"Hiçbir şey yapmak istemiyorum" ile "Yapmak istiyorum ama yapamıyorum" arasında ince ama derin bir fark var. Uzun süre bu iki cümle arasında gidip geldim ve hangisinin bana ait olduğunu bilemedim. Bazı günler biri, bazı günler öteki doğru gibi geliyordu. Bazı günler ise ikisi aynı anda.
DEHB ve depresyon, birbirine en çok karıştırılan iki durumdan. Bu yazıda neden karıştıklarını, içeriden nasıl hissettirebildiklerini ve neden bu ayrımı kendi başına yapmaya çalışmaman gerektiğini anlatmak istiyorum. Uzman değilim; tanı koyamam ve koymayacağım. Ama bu karışıklığın içinde kaybolmanın ne demek olduğunu biliyorum.
Kısaca: DEHB ve depresyon bazı belirtileri paylaşır: odaklanma güçlüğü, yorgunluk, bir işe başlayamamak ve isteksizlik. İki durum birlikte de görülebilir. Bu yüzden ayrımı kendi başına yapmaya çalışmak yerine bir psikiyatriste başvurmak en doğrusu. Kendine zarar verme düşüncelerin varsa beklemeden destek al.
DEHB ve depresyon hangi noktalarda benziyor?
İki durumun dışarıdan birbirine benzeyen yanları var. Bunları yan yana koyduğumda, neden bu kadar sık karıştırıldıklarını daha iyi anlıyorum:
- Odaklanma güçlüğü: İkisinde de bir işe dikkat vermek, okuduğunu anlamak ya da bir konuşmayı takip etmek zorlaşabiliyor.
- Başlayamamak: Basit işler bile dağ gibi görünebiliyor ve insan saatlerce aynı yerde kalabiliyor.
- Yorgunluk: Fiziksel bir şey yapmadan da tükenmiş hissetmek her ikisinde de anlatılan bir deneyim.
- Uyku sorunları: Uykuya dalmakta zorlanmak, düzensiz uyumak ya da dinlenmeden uyanmak.
- Kendine dair olumsuz düşünceler: "Ben neden böyleyim?" sorusu, iki durumda da sık sorulan bir soru.
Bu benzerlikler, tek bir belirtiye bakarak hangi durumun söz konusu olduğunu anlamanın neden mümkün olmadığını gösteriyor.
Bir de şunu fark ettim: Bu belirtiler hayatın farklı dönemlerinde farklı yoğunluklarda ortaya çıkabiliyor. Yoğun bir iş dönemi, bir kayıp, bir taşınma ya da uzun süren bir belirsizlik, DEHB'li olsun ya da olmasın herkesin ruh hâlini ve odağını etkileyebiliyor. Bu da tabloyu dışarıdan okumayı daha da zorlaştırıyor.
İçeriden fark edebildiğim nüanslar
Burada anlatacaklarım bir ayırt etme yöntemi değil; sadece kendi deneyimimde ve DEHB'li insanlarla konuşmalarımda fark ettiğim bazı nüanslar. Herkes için geçerli olmayabilirler ve kesinlikle bir değerlendirmenin yerini tutmazlar.
İstek var mı?
DEHB'nin zorladığı günlerde, içimde çoğu zaman bir istek oluyor. Yapmak istediğim şeyler var, hatta bazen çok fazla var. Sorun, o isteği eyleme dönüştürmekte. Ama genel olarak zor bir dönem geçirdiğim zamanlarda, bu istek de solgunlaşabiliyor. Eskiden sevdiğim şeyler bile renkten düşüyor.
İlgi çeken bir şeye tepki
DEHB'li biri olarak, çok ilgimi çeken bir şey karşıma çıktığında hâlâ bir kıvılcım hissediyorum. Bu kıvılcım bazen beni saatlerce o işe bağlayabiliyor. Ruh hâlinin genel olarak düştüğü dönemlerde ise o kıvılcım da sönükleşebiliyor.
Zaman çizgisi
DEHB çocuklukta başlayan ve genellikle uzun süre eşlik eden bir durum. Depresyon ise çoğu zaman belirli dönemlerle tanımlanır. Ama bu ayrım da kesin değil; çünkü bir insan hem hayat boyu süren DEHB ile hem de zaman zaman gelen depresif dönemlerle yaşayabilir.
Tekrar vurgulamak istiyorum: Bu nüanslar en fazla bir uzmana götürülecek soruların hazırlanmasına yardımcı olabilir. Kendi kendine karar vermenin aracı değiller.
Yıllarca zorlanmanın bıraktığı iz
DEHB ile depresyonun ilişkisinde benim en çok düşündüğüm konu, uzun süre fark edilmeyen DEHB'nin insanda bıraktığı iz. Yıllarca "dağınık", "sorumsuz", "kendini toparlayamayan" biri olarak görülmek ve kendini öyle görmek, zamanla insanın ruh hâline ağırlık yapabiliyor.
Her gün aynı hataları tekrar etmek, her seferinde "bir dahakine" deyip yine aynı noktaya dönmek, insanın kendine olan inancını aşındırabiliyor. DEHB'li pek çok insan, bu birikmiş yorgunluğun ve hayal kırıklığının zamanla daha derin bir karamsarlığa dönüştüğünü anlatıyor.
Bu, her DEHB'li insanın depresyon yaşayacağı anlamına gelmiyor. Ama iki durumun neden sıkça birlikte konuşulduğunu anlamama yardımcı oldu. Ve bu ilişkiyi bilmek, kendi zor dönemlerime daha şefkatle bakmamı sağladı.
Bir de tersinden bakmak gerekiyor: Ruh hâli düştüğünde, DEHB'nin zaten zorladığı alanlar daha da zorlaşabiliyor. Başlamak daha ağır, unutmak daha sık, düzen kurmak neredeyse imkânsız hâle gelebiliyor. Bu yüzden iki durum birlikte olduğunda biri diğerinin yükünü artırabiliyor. Bu da desteğe ulaşmanın neden önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Neden kendi başına ayırt etmeye çalışmamalısın?
İnternet, kendimizi anlamak için harika bir başlangıç noktası. Ama bir yere kadar. DEHB ve depresyon söz konusu olduğunda, kendi başına sonuca varmaya çalışmanın birkaç riski var:
- İkisi birlikte olabilir. Birini fark edip diğerini gözden kaçırmak, ihtiyacın olan desteğin eksik kalmasına yol açabilir.
- Başka durumlar da benzer görünebilir. Uyku sorunları, bazı fiziksel sağlık sorunları ve yoğun stres de benzer belirtilere yol açabilir.
- Hangi durumun ön planda olduğu önemli. Bu, sana önerilecek destek yolunu da etkileyebilir.
- Yanlış bir etiket, yardım aramayı geciktirebilir. "Ben sadece DEHB'liyim, bu normal" ya da "Ben sadece biraz moralsizim" demek, ciddi bir durumu gözden kaçırmana neden olabilir.
Bu yüzden, eğer odaklanamıyor, başlayamıyor ve uzun süredir kendini tükenmiş hissediyorsan, bir psikiyatriste başvurman en sağlıklı adım. Gözlemlerini, ne zamandan beri böyle hissettiğini ve çocukluğuna dair hatırladıklarını not almak, bu görüşmede işine yarayabilir.
Görüşmeye giderken her şeyi mükemmel anlatmak zorunda olmadığını da hatırlatmak isterim. Aklındakileri dağınık bir liste hâlinde yazmak, unutacağını düşündüğün şeyleri telefonuna not etmek ya da güvendiğin birinden gözlemlerini paylaşmasını istemek yeterli olabilir. Uzmanlar o dağınıklığı birlikte toparlamak için orada.
Zor bir dönemdeysen
Bunu ayrı bir başlık olarak yazmak istedim, çünkü önemli. Eğer uzun süredir umutsuz hissediyorsan, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorsan ya da kendine zarar verme düşüncelerin varsa, bunu tek başına taşımak zorunda değilsin.
Lütfen beklemeden bir psikiyatriste, psikologa ya da güvendiğin bir sağlık profesyoneline ulaş. Acil bir durumdaysan ya da kendini güvende hissetmiyorsan 112'yi ara. Güvendiğin birine durumunu anlatmak da önemli bir adım olabilir.
Son söz
"Hiçbir şey yapmak istemiyorum" ile "Yapmak istiyorum ama yapamıyorum" arasındaki farkı düşünmek, benim için kendimi anlamanın başlangıçlarından biriydi. Ama gerçek netlik bir yazıdan ya da bir cümleden değil, bir uzmanla yapılan dikkatli bir değerlendirmeden gelir.
Eğer sen de bu iki cümle arasında gidip geliyorsan, kendini bir etikete sıkıştırmak zorunda değilsin. Sadece yardım istemen yeterli. Gerisini birlikte çözmek için orada insanlar var.