Duş suyunun altındayım, ellerim sabunlu ve aklıma bir fikir geliyor. Çok iyi bir fikir. Tam yazılacak bir şey. “Akşam yazarım” diyorum kendime. Akşam olduğunda ise elimde yalnızca bir his var: güzel bir şey düşünmüştüm ama ne olduğunu hatırlamıyorum.
Bu sahneyi çok yaşadım. Ani gelen fikirleri yakalamak benim için küçük ama sürekli bir mesele. Fikirlerin gelmesi sorun değil, hatta bazen gelmeleri en sevdiğim şey. Sorun, onların geldikleri kadar hızlı gitmeleri. Bu yazıda DEHB'li zihnin ilhamını kaybetmeden nasıl tutabileceğime dair denediklerimi anlatıyorum.
Kısaca: Ani gelen fikirleri yakalamak için en önemli şey, kaydetmeyi mümkün olduğunca kolay hâle getirmek: tek bir yer, çok az çaba ve hemen. Fikri kaydetmek ile onu hayata geçirmek ayrı işler. Önce yakalıyor, sonra sakin bir anda eliyorum.
Fikirler neden bu kadar çabuk kayboluyor?
Kendi deneyimimden söyleyebilirim: bir fikir aklıma geldiğinde onu çalışma belleğimde tutuyorum. Ama başka bir şey dikkatimi çektiğinde, o fikir çoğu zaman sessizce yok oluyor. Kimse silmiyor, sadece yeri başka bir şeye veriliyor.
Bu, fikirlerin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Daha çok, zihnimin bir anda birçok şeyi tutmakta zorlandığı anlamına geliyor. Dikkatim hareketli olduğundan, bir fikrin yaşam süresi bazen birkaç dakikadan kısa oluyor.
Bir de fikirlerin geldiği yerler tuhaf. Genellikle ellerim meşgulken ya da zihnim gevşekken geliyor: duş, yürüyüş, yatmadan önce, bulaşık yıkarken, bir şeyle sıkılırken. Not alabileceğim bir anda değil. Tam bu yüzden yakalamak için bir düzene ihtiyacım var; çünkü anın kendisi bana yardım etmiyor.
Ani gelen fikirleri yakalamak için tek bir yer
Benim en büyük hatam, fikirleri çok yerde tutmaktı. Bir defter, telefonda üç not uygulaması, kâğıt parçaları, mesaj kutusu... Sonunda fikirlerim her yere dağılmıştı ve hiçbirini bir daha bulamıyordum.
Şimdi tek bir kural koydum: fikirlerin tek bir adresi var. Benim için bu, telefonda sadece fikirler için ayırdığım tek bir not alanı. Senin düzeninde bu, cebindeki küçük bir defter de olabilir. Önemli olan, “fikir mi geldi, oraya yaz” kuralının tek ve net olması.
Burada mükemmeliyetçilik tuzağına düşmemeye çalışıyorum. Güzel bir sistem kurmak için saatler harcamak da bir tür kaçınma olabiliyor. Basit bir liste yeterli.
Kaydetmeyi neredeyse çabasız yapmak
Fikri yakalamak, fikri düşünmekten kolay olmalı. Bu yüzden çabayı olabildiğince azaltıyorum:
- Sesli not. Elim doluyken ya da yürürken yazmak zor. Telefona iki cümle konuşmak çok daha hızlı. Konuşmak, fikri toparlamama da yardımcı oluyor.
- Tek cümle kuralı. Fikri tam ve düzgün yazmaya çalışmıyorum. Sadece onu geri çağıracak bir başlık: “bir sabah rutini yazısı, ‘ilk beş dakika’ açısı”. Ayrıntılar sonra gelir.
- Hemen ulaşılabilir olması. Telefonun ana ekranında tek dokunuşla açılan bir not alanı ya da çalışma masamda duran bir kâğıt.
- Gece için başucunda bir şey. Uykudan önce gelen fikirleri kaydetmek için yatağın yanında bir not kâğıdı. Bu, zihnimin onu tutmak için dönüp durmasını engelliyor.
- Kayıt sırasında karar vermemek. O an “iyi mi, kötü mü, yapılır mı” diye düşünmüyorum. Sadece kaydediyorum.
Bu beş adım basit görünebilir, ama bunlar sayesinde yakaladığım fikir sayısı belirgin biçimde arttı.
Gece gelen fikirler ve uyku
Gece yatağa girdiğimde zihnim bazen fikir üretmeye başlıyor ve uykuya geçmem zorlaşıyor. Burada fikirleri yakalamanın bir bonusu var: yazdığımda zihnim “tamam, kayıtta” diyerek gevşiyor. Başucumdaki küçük defter bu yüzden işe yarıyor.
Ama burada da bir sınır koymaya çalışıyorum. Yalnızca birkaç kelime yazıyorum, ışığı çok açmıyorum, ekran kullanmıyorsam daha iyi. Fikri geliştirmek için uyanmıyorum. Eğer uykusuzluk sık sık yaşanıyor ve gündüzlerini etkiliyorsa, bu konuyu fikirler değil bir doktorla konuşmak daha doğru olur.
İş ortasında fikir geldiğinde ne yapıyorum?
En zor an, başka bir işe odaklanmışken gelen fikir. Hemen peşine düşmek istiyorum çünkü yeni fikir her zaman eskiden daha çekici görünüyor. Ama bu, elimdeki işi bırakmama ve günün sonunda hiçbir şeyi bitirmemiş olmama yol açıyor.
Bu durumda bir park etme yöntemi uyguluyorum. Fikri hızlıca fikir alanına yazıyorum, bir nefes alıyorum ve işe geri dönüyorum. Kendime şunu söylüyorum: “Bu fikir kaybolmayacak, yazıldı.” Bu cümle önemli. Çünkü zihnimin fikre tutunmasının bir nedeni onu kaybetme korkusu. Yazıldığını bildiğimde elimi gevşetebiliyorum.
Bazen yine de fikir o kadar baskın oluyor ki işe dönmek mümkün olmuyor. O zaman da kendime kısa bir süre tanıyorum: on dakika boyunca fikri geliştirmek, sonra işe dönmek. Zamanı sınırlamak, kendimi tamamen başka bir yere kaptırmamı engelliyor.
Yakaladım, sonra? Fikir bahçesini ayıklamak
Fikirleri yakalamak işin yarısı. Diğer yarısı, onları zaman zaman gözden geçirmek. Aksi hâlde bu liste bir mezarlığa dönüşüyor ve açmaya bile istemiyorum.
Haftada bir kez, sakin bir anda listeye bakıyorum. Her fikre üç seçenekten birini veriyorum:
- Büyüt. Hâlâ heyecan veriyorsa ve zamanım varsa, üzerine küçük bir adım atılabilecek bir yere taşıyorum.
- Beklet. Güzel ama şimdi zamanı değil. Ayrı bir başlık altında kalıyor.
- Bırak. Hevesim geçtiyse listeden çıkarıyorum. Bu, o fikrin değersiz olduğu anlamına gelmiyor, sadece benim için bittiği anlamına geliyor.
Bu ayıklama sırasında bazı fikirlerin birbirleriyle birleştiğini fark ediyorum. Üç hafta arayla gelen iki ayrı fikir, yan yana gelince çok daha anlamlı bir şeye dönüşebiliyor. Zaten fikirleri tutmanın en güzel yanı da bu.
Fikir ile görev arasındaki fark
Bir şeyi daha öğrenmem gerekti: aklıma gelen her şey fikir değil. Bazıları aslında görev. “Şu faturayı ödemeyi unutma” bir fikir değil, bir iş. Bu ikisini aynı listeye koyduğumda ikisi de zarar görüyordu: fikirler görev gibi ağırlaşıyor, görevler fikir gibi yumuşayıp kayboluyordu.
Şimdi bu ayrımı yapıyorum. Yaratıcı ya da merak uyandıran şeyler fikir alanına, yapılması gereken şeyler ayrı bir listeye gidiyor. Kayıt anında bile bunu hızlıca ayırabiliyorum: “Bunu yapmam mı gerekiyor, yoksa keşfetmek mi istiyorum?” Bu küçük soru, iki listenin birbirine karışmasını önlüyor.
Fikirleri yargılamamak
Bir de iç sesim var: “Bu fikir saçma.” “Bunu zaten bir başkası yapmıştır.” “Nasıl olsa bitirmeyeceksin.” Bu sesi dinlersem fikirleri yazmayı bırakıyorum.
Bu yüzden kaydetme aşamasında yargıyı kapatmaya çalışıyorum. Fikirlerin çoğu zaten ortalama veya kullanılmaz olacak ve bu sorun değil. Fikir bolluğunun bir bedeli, çoğunun yarım kalmasıdır; bunu kabul etmek beni rahatlatıyor. İyi bir fikir bulmak için çok fikre ihtiyaç var, çok fikir için de her birine nazik davranmak gerekiyor.
Kendime not
İlham, bende bir ziyaretçi gibi: haber vermeden geliyor, kısa kalıyor. Ona kapıyı açmak için bir sandalye hazır tutmam yeterli: basit, yakın, kolay. Her ziyaretçiyi evde ağırlamak zorunda değilim, ama gelenin adını yazabilmek iyi bir başlangıç.
Bugün senin için tek bir fikir adresi seçebilirsin. Telefonda bir not, çantada bir defter. Sonra bir sonraki fikrin geldiğinde, ona ilk sözü orada vermeyi dene.