Bir şeye ilk kez tutulduğum günleri çok severim. Her şey parlak, her şey mümkün. Saatlerce bir konunun içinde kaybolur, yeni şeyler öğrenir, kafamda yüz tane plan kurarım. Birkaç hafta sonra ise sessizlik. O parlaklık nasıl geldiyse öyle gidiyor ve geriye “neden devam edemedim” sorusu kalıyor.
Bu döngüyle uzun süre kavga ettim. Kendime iradesiz dedim, ciddiye alınmayacak biri olduğumu düşündüm. Sonra tutkuya başka bir gözle bakmayı denedim: onu alev gibi değil, kor gibi taşımayı. Bu yazıda DEHB ve tutkuyu sürdürmek üzerine fark ettiklerimi anlatıyorum; ama kesin bir reçete olduğunu söylemiyorum. Bende işe yarayan şeyleri paylaşıyorum.
Kısaca: DEHB'de tutku genelde alev gibi yanıp hızlı sönebiliyor, çünkü yenilik ve heyecan güçlü bir yakıt. Tutkuyu sürdürmek için onu kontrol etmek yerine ritmini anlamak, ölçeği küçültmek, yenilik katmak ve dinlenme dönemlerine izin vermek bana yardımcı oldu. Soğumak her zaman bitiş demek değil.
Tutku neden bu kadar çabuk sönüyor gibi görünüyor?
Bir şeye ilk başladığımda zihnim ona yoğun biçimde ilgi duyuyor. Yenilik, merak ve keşif birbirine karışıyor ve bana inanılmaz bir enerji veriyor. Ama bu enerjinin bir kısmı yeniliğin kendisinden geliyor. Konu tanıdık hale geldiğinde, öğrenme eğrisi düzleştiğinde ve işin sıradan kısımları göründüğünde, yakıt azalıyor.
Dışarıdan bakan biri bunu “ilgisini kaybetti” diye okuyabilir. İçeriden ise farklı hissettiriyor: hâlâ önemsiyorum, ama o ilk günlerin coşkusu yok ve o coşkusuz zeminde ilerlemek zor geliyor. Aradaki farkı anlamak benim için önemli bir adım oldu. İlgim sönmemişti, sadece yoğunluğu değişmişti.
Burada kendimi suçlamayı bıraktım. Nasıl yandığım benim seçimim değil; ama sonrasında ne yaptığım üzerinde bir miktar söz hakkım var.
Alev yerine kor: tutkunun ritmini tanımak
Çok dalgalı bir yapım olduğunu kabul edince, tutkunun ritmini gözlemlemeye başladım. Benim için bir şey genellikle üç evreden geçiyor:
- Parlama. Her şey yeni, enerji yüksek, her gün saatlerce çalışabiliyorum.
- Düşüş. Heyecan azalıyor, bazı günler hiç dokunmak istemiyorum. İşte bu noktada çoğu zaman bırakıyordum.
- Kor. Daha sakin, daha düşük yoğunluklu bir ilgi. Haftada birkaç kez, kısa sürelerle yapılabilen bir bağ.
Asıl fark, düşüşü bir son sanmayı bırakıp, kor evresine geçiş olarak görmeye başlamamdı. Kor, alev kadar gösterişli değil, ama daha uzun yanıyor.
DEHB'de tutkuyu sürdürmek için denediklerim
Aşağıdaki şeyler benim için bir formül değil, deneme yanılmayla bulduğum küçük düzenler.
Ölçeği küçültmek
İlk günlerdeki tempoyu sürdürmeye çalışmak beni hızla tüketiyordu. Şimdi başlangıçtan itibaren minimum bir tempo belirliyorum: günde on dakika, haftada üç gün gibi. Bu, parlama dönemi bittiğinde bile yapabileceğim bir ölçü olmalı. Küçük ölçek, tutkuyu bir yük olmaktan çıkarıyor.
Yenilik katmak
Aynı şeyi aynı biçimde yapmak beni sıkıyor. Bu yüzden tutkuma küçük yenilikler ekliyorum: farklı bir mekânda çalışmak, farklı bir alt konuya yönelmek, yeni bir araç denemek. Konuyu değiştirmeden, deneyimi tazeliyorum.
Başlama ve bitirme ritüeli
Tutkum olan şeye başlarken küçük bir ritüelim var: aynı müziği açmak, aynı bardağı yanıma almak. Bu, zihnimin “şimdi o işin vakti” demesini kolaylaştırıyor. Bitirirken de bir sonraki adım için tek bir not bırakıyorum. Böylece sonraki seferde nereden başlayacağımı düşünmek zorunda kalmıyorum.
Başkalarını işe katmak
Yalnız yaptığım şeyler çabuk sönüyor. Başkasıyla paylaştığım, düzenli bir buluşmam ya da birinin merakla “nasıl gidiyor” dediği şeyler ise daha uzun yaşıyor. Burada rekabet ya da gösteriş aramıyorum; sadece benim dışımda bir ritmin var olması beni taşıyor. Bazen sessiz bir ortamda yanımda biri çalışıyor olması bile yetiyor.
Düşüş gününde tek bir soru
Heyecanın çekildiği günlerde “yapmalı mıyım” sorusu beni hemen kilitliyor. Bunun yerine kendime daha küçük bir soru soruyorum: Bugün bu işe değmenin en küçük hali ne olurdu?
Bazen cevap bir sayfa okumak oluyor. Bazen dosyayı açıp kapatmak. Bazen sadece masanın üstüne işin malzemesini koymak. Bu kadar küçük bir adım, “bugün hiç dokunmadım” hissini engelliyor ve bağı kopmamış tutuyor. Çoğu zaman o küçük adım beni biraz daha ileri götürüyor; götürmediği günlerde de sorun yok, çünkü hedef zaten oydu.
Bir de şunu fark ettim: düşüş günlerinde işin kendisi yerine, işin çevresine yönelmem yardımcı oluyor. Notlarımı düzenlemek, eski bir kaydı yeniden okumak, ilham aldığım bir şeye bakmak. Bunlar tam anlamıyla ilerleme sayılmayabilir, ama kor yanık kalıyor.
Tutku ile sürekli çaba aynı şey değil
Toplumun tutkuya bakışında bir beklenti var: gerçekten tutkuluysan her gün aynı istekle yaparsın. Bunu duyunca kendimi sık sık yetersiz hissettim, çünkü bende tutku bir çizgi değil, bir dalga gibi işliyor.
Şimdi şöyle düşünüyorum: tutku bir duygu, süreklilik ise bir düzen. Duygu gelip gidebilir; düzen ise duygusuz günlerde de beni taşıyan küçük bir iskelet. İkisini birbirine karıştırdığımda ya kendime yükleniyorum ya da tutkuyu tamamen bırakıyorum.
Bu yüzden iskeleti duygudan bağımsız kurmaya çalışıyorum: sabit bir saat, sabit bir yer, küçük bir görev. Duygu geldiğinde iskelet onu karşılıyor, gelmediğinde de iş yürümeye devam ediyor.
Soğumak her zaman bitmek değildir
Bir de şunu kabul etmem gerekti: bazı şeyler gerçekten bitiyor ve bu tamamen normal. Tutkum olan her şeyi sonsuza kadar sürdürmek zorunda değilim. Bir şeyden öğrenmem gereken şeyi öğrenmiş ve yolumu başka yöne çevirmiş olabilirim.
Kendime sorduğum sorular şunlar:
- Bu şeyin soğumasının arkasında sıkıntı mı var, yoksa sadece yoğunluk mu düştü?
- Bırakırsam özleyeceğim bir şey var mı?
- Küçük bir tempoyla devam etmek bana huzur veriyor mu, yoksa baskı mı yaratıyor?
- Bırakmam gerekiyorsa, bunu bir başarısızlık olarak mı yoksa tamamlama olarak mı yaşıyorum?
Bu sorulara cevap verdiğimde karar vermek kolaylaşıyor. Bırakmak da bir seçim, ve bu seçimi suçluluk olmadan yapabilmek benim için büyük bir kazanç.
Dinlenme dönemlerine izin vermek
Tutkuyu sürdürülebilir kılmanın bir parçası da, ona ara vermeye izin vermek. Bazı dönemler hiçbir şey yapmak istemiyorum ve bu, ilgimi kaybettiğim anlamına gelmiyor. Zihnim ve bedenim dinleniyor olabilir.
Eskiden bu aralardan sonra geri dönmek bana çok utandırıcı geliyordu. “Ne kadar zamandır dokunmadım” diye kendimi cezalandırıyordum. Şimdi küçük bir dönüş cümlesi var: “Geri döndüm, bugün sadece on dakika.” Bu cümle çoğu zaman yeterli.
Çevrenin “yine mi” bakışı
Bir de başkalarının bakışı var. Yeni bir şeye heyecanla başladığımı anlattığımda, bazen karşımdaki “bu da geçer” diyen bir gülümsemeyle bakıyor. Haksız da değil, geçmişte çok şeye böyle başladım. Ama bu bakış bazen beni peşinen yenilmiş hissettiriyor.
Artık tutkumu anlatırken beklentiyi baştan küçük tutuyorum: “Bir süre denemek istiyorum, nasıl gidecek göreceğim.” Bu, hem kendime hem çevreme bir söz yükü bindirmiyor. Süreklilik gelirse güzel; gelmezse de kimseye verilmiş büyük bir söz bozulmuyor.
Kendime not
Tutkuyu sürdürmek, ilk günkü heyecanı korumak demek değil. Heyecan gelip gidecek. Benim işim, o gidince de kapıyı aralık bırakmak. Alevi her gün yeniden yakmaya çalışmak yerine, korun sönmemesine dikkat etmek.
Sen de sevdiğin bir şeye bugün küçücük bir yer ayırabilirsin. Beş dakika, bir sayfa, tek bir adım. Tutku büyük sahnelerde değil, küçük ama düzenli yer açmalarda yaşıyor.