediğimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir ara aynı anda beş iş yaptığımı sanıyordum. Bir sekmede e-posta, bir diğerinde yarım kalmış bir belge, yanında açık bir arama sayfası, masada başka bir iş için çıkardığım kâğıtlar. Gün sonunda bakınca beşine de beşer dakika bakmışım ve hiçbiri bitmemişti.

Bunu uzun süre “çok yönlülük” sandım. Meğer ben çoklu görev yapmıyordum; bir işten diğerine sıçrıyordum. Bu yazıda tek işe odaklanmanın bende nasıl göründüğünü, nelerin işe yaradığını ve nelerin yaramadığını anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'de çoklu görev çoğu zaman aynı anda iş yapmak değil, işler arasında sıçramak anlamına geliyor ve her sıçrayış enerji yiyor. Masada tek iş bırakmak, aklına gelenleri kenara yazmak ve tek bir ilk adım belirlemek, tek işe odaklanmayı kolaylaştırabiliyor.

Aynı anda çok iş yapmak neden cazip geliyor?

Çoklu görev bana ilk bakışta iyi bir strateji gibi geliyordu. Bir iş sıkıcılaşınca diğerine geçiyordum ve her geçişte küçük bir tazelik hissediyordum. Beynim yeni bir şeye dönünce bir an canlanıyordu.

Bunun bedeli ise sonradan çıktı. Geçiş yaptığım her işin bağlamını yeniden kurmam gerekiyordu: nerede kalmıştım, neden buradaydım, sıradaki adım neydi? Bu yeniden kurma işi görünmez ama yorucu. Gün bittiğinde ortada çok az somut ilerleme vardı ama ben bir hayli yorulmuştum.

Çoklu görev bende bazen sıkılmaktan kaçmanın bir yolu oldu. İşin zor yerine geldiğimde, başka bir şeye bakmak büyük bir rahatlama gibi geliyordu. Ama zor yerden kaçınca iş de hiç ilerlemiyordu; sadece zor yer sürekli ertelenmiş oluyordu.

Tek işe odaklanmak benim için neye benziyor?

Tek işe odaklanmak, kusursuz bir konsantrasyon hâli değil. Benim için daha çok “şu an burada neye bakıyorum?” sorusuna tek bir cevap verebilmek. Dağılıyorum, evet; ama dağıldığımda dönecek tek bir yerim var.

Pratikte bunu üç parçayla kuruyorum:

  • Masada tek iş: Diğer işlerin kâğıtlarını, dosyalarını, sekmelerini kapatıyorum ya da gözden uzaklaştırıyorum. Göremediğim iş bana seslenmiyor.
  • Tek cümlelik hedef: “Şu bölümün ilk paragrafını yazacağım” gibi. “Raporu bitireceğim”den çok daha az korkutucu.
  • Bir bitiş işareti: Bu bloğu ne zaman “yeterli” sayacağımı baştan biliyorum. Örneğin bir sayfa, bir liste ya da belirli bir süre.

Bu üçü yan yana gelince, tek işte kalmak irade işi olmaktan çıkıp bir düzenleme işine dönüşüyor. Dikkatimi zorlamıyorum; dikkatimin dağılabileceği alanı küçültüyorum.

Bu yaklaşımın güzel yanı, kendime “yeterince çabalamıyorsun” demeyi gereksiz kılması. Bir işe tek başına bakamadığım zaman, bunu bir karakter eksikliği olarak değil, masanın fazla kalabalık olması olarak okuyorum. Masayı sadeleştirmek her zaman daha kolay, çünkü masa karşılık vermiyor; ben ise bazen veriyorum.

Tek işe geçmek için küçük adımlarım

Bir gün tüm alışkanlığımı değiştirmeye çalışınca bir hafta bile dayanamadım. Küçük adımlar daha kalıcı oldu:

  1. Önce bir işi seçiyorum. O günün en önemli işini değil, o anki bloğun işini. Seçmek karar yükü getirdiği için, çoğu zaman en kolay başlanacak olanı seçiyorum.
  2. Diğer işleri görünmez bir yere koyuyorum. Sekmeleri kapatmak, dosyayı çekmeceye koymak ya da ekranı tek pencereyle sınırlamak yetiyor.
  3. Aklıma gelen başka işi tek satırla not ediyorum. O iş kaybolmayacak diye bildiğim anda, zihnim onu tutmayı bırakabiliyor.
  4. Takılınca işi değiştirmiyorum, adımı küçültüyorum. “Bu paragraf zor” dediğimde başka işe kaçmak yerine paragrafı bir cümleye indiriyorum.
  5. Bloğun sonunda kısa bir mola veriyorum. Ancak mola bittiğinde yeniden tek bir iş seçiyorum, iki değil.

Dördüncü madde benim için en önemlisi. Zor yerde başka işe geçmek, çoklu görevin en sinsi biçimi; çünkü o anda “üretken” hissettiriyor. Oysa yalnızca sürtünmeden kaçmak oluyor.

Denediğim ama işe yaramayan şeyler

Her şey ilk seferde tutmadı. Kendime “bugün sadece tek iş yapacağım” diye katı kurallar koyduğum günlerde, kuralı bozduğum an hepsini bırakıp yeniden eski çoklu göreve döndüm. “Ya hep ya hiç” tutumu bende işe yaramadı; küçük bir kayma bütün düzeni çöpe attırıyordu.

Bir de tek işi seçerken fazla düşünmek, seçimin kendisini bir erteleme biçimine çevirdi. Şimdi seçimi mümkün olduğunca çabuk yapıyorum. Yanlış seçtiysem blok bittiğinde değiştiririm; o küçük risk, uzun bir tartmadan iyi.

Üçüncüsü, bütün işleri tek bir uzun listede tutmak. Liste uzadıkça “tek işi seçmek” bir sınava dönüşüyor. Bende “şimdi” ve “sonra” diye iki kısa sütun yetiyor; “şimdi” sütununda en fazla bir iş duruyor.

Yarım kalan işler beni neden rahatsız ediyor?

Tek işe odaklanınca fark ettiğim ilginç bir şey var: Diğer işleri bırakmak, onların yarım kalacağı hissini artırıyor. Aklım, “şunu da unutma, bunu da yap” diye sürekli yoklama yapıyor.

Bu hissi tamamen yok edemiyorum ama hafifletebiliyorum. Yarım işi bırakırken, nerede kaldığımı ve bir sonraki adımı tek cümleyle yazıyorum. O işe döndüğümde sıfırdan başlamıyorum; bir önceki ben, bir sonraki bene küçük bir not bırakmış oluyor. Not iyi yazılınca, yarım iş gözümde bir yük olmaktan çıkıp bekleyen bir yer imine dönüşüyor.

Bunu yaparken bir şeye dikkat ediyorum: Notu işin ortasında değil, bloğun son iki dakikasında yazıyorum. İşin tam akışında nota ara vermek beni kopardığı için, kendime bu küçük kapanış ritüelini ayırdım. Kapanışı bir ödül gibi görmeye çalışıyorum; çünkü ertesi günün ilk adımını bugünden hazırlamak, yarınki bene yapabileceğim en nazik şeylerden biri.

Çoklu görev ne zaman sorun olmuyor?

Dürüst olmak gerekirse çoklu görevi tamamen kötülemiyorum. Dikkat gerektirmeyen işler yan yana yürüyebiliyor. Katlanır çamaşırları dinlerken bir şey düşünmek, yürürken bir fikri evirip çevirmek, bulaşık yıkarken zihnimi gezdirmek gibi.

Sorun, iki işin de dikkatimi istediği durumlarda başlıyor. Bir belge yazarken aynı anda mesajlara bakmak gibi. O zaman ikisi de yarım kalıyor ve ben ikisinden de memnun olmuyorum. Ayrımı basitçe şöyle yapıyorum: Zihnimi ve gözümü birlikte isteyen işler tek başına; ellerim meşgulken zihnimin serbest kalabildiği işler yan yana. Bu ayrım bana “her şeyi tek tek yapmalıyım” baskısını da hafifletti; çünkü bazı işleri birlikte yürütmek de mantıklı olabiliyor.

Kendime not

Tek işe odaklanmak benim için sakin bir ruh hâlinden çok, küçük bir düzeneğe dönüştü: tek iş, tek cümle, tek bitiş işareti. Hepsini her gün tutturamıyorum. Bazı günler yine beş sekmeyle başlıyorum ve öğleden sonra hepsinin ortasında kalıyorum.

O günlerde kendimi eleştirmek yerine, sadece sekmelerin çoğunu kapatıp tek bir şey seçiyorum. Bunu yapabildiğim her an, günün geri kalanını yeniden kurmak için yeterli bir başlangıç oluyor. Yarın denemek istersen, sadece ilk bloğunda masayı sadeleştir ve tek bir iş seç. Gerisini nasıl gideceğini görerek karar verebilirsin. Çok zorlandığını ve dikkat sorunlarının günlük hayatını belirgin biçimde etkilediğini düşünüyorsan, bir uzmanla konuşmak iyi bir adım olabilir.

Sık sorulanlar

DEHB'de çoklu görev yapmak neden bu kadar yorucu?

Her geçişte zihin işin bağlamını yeniden kurmak zorunda kalıyor ve DEHB'de bu geçişler zaten zorlayıcı olabiliyor. Bu yüzden aynı anda çok iş yürütmek hem yoruyor hem de işlerin yarım kalmasına yol açabiliyor.

Tek işe odaklanmak için ne yapabilirim?

Masada tek bir iş bırakmak, o işin ilk adımını yazmak ve aklına gelen diğer şeyleri bir kenara not etmek yardımcı olabiliyor. Bende küçük ve görünür düzenlemeler, büyük kararlardan daha iyi çalıştı.

Çoklu görev hiçbir zaman işe yaramaz mı?

Her durumda kötü değil. Dikkat gerektirmeyen, el işine dayalı işleri birlikte yürütmek bazen sorun olmuyor. Zorlanma, dikkat isteyen iki işi aynı anda yürütmeye çalışınca başlıyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir